BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

NAMUSLU TARİHÇİLİK

Biz, Mehmet Server İskit’in 1950’lerde çıkarttığı Resimli Tarih Mecmuası’na yetişemedik. Bizim bayiden ilk satın alıp okuduğumuz Abdullah Tahsin Yılmaz Öztuna’nın çıkarttığı Hayat Tarih Mecmuasıydı. O sırada orta 3’teydik. “Hayat Tarih”, tifdruk baskısı ve dolu dolu muhtevasıyla çok kaliteli bir mecmuaydı. O’nun 1970’lerdeki 100 Bini geçen tirajına bugün dahi ulaşılamamıştır. Daha sonra ismini bizim koyduğumuz Tarih ve Medeniyet dergisi çıktı. İhlas yayınları arasındaydı. Naşirliğini/editörlüğünü İsmet Miroğlu yapıyordu. 2001 Krizinin savrulmasında kapatıldı ama Fatih isminde idealist bir genç, sabır ve azimle bu yükü omuzlayarak yola devam etti.
Bugün piyasada birkaç tarih dergisi var. Bizim yakından takip ettiğimiz Derin Tarih dergisi. Bu mevkute, Mustafa Armağan’ın naşirliğinde aylık olarak çıkmakta. Takdire şayan aylık bir fikir demeti. Arada bir de özel sayılar yayınlıyor, saklanacak değerde ilaveler veriyor. Bu dergi vesilesiyle tarih dergiciliğimizdeki başarı çizgisi, Hayat Tarih’te kalmadı. Ayrıca her sayı ile birlikte vaktiyle meşhur olup da bugün unutulmuş ama muhakkak okunması gereken kitaplar da hediye verilmekte. Bir kimse yakın tarihi hiç bilmese bile bu kitapları okuduğunda geniş malumat sahibi olur.
Mustafa Armağan, edebiyat mezunu olduğu hâlde kendini tarih sahasında iyi yetiştirmiş. İşine hâkim ve ne yaptığını bilen velud bir kalem. Kitapları bir tarafa kaldırın, Derin Tarih, yüz aklığı için O’na yeter.
Tarih sahasında okunmaya layık eserler veren ve yayın dünyamıza bu denli seviyeli bir tarih dergisi kazandıran Mustafa Armağan ödüllendirilmesi gerekirken cezalandırılarak çıkarttığı derginin 62. sayısı sebebiyle 15 ay hapse mahkûm edildi.
Evet; tarihe bir derkenar olsun; adı geçen yayıncı, dergisine aldığı bir vesika sebebiyle savcılık tarafından re’sen mahkemeye verildi, yargılandı ve 15 ay mahkumiyet cezasına çarptırıldı.
Savcının iddiası nedir?
Malumdur ki TBMM reisi Mustafa Kemal ile Latife Uşaklıgil, 29 Ocak 1923 günü bir müftünün kıydığı nikâhla evlenmişler, fakat izdivaç 2,5 yıl sonra boşanmayla nihayetlenmiştir. Latife Uşaklıgil, boşandıktan bir müddet sonra İsviçre’ye yerleşmiş ve kendisine yapılan telkine riayetle konuşmamış, yazdığı hatırat da umumi efkâra açılmamıştır. Her şeyin üstü örtüldüğü için o günden bugüne dolaylı-doğrudan, doğru-yanlış çok malumat yazılıp konuşulmuştur. Bu böylece devam edecektir.
Latife Hanım, ister korkudan isterse bir başka sebepten olsun; ölünceye kadar çok ketum davranmış ve neredeyse konuşmamıştır. Bunun istisnalarından biri, 21 Şubat 1926 Tarihli Boston Sunday Advertiser gazetesine verdiği ve eski kocası  hakkında bazı görüşlerini ve yaşadıklarını anlattığı mülakattır. Mustafa Armağan’ın 91 sene sonra Derin Tarih’e iktibas ettiği o mülakattır. Geçmişe ayna tutulmuştur. Zaten tarih yayınları da karanlıkta kalmış hakikatleri gün yüzüne çıkartmak için yapılır. Tarih fakülteleri de bunun için vardır. Mevzubahis naşirin müsned suçu bundan ibarettir.
