Haliç, Altınboynuz, Sa'dâbâd...

1970'li yıllarda, Eyübsultan, Alibeyköy, Kâğıthane taraflarına işi düşenler, Unkapanı köprüsünden ileriye geçer geçmez, burun direğini sarsan o kesif kokudan perişan olurdu! Haliç'in her iki tarafında oturan insanlar da çaresiz o müthiş kötü kokuyu kanıksamışlardı...
1980'li yılların ortalarında, İstanbul Anakent Belediye Başkanlığının ANAP tarafından kazanılmasıyla (Bedrettin Dalan), Haliç'in etrafındaki yapıların yıkılmasına başlandı ve Haliç suyunun temizlenmesi için yeni projeler uygulandı. Ancak Dalan, verdiği iddialı sözlere rağmen (HALİÇ'İ GÖZLERİM GİBİ MAVİ YAPACAĞIM demişti.), bahse konu projeler tamamlanamadan, yerel seçimlerde koltuğunu CHP'li Nurettin Sözen'e kaptırdı. Sözen dönemi, İstanbul için tam bir kâbus oldu. Bırakınız Haliç'in suyunu temizlemeyi, İstanbul susuzluktan kırıldığından, çözüm olarak şehrin su şebekesine deniz suyu dahi pompalandı!
1994 yerel seçimlerinde Tayyip Erdoğan'ın Büyükşehir Belediye Başkanı olmasıyla, Haliç'te kalıcı ve gerçekçi bir temizleme hamlesi başlatıldı. Milyonlarca m3 çamur tahliye edilerek, Haliç'te oluşmuş bulunan adacıklar yok edildi. Daha önce başlatılmış olan, atık su kolektörleri kuşaklaması tamamlanarak, Haliç'e kanalizasyon sularının akışına son verildi. Böylece nihayet Haliç'in kirlenmesi durduruldu...
Başbakan Erdoğan'ın İstanbul sevdası, artık herkesçe biliniyor. Zira her vesile ile İstanbul'a duyduğu sevgiyi, tekrar tekrar dile getiriyor...
Önceki gün, Boğaz suyunun Haliç'e akıtılması töreninde, "Bugün Haliç'te tam 48 çeşit balık var..." derken, ne kadar da mutluydu! 1980'li yıllarda, Çengelköy'de ikamet ederken, her gün vapurla Eminönü'ne, oradan Cağaloğlu'na işe gelip giderdim. O yıllarda, senenin belli zamanlarında küçük balık sürülerinin boğazdan geçişinden başka, öyle pek fazla balık görülmezdi. Çok iyi hatırlıyorum, 1985 kışında, Haliç'in iç kısımlarında, tek tük istavrit görülmesi, "kulağına kar suyu kaçmış..." şeklinde latifelere konu olmuştu.
On gün kadar önce vapurla Üsküdar'a geçerken, şahsen ilk defa; hem Eminönü iskelesinde, hem de Üsküdar iskelesinde, bol miktarda balığın yüzdüğünü gördüm ve gerçekten çok sevindim. Hem deniz suyu, balıkları görebileceğimiz kadar berraklaşmıştı, hem de artık balıklar orada yoğunlaşmıştı. Boğaz'dan "CAN SUYU" akıtılmasıyla (Dokuz km'lik tünelden günde 360 bin m3 su akacak...), bundan böyle Haliç suyu daha berraklaşacak. Böylece, henüz tam kaybolmamış koku da giderek daha azalacak ve çok uzak olmayan bir gelecekte bütünüyle kaybolacak. İşte o zaman, Lale Devri'nin ünlü şairi Nedim'in, şu mısraları tekrar iştiyakla terennüm edilecek:
"Bir safâ bahşedelim gel, şu dil-i nâ şâde/Gidelim servi revanım, yürü Sa'dâbâd'e/İşte, üç çift kayık iskelede âmâde/Gidelim servi revanım, yürü Sa'dâbâd'e...
Gülelim oynayalım, kâm alalım dünyadan/ Mâ-i tesnîm içelim çeşme-i nev peydadan/Görelim âb-ı hayat aktığın ejderhadan/Gidelim servi revanım, yürü Sa'dâbâd'e..."
Evet, o zaman Haliç'in her iki yakasındaki kongre merkezlerine (Eski Sütlüce Mezbahası ve Feshane) gelen konuklar da, daha temiz ve berrak Haliç sularını seyretmekten keyif alacak. Kısacası Haliç o vakit tekrar ALTINBOYNUZ olacak!..


23.10.2012