BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Bütün talebeler ve müderrisler onun ihlâsına hayran kalmıştı...

O çok şeyler öğrenmek, insanların, insanlığın ebedi saadeti için uğraşmak istiyordu...
 
Meşakkatli bir yolculuktan sonra geldiği Bursa ve kalacağı medrese bütün yorgunluğunu unutturmuştu. Hocasının tembihlediği gibi yaptı. Emanet mektubu ser müderris efendiye verdi ve tez zamanda da gösterilen odasına yerleşti.
Yarısı toprağın altında olan bu odanın duvarlarının neredeyse tamamı iri ve çerçevesi kalın kitaplıkla kaplıydı. Kalın, ince kitapların istif edildiği kütüphane sanki bilerek ona tahsis edilmişti. Çoğu el yazması bu nadide eserler Molla Numan Efendiyi şimdiden keyiflendirmişti. Üzerinde işaretlenmiş yerleri de vardı tabiî ki. Ortadaki kocaman çalışma masasının üzerinde siyah meşin kaplı bir kitap ortadan açılmış vaziyette öylesine duruyordu. “Birisinin dersi olmalı” dedi, incelemeye başladı.
Aynı ruh ve heyecanla; verilenleri en güzel şekilde yerine getirecek, denilenleri noksansız yapacaktı. O çok şeyler öğrenmek, insanların, insanlığın ebedi saadeti için uğraşmak istiyordu...
Dediği gibi yaptı. Kısa zamanda eksiklerini tamamladı, onların ilmine yetişti. Medresedeki bütün talebeler ve müderrisler; ilim öğrenme aşkına, ferasetine, güzel huyuna, yardımseverliğine, çalışkanlığına, ihlâsına hayran kalmıştı... Kısaca; muazzam bir kabiliyetle karşı karşıyaydılar. Yeni gelen misafir; çok farklıydı...
 
Hasretten beni ağlıyor sanma!
O duygular; pek geride kaldı.
İlmin tadı bambaşkadır amma…
Kalbimin hepsi; kapında kaldı.
                  ***
Her bakımdan Bursa bir harikaydı… Renk renk çiçekleri, kurumadan yenileşen yeşillikleri; ormanı, dağları, çayları, dereleri, gölleri ve uzakta olsa deniziyle insanlar için tükenmez bir huzur ve saadet kaynağıydı. Biraz onu okumayı öğrenmiş olanlar, güzellik hissi taşıyanlar; bu gözler önünde akıp giden harikuladeliklere hayran oluyor ve elinde olmadan da pek seviyordu. İnsanların yanlış anlamasından korkan, devamlı koşuşturmaktan yorulan, aynı muhitte yaşamaktan bıkanlar, kendilerini el değmemiş tabiatın bağrına atmakla bütün bu güzellikleri kucaklamış oluyordu. Orada bir müddet günahsız mahlukatla baş başa kalıp dönenlerin gözleri neşe parıltıları ile doluyor, kendini dinlenmiş, rahatlamış buluyordu.
“Ruhunu, bedenini; geçici dünyalıklar için ortaya koyanlara, zenginliği tasvip etmemek hiç haddime olmasa da gördüğüm o ki; herkes ilim tahsil etmiş, mal-mülk sahibi olmuş, mesut ve bahtiyar evlilikler yapmış olsalar da çok eksiklikleri vardı. Her şey aşikâr görünüyordu… Evler, arsalar, bağ ve bahçeler, hiç yorulmadan kazanılan paralar, insanlar tarafından sevilip sayılmalar, en mühimi de parmakla gösterilmelerin hepsi de bir hiç! Herkes için numune olsalar da benim gibi boştu boş…” deyip içindeki yangını söndürmeye çalışan Molla Numan’ın yakınından geçerken kendi kendine söylendiğini gören talebenin biri şöyle dedi:
- Ne söylenip duruyorsun? Gören de deli sanacak molla efendi! DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
611618 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/611618.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT