Başbakan Ahmet Davtuoğlu, AK Parti İstanbul İl Danışma Meclisi Toplantısı’na katıldı. Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen toplantıda partililere hitap eden Davutoğlu, yaşanan terör olaylarını değerlendirdi.

"OPERASYONLAR BİTTİĞİNDE VATAN, VATANDAŞLARI İLE SAĞ OLACAK"

Türkiye’nin son günlerde terörün vahşi yüzü ile bir kez daha karşılaştığını söyleyen Davutoğlu, "Sultanahmet’te bir canlı bomba yabancı misafirlerimize yönelik alçakça saldırı gerçekleştirdi. Ardından Çınar’daki lojmanlara düzenlenen saldırında aralarında bebeklerin de bulunduğu masum insanlarımız kaybettik. İrem’i babası ile birlikte kaybettik. İnşallah onlar cennette en yüce makamdalar. Dün şehidimizin babası yani o olayla hem oğlunu, hem torunun kaybeden Al İhsan beyi telefonla aradım. Zannedersiniz ki sesinde titreme olacak. Telefonun karşısında Ali İhsan bey şunu söyledi. ’Sayın Başbakanımız biz size inanıyoruz. Bu hainlerin üstüne gidiniz, bu vatan için, millet için oğlumu torunumuz şehit verdim ama hepimiz her türlü fedakarlığa hazırız’ dedi. Yalçın Yamaner’in eşi ile görüştük. Zannedersiniz eşini toprağa vermiş bu Hacer hanım ürkek bir sesle konuşacak. Aynı yiğit ses. Bu sefer bir Anadolu kadının dilinden döküle sesi yüreğim titreyerek dinlendim. ’Biz bu millet için her türlü fedakarlığı yapmaya hazırız’ dedi. Hepsinin ağızından tek bir cümle dökülüyordu ’Vatan sağ olsun.’ Biz söz veriyoruz onların fedakarlıklarını hiç unutmayacağız. Vatanımız için ne fedakarlık yapmamız gerekiyorsa ortaya koyacağız. Evet vatan sağ olsun. Ama İnşallah bu operasyonlar neticesinde vatan, vatandaşları ile polisi ile askeri ile kadını ile genci ile yaşlısı ile sağ olacak. Türkü, Kürdü, Alevisi, Sünnisi ile var olacak. Toprağa düşen her can bizim içimizi yakıyor. Keşke o barikatların arkasında kandırılmış o gençler de bu hain hesapların içinde yer almaktansa üniversite anfilerinde olsa ve biz de onlara oralarda hocalık yapsak. Keşke gelseler özgürce fikirlerini ifade etseler. İnşallah o günler de gelecek. Bu aziz ülkede bugüne kadar nasıl el ele yaşadıysak, bundan sonra da devam edeceğiz" diye konuştu.

"DÜNYADA HALA ’SENİN TERÖRİSTİN İYİ, BENİMKİ KÖTÜ’ ZİHNİYETİ VAR"

Türkiye’nin uzun zamandır terörle mücadele ettiğini hatırlatan Davutoğlu, "İnsanlarımız terör sebebiyle ağır bedeller ödedi, acılar çekti. Terörün nasıl bir bela olduğunu, nelere yol açtığını iyi biliyoruz. Ağır tecrübelerden geçtiğimiz için terörün her türlüsünün insanlık suçu olduğunu her zaman ifade ettik. Son bir yılda dünyada yaşanan saldırıların bile terörün iyisinin kötüsünün olmayacağını insanlığa öğretmiş olması gerekir. Düne kadar terörün kanlı yüzü ile çok sık karşılaşmayan yönetimler yeterli bilinci gösteremiyor. Londra, Madrid ve Paris saldırılarından sonra teröre karşı bir bilinç oluşmaya başladı. Ama ne yazık ki terör bütüncül bir bakış açısı geliştirilmiş değil. Hala ’senin teröristin iyi, benimki kötü’ zihniyet ortadan kalkmış değil. Dünya hala bölgemizde yaşana terör olaylarına yeterli ilgiyi göstermiyor. Kimden gelirse gelsin ve amacı ne olursa olsun her türlü terörist odağı mahkum etmek gerektiğini herkes anlamalıdır. Her türlü terörist örgütle aynı kararlılıkla mücadele etmek gerekir. Uluslararası toplumun terör karşısında ortak bir irade geliştirememiş olması çok acı. Allah bütün insanları korusun ama bugünün dünyasında herkes terörün kurbanı olabilir" şeklinde konuştu.

