BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Olmuyor Sayın Sezer

Olmuyor Sayın Sezer

Cumhurbaşkanı Sezer, Üniversitelerarası Kurul'un kontenjanını kullanarak 1402'lik Alpaslan Işıklı ile Çağdaş Yaşamcı Türkan Saylan'ı YÖK üyeliğine atadı. Ne tesadüf aynı Sezer üç gün önce de "F Tipine özgürlük" diyen entel marksist güruhu ağırladı. Merak ettim, Sayın Sezer'in bu kesime zaafının kaynağı nedir? Ayrıca Cumhurbaşkanını popüler yapan somut icraatını da doğrusu ben bilmiyorum...



Atamalardan haberiniz var mı bilmiyorum. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer YÖK üyeliğine Alpaslan Işıklı ve Türkan Saylan'ı atadı. Üniversitelerarası Kurul'a ait olan kontenjan Cumhurbaşkanlığı makamınca kullanıldı. Diyeceksiniz ki Üniversitelerarası Kurul böyle istedi. Hayır.. Kurulun önerdiği isimler Sezer tarafından dikkate alınmayınca zorunlu olarak bu yola girildi. Atananlar Diyeceksiniz ki bunda büyütülecek bir şey yok. Hayır var... YÖK üyeliğine atananların geçmişine bakarsanız neden var olduğunu siz de kavrarsınız. Birincisi iki isim de 12 Eylül öncesi jargonuyla geçmişin iyi komünistleri. Sayın Alpaslan Işıklı aynı zamanda 1402'liklerden. Yani 12 Eylül yönetimi Işıklı'yı görevinden uzaklaştırmış. Türkan Saylan da Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinin halen Başkanı. Hayır benim şahsen bu isimlerin geçmişlerine ve de fikirsel kimliklerine saygım var. İki ismin onurlu insanlar olduğunu da biliyorum. Vurgulamak istediğim husus Sayın Cumhurbaşkanının böylesine ideolojik bir tercihe gitmesi olayıdır. Kadrolaşma mı? Sayın Sezer Üniversitelerarası Kurulun hür iradesi ile önerdiği pırıl pırıl isimleri şaibe altına sokarcasına reddederek, tartışmalara sebep olacak bu atamaları yapıyor. Düşünüyorum da Sayın Cumhurbaşkanı devletin belli kurumlarında kendi ekibini mi kurmak istiyor? Eğer öyleyse kadrosuna neden özellikle eski keskin marksistler giriyor doğrusu merak ediyorum. Her şeyini devletin karşıtlığına endekslemiş bazıları şüpheniz olmasın bu atamaları da "sivilleşme" ya da "derin devlete başkaldırı" olarak yorumlayacak ve alkışlayacaktır. Bu radikal kesimin ikinci Cumhuriyetçiler ve eski marksistlerle kol kola girmesini "düşmanımın düşmanı dostumdur" mantığı ile kavrayabiliyorum da, Sayın Cumhurbaşkanımızın onlarla beraber mütâlaa edilmesini anlayamıyorum. Öyle ya Cumhuriyetin başı olan bir insan böyle bir görüntüye nasıl sokulabilir? Çankaya'daki kabul Aynı Cumhurbaşkanımız üç gün önce de benzer görüntüler verdi. Sanatçı kimlikli tescilli marksist güruh Sayın Sezer'i köşke ziyarete gitti. Melike Demirağ'dan Ataol Behramoğlu'na, Suavi'den Mustafa Altıoklar'a kadar bu grup entel, Cumhurbaşkanımızdan ısrarla, F Tipi cezaevlerine yönelik eleştirilerine ve taleplerine karşılık vermesini istediler. Sayın Cumhurbaşkanımız bunlara ne mi cevap verdi? Ataol Behramoğlu'nun söylediğine göre dediği şudur: "F Tipi konusunu gündemde tutun. Ben de Adalet Bakanı ile görüşeceğim." Evet Diyarbakır'da 5 polisimizle beraber şehit olan Emniyet Müdürümüz Gaffar Okkan'ın cenazesine yoğun programı nedeni ile gidemeyen Cumhurbaşkanımız F Tipi cezaevlerinin sorunları ile haşır neşir olabiliyor. Sahi bilmediğim için soruyorum Sayın Sezer Gaffar Okkan şehidimizin babasını ya da annesini taziyet için telefonla arama zahmetinde bulundular mı? Yoksa Gaffar Okkan şehidin Çankaya Köşküne kabul buyurduğu enteller kadar değeri mi yoktur! Sorular Bir başka merakım köşk, gazeteciler dahil pek çok kesime kapalı iken eski marksistlere nasıl kapı aralanıyor? Hayır sadece marksistler olayına takılmak da istemiyorum. Başka sorular da var. Diyorlar ki Sayın Sezer'in popülaritesi zirvede, askerin bile önünde gidiyor. Onlara soruyorum Sayın Cumhurbaşkanını öne çıkaracak bir icraatı bana söyleyebilirler mi? Evet bir icraat söylesinler. Mesela Chirac'la Ermeni olayını konuştu. Kafkas ve Orta Asya devletlerinin liderleriyle buluşarak şu konuda mesafe aldı veya Balkanlar, Ortadoğu'da aktif desinler. Hayır böyle bir icraat yok. Pardon kırmızı ışıkta durma ve yoğurt kuyruğuna girme var, hakkını yemeyelim. Ha bir de dürüstlük.. İyi de 70 milyonluk Türkiye'nin diyelim ki 10 milyon hırsızı var, 60 milyonu dürüst. Dolayısı ile dürüstlük bir haslet değil ki. Söyleyin başka bir icraatı var da ben mi bilmiyorum. Bakınız Cumhurbaşkanlığı makamı devletin kurumları arasında ahengi sağlayan ve akordu yapan bir makamdır. Allah aşkına söyleyin bugün Türkiye'de böyle bir ahenk var mıdır? MİT Müsteşarı başka, devletin askeri başka konuşuyor. Başbakan başka, DGM savcısı başka konuşuyor. Devlet adeta birbirine girmiş ve iki ayrı devlet görüntüsü ortaya çıkmış Sayın Sezer ne yapıyor acaba? Tekrar ediyorum hiç abartısız iki ayrı irade görüntüsü varken Cumhurbaşkanı bu tabloya nasıl müdahale etmez ve sorunu aşmak için neden çırpınmaz? Kırgınlığımız yok Soruyorum böyle şeyler Sayın Demirel, Rahmetli Özal ve Sayın Evren döneminde hiç görüldü mü? Bizim Sayın Cumhurbaşkanımıza şahsi bir kırgınlığımız ya da husumetimiz yok. Tersine kendilerine saygımız da vardır. Söylemek istediğimiz Sayın Sezer'in bu görevin üstesinden yeterince gelemediğidir. Bizdeki Cumhurbaşkanlığı makamı nelerin Anayasa'ya aykırı olduğunu bilmekle iktifa edilecek bir makam değildir. Lütfen biraz gayret Sayın Cumhurbaşkanım...
KAPAT