Mustafa Armağan, kalem terbiye ve seviyesine sahip bir insandır. Atatürk’e hakaret etmemiş, sadece vesikaları konuşturmuştur. Bu da işi gereği vazifesidir.
Bir kalem sahibi, bundan dolayı mahkûm edilmiştir. Böyle bir manzara, ülkemiz adına elbette mahcubiyet sebebidir. Halbuki kalem dokunulmazlığının olması iktiza eder. Hakaret ve küfür olmadıktan ve suça teşvik edilmedikten sonra mevzuatımızda tam bir fikir hürriyeti olmalıdır.
İki sene kadar evvel bir akşam Haber Türk TV’de bir programdaydık. Konuklardan biri de CHP, MKYK üyesiydi. Onunla reklam arası sohbetimizde konuyla alakalı olarak şöyle dedik:
-Atatürk’ü Koruma Kanunu’nun kalkması gerekir. Söylenmedik ne kaldı? Kanun olmasa daha fazlası mı yazılıp söylenir? Bu kanunun kaldırılması için herkesten önce CHP, TBMM’ne teklif sunmalıdır.
Muhatabımız, “aynı görüşteyim!” dedi. Aynı görüşteydi ama bu görüşünü icraata dökemiyordu. CHP içinde daha çok kimsenin aynı görüşte olması mümkün. Söz konusu kanunun çıkma sebebini hatırlamalı. Demokrat Parti dönemi Aczmendileri, Ticanilerdir. Şurada burada büst ve heykellere saldırıp durmaktadırlar. İyi saatte olsunlar, böylece DP iktidarını zorda bırakmak istemektedir. DP bunun üzerine 1952’de bu kanunu çıkartmak zorunda kalmıştı. Kanun, belki heykellere saldırıyı önledi ama daha öteye tesir edemedi. Yazılan yazıldı, konuşulan konuşuldu. Tarihî simalar, kendilerini bundan kurtaramazlar. Kanunlar da kurtaramaz. Hele günümüz internet devrinde böyle bir kanunla engelleme hiç mümkün değildir.
Bundan dolayı CHP, Atatürk’ü Koruma Kanununun kaldırılmasına önayak olmalıdır. Tarih bölümlerinde o kadar Atatürk İlke ve İnkılapları kürsüleri varken yani çağ, namuslu akademisyenlerden hakikatin ne olduğunu ortaya koymasını beklerken koruma kanunu yersizdir. Ne dalkavukluk, ne küfür. İlmî gerçekler neyse o olsun. Bu kanun, sonraki 6-7 Eylül olayları gibi bir tertip eserdir, tarihimizde ve dünyada emsali yoktur, devri geçmiştir.
Ne var ki yürürlükte olduğundan savcılar, inanmasa bile dava açmaktalar.
Yargıtay’ın verilen bu kararı bozma ihtimali yüksektir. Üzerinden bir asra yakın bir zaman geçmiş bir vak’ayla alakalı cezaya hükmetmek Türk Ceza Hukuku için de yanlış bir takdirdir.
Bugün; o sözlerin sahibi Latife Uşaklıgil ve ismi geçen Amerikan gazetesi aleyhine dava açılması nasıl mümkün değilse; belgeyi tarihe hizmet adına dergisinin sayfalarına alan bir yayıncı için de mümkün değildir. Bunu bir hukukçu olarak salahiyetle ifade ediyoruz. Bir de bir şüpheyi paylaşmak istiyoruz. Mustafa Armağan, Derin Tarih’in birkaç sayısını 15 Temmuz Darbe ve İşgal Teşebbüsü’ne ayırdı. Acaba; o sayılar çıkmamış olsaydı ve fakat 62. Sayı çıkmış olsaydı bugün yine bu mevzuu konuşur muyduk?
Evet; kalem dokunulmazlığı!
Buna şiddetle ihtiyaç var.
Kalem dokunulmazlığının yokluğu Türkiye’nin eksikliğidir.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
599270 http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/599270.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
KAPAT