"TERÖR ÖRGÜTLERİ MAKSAT KAN DÖKMEK OLUNCA OMUZ OMUZA VEREBİLİYOR"

Sultanahmet’te yaşanan saldırıyı da değerlendiren Başbakan Davutoğlu, "Medeniyet tarihin en muhteşem eserlerinin dibinde masum canların kanına girildiği gibi, Çınar’da masum çocukların kanına girecek kadar alçaktır terör. Sultanahmet saldırısı İstanbul’da bir DEAŞ militanı tarafından gerçekleştirilmiş, olayda Alman dostlarımız hayatını kaybetmiştir. Bir çoğu yaralanmıştır. Hepsini hastanelerde ziyaret ettim. Yaralılar o zor şartlarda dahi ’Türkiye’ye müteşekkiriz. Anında bize yetişen ambulanslara, bize hizmet eden Türk doktorlara müteşekkiriz’ diyorlardı. Biz hem İstanbul’daki hastanelerde bu misafirlere şifa dağıtmaya çalışan, hem Cizre’de Silopi’de şifa dağıtmak isteyen doktorlara, hemşirelere teşekkür ediyoruz. Bu vesileyle Alman, Norveç ve Peru toplumu acılarını gönülden paylaşıyoruz. Terör, kurbanları seçerken hiçbir ayrım yapmıyor. Bu anlamda saldırıları gerçekleştiren örgütün ne olduğunu ve hangi davaya inandığını önemi yok. Çünkü bütün terör örgütleri aynı stratejileri kullanıyor. İdeolojik olarak birbirileri ile bir arada düşünemeyeceğiniz örgütler, maksat kan dökmek olunca omuz omuza verip birlikte saldırabiliyor. Kaos oluşturmak için bir araya gelebiliyorlar.

Biz 7 Haziran sonrasında bunu gördük. Hükümet kurma noktasında yaşanan geçici belirsizlik halini fırsat bilen virüsler, 3 terör örgütü aynı anda saldırıya geçti. DEAŞ, PKK ve DHKP-C saldırılarını birlikte gördük. O noktada biz şu bu terör örgütü diye ayrıma gitmedik. Eş zamanlı operasyonlar başlattık. Operasyonlar devam ediyor. 23 Temmuz’da aldığımız karar, geçici bir karar değil. ’Türkiye’nin her dağını, vadisini, şehrini, sokağını temizleyeceksiniz’ talimatı verdik. Bu talimat bugün de geçerlidir. Hiçbir baskı bizi bu topraklardaki terör tehdidi ortadan kalkana kadar mücadele azmimizden geri çeviremez. Hiçbir ülkenin doğrudan kendini hedef almadığı için bir terör örgütüne tavizkar davranma hakkı yoktur. Her ülke bu bilinci göstermeli ve dünyadan terörün kökünü kazınmalıdır. Aksi halde bugün bizi vuran terör yarın onları vurur. Bu acı olaylar ders olmalı. İnsanlar teröre karşı omuz omuza mücadele etmeli. Gelin terörün her türlüsüne karış net bir tavır alalım, birlikte hareket edelim" ifadelerini kullandı.

"TERÖRİSTİ HOŞ GÖREN, HÜKÜMETİ MAHKUM EDEN YAKLAŞIMLARI KABUL EDEMEYİZ"

Güneydoğu’daki operasyonların terör örgütünü tümüyle etkisiz hale getirilene kadar süreceğini söyleyen Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Normal hayatı kesintiye uğratarak, şehirleri kargaşaya sürüklemek, ve devleti aciz göstermek için terör örgütünün kazdığı çukurları, barikatları tek tek temizliyoruz. Geride tek bir çukur, tek bir barikat bırakmayacağız. Devletin öncelikli görevi vatandaşların can ve mal güvenliğini sağlamaktır. Hükümet olarak sorumluluğumuzun farkındayız ve gereğin yerine getiriyoruz. Terörle mücadelede mesafeler aldık, bunları hedefe ulaştırmakta kararlıyız. Bunları yaparken demokratik hukuk kuralarına riayet ediyoruz. Operasyonların bu kadar zaman almasının yegane sebebi hukuk içerisinde hareket etmeye gösterdiğimiz özen ve sivillerin zarar görmemesi için gösterdiğimiz çabadır. Hedefimiz masum vatandaşlarımızı öldüren, küçücük Kürt çocuklarını aldatıp, eline silah vererek ölüme gönderen bu terörü tümü ile ortadan kaldırmaktır. Bütün dünyada hukuk çerçevesinde nasıl teröre karşı mücadele edileceği bellidir. Bizim bu çerçeve dışına çıkan bir uygulamamız olmaz. Zaman içerisinde istisnai bir yanlış ortaya çıkarsa onun üzerine de gidiyoruz. Terörle ilgili operasyonlar da eleştiriye açıktır. Bundan korkmayız ancak teröristi hoş gören, buna karşılık terörle mücadele eden hükümeti mahkum eden yaklaşımları asla kabul edemeyiz. Bu yaklaşımlar iyi niyetli eleştiriler bağlamına sokulamaz. Mesnetsiz, hakkaniyetsiz bu yaklaşımlar terörün ekmeğine yağ sürmekten başka bir amaca matuf değildir"

"GERÇEKLİKTEN KOPUK, KANDİL ZİHNİYETİNİ YANSITAN BİR BİLDİRİ"

Konuşmasında bir grup akademisyenin imzaladığın bildiriye de değinen Başbakan Davutoğlu, "Bir grup akademisyen tarafından hazırlanan bildiri de hakkaniyetten oldukça uzak, gerçeklikten kopuk, ön yargı ile kandil zihniyetini yansıtan bir bildiridir. Ne yazık ki. Bu bildiride terör örgütüne yönelik en ufak bir eleştiriye, ikaza, terörist saldırıları mahkum eden en ufak bir duruşa sahip değildir. Aralarında imza attıkları bu bildirinin muhtevasına sahip olmayan akademisyenlerin de olduğunu biliyorum. Bu hakkaniyetsiz girişimleri, hele terör örgütlerinin saldırıları ortadayken bu imzaları anlamak mümkün değildir. Doğrusu bu girişimde bir iyi niyetin, akademik bir hassasiyetin, yapıcı bir eleştirinin varlığından bahsetmek de mümkün değildir. Bir yandan bu ülkenin geleceğini inşa etmeyi bir kenara bırakıp gönüllü terör sözcülüğüne soyunmuş bu akademisyenler, diğer yanda fedakar öğretmenlerimiz var. Dün yaptığımız 4. telefon görüşmesi beni duygulandırdı. Dün Muş’un Güdümlü köyünün mezrasında öğretmenlik yapan Cengiz Sur kardeşimle görüştüm. Cengiz Sur, okula öğrencileri sırtında taşıyarak götürüyor ve geri getiriyor. Şimdi Cengiz beyin içinde bulunduğu şartlarla bu akademisyenlerin şartlarını karşılaştırın. İstanbul’da boğaza bakan sıcacık öğretim üyesi odalarından bahsetmiyorum, mezra diyorum mezra. Bir yanda konforlu odalarından bu hükümete had bildirmeye çalışanlar, diğer yanda o beyefendiler yataklarından kalkmada sınıfı ısıtan, karları temizleyen, öğrencilerini sırtında taşıyan Cengiz öğretmenlerden bahsediyorum. Aradım Cengiz öğretmeni. Bir meslektaşı olarak kendisi ile iftihar ettiğimi söyledim. Bu öğretmenler bu fedakarlıkları yaptıkça o gençler geleceğe aydınlık yürüyecek. Şunu söyledi ’Sayın Başbakanım biz meslektaşız, biz de sizlerle gurur duyuyoruz. Bilin ki elinden tutup götürdüğüm her öğrenci bu vatana sadık olarak yetişecektir.’ Bütün öğretmenlerimizi bir kez daha tebrik ediyorum. Silopi’den Cizre’den öğrencilerinden gözyaşları içinde ayrılan öğretmenlerimizi de, Hakkari’de eşi şehit olduktan sonra ’Bir an önce öğrencilerime dönmek istiyorum’ diyen öğretmenleri de hürmetle anıyorum. Silah zoruyla hakimiyet kurmayı hedefleyen, aziz Kürt vatandaşlarımızın hayatını zehir eden terör örgütünün, böyle bir akademik desteğe kavuşması, imza atan akademisyenler açısından ayrıca büyük bir talihsizliktir. Akademisyenler imza attıkları bu bildiriyi tekrar tekrar okuduklarında eminim utanç duyacaklardır. Buradan çağrıda bulunuyorum. Geliniz erdem irfan ışığında bu bildiriyi bir kez daha okuyunuz ve imzalarınızı çekiniz. Atacağınız bu adım bundan sonraki sözleriniz değerli kılacaktır. Bu adımı atmazsanız, çocukların cansız bedeni yerde yatarken terör örgütüne destek veren böyle bir bildiriden imza çekmezseniz hayatınız boyuncu söyleyeceğiniz her akademik söz şüphe ile karşılanacaktır. Sizler her şeyden önce o çocuk bedenlerini zihninizde bir an tahayyül ediniz ve bir daha o bildiriyi okuyunuz. Bize yapılan bir haksızlığı sineye çekebilirim ama gencecik memleket evlatlarının canları pahasına bu mücadelesine yapılan haksızlığı, şehit eşlerin acısını yok sayan bu tavrı içine sindirmek mümkün değil. Hala bir muhasebe yapmadılarsa gazeteler bir kez daha baksınlar. Şehidin tabutuna koşan yavrusunun fotoğrafına baksınlar. Hiç mi vicdanınız yok ki bu insanlara karşı duyarsız kalıyorsunuz. Evde çocuklarınız bu anlamda yüzüne nasıl bakabilirsiniz. Keşke o barikatların arkasındaki çocuklar, bu terör odaklarının etkisinde kalmamış olsalardı. Biz bu operasyonları o çocukları da kurtarmak için yapıyoruz. Bu ülkenin tek bir evladının kaybolmasına tahammülümüz yok. Begüm yavrumuz bir daha babasına sarılamayacakken, siz hangi yüzle teröre tek bir cümle edememişken kendi çocuklarınıza sarılacaksınız. Bildiri metninde ne yazık ki terör örgütünün o kara propagandanın dili kullanılmıştır. Kendi adıma o bildiride imzası olan akademisyenlerin, terörle aralarına mesafe koyan açıklamalarını bekliyorum. Çıksınlar ’bu yanlış’ desinler. Hiç bir akademisyenin böyle bir metine anılmasını istemem. Orada ismi bulunan ve bu tablodan rahatız olanlar olduğunu biliyorum. Kimse bu zulme seyirci kalmamızı beklemesin. Terör çıkmaz sokaktır ve bu ülkede mutlaka temizlenecektir" dedi.