Kendi düşen ağlamaz!

Şampiyonluk az gol yemekten geçer. Dünyada şampiyon olan takımlar, çok gol atarak değil az gol yiyerek bu başarıyı elde ediyor. Zaten futbolun ana kuralı da bu değil mi? Önce gol yemeyeceksin, atacağın golle de maçı kazanacaksın. Trabzonspor’a bakıyorum tam tersine. Bir maçta attığı kadar gol yiyor. Böyle olunca da işler zora giriyor. Trabzonspor’un en büyük derdi, defansın ortasında oynayan Mustafa Yumlu ile Glowacki. İki oyuncu tek tek ele alındığında her takımın arzuladığı futbolcular. Ancak bir arada oynadıklarında faydadan çok zarar veriyor. Bir defans adamının ilk görevi gol yedirmemek. Glowacki’nin, defansif özelliğinden çok ofansif özelliği ağır basıyor. Trabzonspor, böyle bir maçta üç gol yedikten sonra Glowacki gol atsa ne olur? G.Saray’da, Servet neyse Trabzonspor’da da Glowacki o... Trabzonspor’un önde olduğu maçlarda bile Glowacki‘yi tutmak mümkün değil! Devamlı rakip ceza sahasında. İşin ilginç yanı, Mustafa Yumlu da Glowacki‘ye uyup ileri çıkınca olanlar oluyor, defans bloğu dağılıp gidiyor. Bunların tedbirini de alacak olan Şenol Güneş. Ama Güneş, Kayserispor maçının özellikle ilk yarısında bu yanlışları yalızca seyretti.
Başkan Sadri Şener ile Şenol Güneş, yeni yeni haksızlıktan söz etmeye başladı. Bunların olacağını devre arasında yazdım. İkinci yarıda, işin yalnızca sahada bitmeyeceğini, saha dışında güçlü olmak gerektiğini, bu kadar centilmen olmanın başa bela (!) olacağını belirttim. Sözlerimin haklılığı ortaya çıkıyor. Şener ve Güneş (kendilerine göre) haksızlıklara karşı isyanları oynamaya başladılar. Ne var ki bence geç kalınmış bir isyan, çünkü oynanan oyun (!) hedefe çoktan vardı bile...

Kamil Ağabeyi anarken
Geçtiğimiz hafta G.Saray camiası ve Türk futbolu büyük bir ismini Kamil Altan‘ı kaybetti. Uzun yıllar sarı-kırmızılı formaya hizmet eden Kamil abinin bende çok ayrı bir yeri var. Futbol oynadığım yıllarda benim hocalığımı yaptı. F.Bahçe formasını giydiğim yıllarda beni, Nusrettin Örücü‘nün (Arap Nasri) başkanlığını yaptığı zamanın güzide kulübü (şimdi de öyle) Tophane Tayfun’a transfer etti. Kamil abiden futbol adına çok şeyler öğrendim. Rahmetli Kamil Altan, yalnız teknik adam değil futbolcunun babasıydı. Kamil abi, futbolun dışında karizmatik kişiliğiyle zamanının en popüler ismiydi. Böyle bir insanı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyorum. Yeri hiçbir zaman dolmayacak bir insanı kaybettik. Kamil Altan, her zaman kalbimde yaşayacak. Dualarım hep onunla olacak. Türk sporunun başı sağolsun; mekanı cennet olsun...

Arda’nın neresi sakat!
G.Saray yerle bir ama Arda bulunduğu ortamlarda gülücükler dağıtıyor. Bu böyle olunca da Arda‘nın sakatlığına kusura bakmasın inanmıyorum. Arda, sakatlığını sona erdirmek için sanki bir yerden emir bekliyor; bunu aldığı anda hızla iyileşip sahalara dönecek diye düşünüyorum. Bence Arda‘nın sakatlığı kafasında çünkü rahat değil... 40 yıldır bu mesleği yapıyorum hasbelkader de 12 yıl futbol oynadım böyle bir sakatlığı ne gördüm ne de işittim. Avrupa’yı gezdi, gitmediği doktor kalmadı ama Arda hâlâ sakat. İşin en ilginç yanı, sakatlığının kesin olarak ne olduğu da bilinmiyor ve açıklanmıyor; sanki devlet sırrı! Bu arada Arda, oynamadan para kazanmaya devam ediyor. Bence en büyük haksızlık da bu... Arda, her yerde boy boy kendini gösterirken, sahalarda ara ki bulasın. Başkan Adnan Polat, her şeye cevap veriyor, Arda‘ya gelince bin bir dereden su getiriyor! Polat, belli ki bu oyuncuyu satmadığına çok pişman. Çünkü bu gidişle elde kaldı kalacak!

Polat ve Süren

G.Saray, kepenkleri indirdi! Ligden sonra kupaya da veda eden sarı-kırmızılılarda suçlu aranıyor; oysa suçlu ortada ve adeta beni görün diye bağırıyor!..
Koca G.Saray, Arena Stadı uğruna peşkeş çekildi! Polat, Arena’yı sahiplenmek uğruna Avrupa fatihi G.Saray’a tarihinde belki de en büyük hezimeti tattırdı. Bu takım, Faruk Süren başkanlığında, Fatih Terim komutasında, Avrupa’yı dize getirmiş, dünyaya nam salmıştı! UEFA Kupası’nı yenilmeden, finalde Arsenal’i 10 kişiyle yenerek almıştı. Daha sonra ise Real Madrid’in müzesinde olmayan Süper Kupa’yı, elinden, hem de altın golle almasını bilmişti. Kısaca, elde ettiği başarılarla Türk futbolunda çığır açan bir takım, şimdi yerlerde sürünüyor. Kimin sayesinde? Adnan Polat, Adnan Sezgin ve bu yönetim sayesinde. Bir tarafta, Faruk Süren ve Terim, diğer tarafta Polat, Rijkaard ve Hagi. Faruk Süren en başarılı döneminde bu koltuğu bırakmasını bilmiş, buna karşılık Adnan Polat‘ın yaptıkları ortada; arkasından teneke çalınıyor (!) bana mısın demiyor. Bunun yanında, bir de alınan ve satılan futbolcular için ortaya atılan iddialar var ki işin cabası!..

5.3.2011