BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Hayalinde, büyüklerin anlattığı bir medrese canlandırıyordu...

Çoğu insanlar pek cahildi, yarı okumuşların kibrinden de bıkmıştı.
 
Talebe arkadaşı seslendi:
- Yine daldın Numan!
- Anam aklıma geldi! O çok istiyordu talebe yetiştirmemi… Ama bizde o kâbiliyet nerede?
- O kâbiliyet fazlasıyla var sizde… Biz de biliyoruz, Bursa’daki bütün âlimler de…
- !!!
Numan sadece yutkundu. Gözlerinden yuvarlanan iki damla; sevinç yaşları mıydı, yoksa mesuliyet korkusu mu? Onu ne kendi, ne de başkaları bilemedi... 
             ***
Numan, en güzel, en nadide kitapların isimlerini yazdığı levhayı yukarıdan aşağıya doğru süzdü. Ehl-i sünnet hanesinde ismi en ziyade tekrarlanan İmâm-ı Mâtüridî hazretlerine ait eserlerdi. Bu kıymetli eserlerden; levhanın birinci hanesinde, Kitab-üt-tevhid” yazılı idi. İkinci hanesinde “Te’vilât-ül-Kur’ân” Üçüncü hanesinde: “Kitâbü’l-makâlât fi’l-kelâm”… Hepsini de okumuştu. Elbette ki bu yola giren öyle olmalıydı. Dahası da vardı. Bir kere okumadığı eser kalsın istememişti. Çünkü hemen bütün nefisler kolaya kaçıyor, çalışmayı, zorlanmayı sevmiyordu. Ona muhalefet etmeliydi.
Çoğu insanlar pek cahildi, yarı okumuşların kibrinden de bıkmıştı. Orhaniye Medresesini dolduran talebelerden de hemen hepsi çok çalışıyor, birbirleriyle ilim öğrenme yarışındaydı. Numan, hepsini geçebileceğine inanmıştı; öyle düşündü, öyle yaptı. Bunun için de sebeplere yapıştı. Hatta bir müderris “Dünyada ilim tahsil etmek istiyorsan en zorundan, en karmaşık gibi görünenden başlamak lazım” demişti. Bu kim bilir nasıl bir hissiyattı?
Hayalinde büyüklerin anlattığı bir dergâh, medrese canlandırıyor, orada büyük ve ceviz rahleler üzerinde sararmış yapraklarıyla ortadan açılmış beyaz zemin üzerine siyah mürekkeple yazılmış satırlar görüyor gibiydi. İşte her yabancıdan, ecnebiden ve kem gözlerden uzak, koca bir mumun titrek ışıkları aydınlığında, kurşun kubbelerin serin gölgelerde ve atlastan minderler üzerinde, âdeta kılı kırk yararak yazılmış olan bu nefis kitapları okudu, özümledi, en kısa zamanda kendisinden bir parça hâline getirdi. O ilmin ehemmiyetini, inceliklerini çok iyi anlamış biriydi.
             ***
En büyük zevki; medresenin bahar kokan bahçesinde veya yeşilliklerin bol olduğu derenin kenarında yalnız başına oturup hayallere dalmak, tefekkür etmekti Numan’ın... Bu hâli, hareketlerine tezat teşkil edecek şekilde ve başkalarının erişemeyeceği kadar yüksek ve cesurca idi: Okuduğu sayısız kitaplardan öğrendiklerini olduğu gibi hayata geçiren, hocalarının her sözüne tereddütsüz itaat eden biri olarak meşhur oldu. Şeytanın ve nefsin ortalığı kasıp kavurduğu bir yaşta onlarla amansız bir mücadeledeydi. İlmin; içinde şeklini pek tayin edemediği tatlı arzular uyandıran, derin ve esrarlı dünyasını allak bullak eden kuvvetini kim nasıl anlayacaktı ki?
Bursa medresesinde Arabi, Farisi öğrendi, bu dillere vukufiyetini artırdı. Bundan sonra karşılaştığı meseleleri asıl kaynaklarından araştırma, inceleme fırsatı bulabileceği için çok huzurluydu. DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
611684 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/611684.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT