BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Şehirden kaçanlar Kaçkarlarda

İrfan Özfatura
Facebook

Yaz ortasında kar topu oynayıp kızak kaymak mümkün mü? Araplar sanki bir rüyadalar, Yedigöl’e bayılıyorlar.  

Sabah erkenden çıkalım, saat altıda tekerlek dönmüş olsun mutlaka.
“Yaa Kemal Abi” diyoruz “Acelemiz ne, yoldan gelmişiz sallanıyoruz hâlâ!”
-Siz beni dinleyin, sis inerse pişman olursunuz sonra.
-Sis inerse ne olur?
-Bildiğiniz gibi değil, göz gözü görmez, el yordamı ile dolaşabilirsiniz anca. Fotoğrafı, videoyu unutun, artık bir başka bahara.
-Yapma ya.
Kemal Abi bizim İHA muhabirimiz, aslen Çaykaralı. Trabzon’da yer halası, gök teyzesi, açmadığı kapı yok, çok seviliyor civarda. Tam bir haberci, 7/24 sokaklarda.
-Abi bari kahvaltı yapaydık. Dur şuradan simit mimit alalım yanımıza.
-Yürüyün size balık çorbası içireceğim Of’ta, böylesini zor bulursunuz bir daha.

SABAH ÇORBASI
Mehmed Usta’yı (Cansızoğlu) koca bir tencerenin başında buluyoruz, kepçesini itinayla daldırıp boca ediyor tabaklara. Yanına limon koyuyor, üstüne maydanoz ekiyor bolca.
“Çorbayı hazırlaması yaklaşık üç saat sürüyor” diyor, “İçinde dört çeşit balık var.”
-Mesela bunda?
-Buna karagöz, levrek, çipura ve somon kattım. Ağlardan onlar çıktı zira. Bazen kalkan, iskorpit koyuyoruz, tadı farklı oluyor. Yalnız hangi balık hangisine yakışır bilmek lazım, rastgele omaz asla.
-Ev hanımları için bir tarif alsak.
-Önce balıkları ayıklasın, yıkasın haşlasınlar, içine defne yaprağı ve maydanoz atabilirler bu arada. Deniz balığı malum yağlı ve kokuludur, kaynatıp hafiflettikten sonra değişik baharatlarla geçebilirsiniz çorbaya. Malzeme çok mühim, biz pul biber kullanmıyor, Arnavut biberini tercih ediyoruz. Sarımsak Kastamonu’dan, tereyağı civardan geliyor. Herkesin damak tadına hitap etmeye çalışıyoruz. Otobüsler bile mola verdiğine göre, reçeteyi tutturduk sonunda.
Çorbayı sıcak sıcak içiyor ve çok beğeniyoruz. Hem gıdalı hem doyurucu. Bu, bizi rahat götürür akşama.

TABİATLA BAŞ BAŞA…
Kemal Abi tam bir Çaykaralı, geziye de oradan başlatıyor, önceleri “Kendi kasabasını mı kayırıyor” desek de götürdüğü yerler gerçekten görülmeye değer, Uzungöl ve Haldizen Vadisi çok başka.
Uzungöl’de mola vereceğimizi sanıyorduk, durmuyor bile vuruyor yukarılara. Dere çağıl çağıl akıyor, ak köpüklü manzaralar objektife göz kırpıyor. Abi duraydık iki kare basaydık.
- Şimdi değil sonra. Hele bir sis çökmeden çıkalım da doruğa.
Tırmanıyoruz tırmanıyoruz iki bin metreyi geçince ağaçlar bitiyor. Çiçekler hâkim oluyor. Kar suları erimiş, bastığınız yerler ıslak ıslak. Hayvanlar otlarken sularını da içiyorlar bir yandan.
Demirkapı Köyü Çaykara’ya 45 kilometre uzaklıkta çok eski bir köy, beş asır evvelki arşiv kayıtlarında bile adı (Haldizen) geçiyor. Köyün ortasında çağıl çağıl akan dere, fonda uğul uğul su sesi. Ne uyunur ama burada! Bu bungalovlar, ahşap evler boşuna yapılmadı ya.
Devam ediyoruz, rampalar dik, yol soyulmuş elma kabuğu gibi helezon helezon dönüyor. Zemin artık asfalt değil, toprak patinaj yaptırıyor arabaya. Başka yerde olsa motor su kaynatır ama acı bir soğuk var dışarıda.
İrtifa 2.500’leri geçip üç bine yaklaşıyor. Ve ilk molamızı veriyoruz Aygır Gölü kıyısında.
Yanı yöresi kar, zirve dumandan kaybolmuş görünmüyor. Soğuk mu? Hem de nasıl. İçiniz titriyor. Dıdıdı dedirtiyor adama.
Burada çay içilir Abi. Hem hava soğuk hem nefis manzara.  
Aydın Bey ve Fatma Abla tekerlekli bir ahşapta yaşıyor, tavukları var, semaver kaynatıyorlar konuklara.
Ortalık gerçekten temiz, “Bu dağı çocuklarımıza temiz bırakacağız” diyor, çevreye sahip çıkıyorlar kararlılıkla.

BALIKLI GÖL
Balıklı Göl adı üzerine balıklı. Kırmızı noktalı alabalıklar fink atıyor. Ancak ağ olta yok, şu an koruma altında.
Balıklı Göle yamaçtan insek?
Evet bu mümkün ama sağlam ayakkabılar olacak ayağınızda. Kar üzerinde bir kere kaymaya başlarsanız durmanız mümkün değil, doğru kayalara.
Tepenin arkası balı ile meşhur Anzer Yaylası. Bu civarda da hayli balcı var, zaten bu kadar çiçeğin içinde yapmasalar hata.
Bazı ballar krem renkli ve donuk donuk duruyor. Meğer has bal donarmış, çam ve kestane istisna olmak kaydıyla.
Ortalıkta nasıl kuş cıvılıtısı, horoz sesleri geliyor uzaktan uzağa… Demirkapı Gölü hayli mesafeli oysa.
Bu göller yedi kardeş. Alayı da krater gölü, demek fırtınalar kopmuş zamanında.
Aygır ve Balıklı Göl’e ulaştık anlattık. Lakin Karagöl, Sarıçicek, Pir Ömer, Buzlu, Dipsiz göl ve Çifte Göl’e gitmek için ucundan köşesinden dağcı olmak gerekiyor. Şu ayağımızdaki iskarpinlerle, sırtımızdaki yazlıklarla gidilesi değil. Güneş düştüğü tarafı ılıtsa da öbür tarafınız donuyor âdeta.
Kemal Abi hazırlıklı, “Ben size söylemiştim” diyor, kahırlı bir ses tonuyla.
Burada en giden şey gözleme. Araplar yeni keşfetmiş olmalı, bayılıyorlar.  
Efendim, çadırımı alıp gelsem. Evet kurabilirsiniz, kimse karışmaz ama malzemeleriniz dağcılarınkinden olmalı, donarsınız yoksa.

 DEKLANŞÖRE KUVVET
Bu arada çiçek resmi çekmeye doyamıyorsunuz. Bunlarla bir daha ya karşılaşır ya karşılaşamayız, insan ömründe kaç defa çıkıyor üç bin metre irtifaa.
Yöre SİT alanı, beton sokmuyorlar asla. Bir iki ahşap baraka var o kadar, onların da rüzgâr önlerinden girip arkalarından çıkıyor.
Araplar burayı çok sevmiş, nasıl sevmesinler bardağını daldır iç, bu lezzette ve bu serinlikte suyu rüyalarında bile göremezler bir daha. Tadını çıkarmaya bakıyor, kar topu oynuyor, buzda kayıyor, makaralı halatla göl geçiyor, at ve sandal kiralıyorlar.
Esnaf da onlardan hoşnut, bere, yün çorap, keşan alıyor, bal kavanozlarını dizdiriyorlar kutulara.
Yerliler ah bir mescidimiz olsa diyorlar, erkeklere halı seccade de yetiyor ama kadınlar namaz kılarken sütre arkasına girmek istiyor. Mescit yapmak bir şey değil de SİT alanı; izin, formalite zaman alıyor.
Civarda ne bir poşet ne meşrubat kutusu görüyorum. Kendilerine satış yapsın diye kulübe verilenler çevreye göz kulak oluyor. Çoluk çocuk mıntıka temizliğine çıkıyorlarmış her sabah.
İşte bu. Kazan kazan formülü, bakarsan bağ derler ya!
Kemal Abi haklıymış, sis ufaktan ufaktan çöküyor, belli ki duman altı olacağız biraz sonra.
Demeye kalmıyor aşağı iniyoruz ama farların ışığında.

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
608965 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/irfan-ozfatura/608965.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT