BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

MİLLÎ EĞİTİME DÜŞEN GÖREV

 
Millî Eğitimimize icrası çok kolay fakat mânâsı çok değerli olan bereketli bir hizmet mükelllefiyeti doğmuş bulunmaktadır…
Şimdi izah edeceğimiz bu mükellefiyetin, bu millî görevin ilham kaynağı Can Azerbaycan’dır. Bu vesileyle şunu bir kere daha kaydetmeliyiz ki Azerbaycan ve Azerbaycan Türkü’nün Türkiye’den öğreneceği çok şey olduğu gibi Türkiye’nin ve Türkiye Türkü’nün de Azerbaycan’dan öğreneceği çok şey vardır. Kabul ve itirafla hakkı teslim etmek gerekir ki Azerbaycan Türkü, millî şuuru yaşama ve idrakte gıpta edilecek güzelliktedir.
Bu kadar mı?
Hayır!
Azerbaycan Türkü, Azerbaycan devleti, Millî Türkçeyi muhafazada, ona titizlenmekte, üstüne titremekte gıpta edilecek, alkışlanacak bir mertebededir. Emperyalist zehirli serpintilerin tesiriyle Türkiye Türkçesi, son bir asırda şâyet yüze 45 ziyan görmüşse, Azerbaycan Türkçesi, yüzde 5 ziyan görmüştür. Azeri Türkü, dînine ve diline düşkündür. Unutmamalı ki Türkiye, istiklâlini kaybedecek bir işgal yaşamadığı hâlde ülke münevverinin kifâyetsizliği ve yersiz yabancı hayranlığı yüzünden Türkçe, tahrip edici rüzgârların önünde savrulup hırpalandı. Büyük eserler, büyük dillerle verilir. Türkiye Türkçesi, çok uzun seneler suyu, coşkunluğunu yitirmiş bir kuru çay manzarasında kaldığı için uzun ara yeni ve büyük eser vermek çok kolay olmadı. Azerbaycan ziyalısı ise memleket, 70 yıl Rus işgal ve tahakkümü altında inlemesine rağmen İslâmiyet’ten ve Türkçeden taviz vermedi. Kundaktan itibaren dînini ve dilini namus belledi.
Azerbaycan ve Azerbaycan Türkü, şimdi bu örnek alınması gereken millî haslet şuur varlığından bir başka faziletli davranış içindedir. Türk Dünyası Vakfı Başkanı muhterem Numan Aydoğan Ünal’ın dikkatimizi çektiği gibi Azerbaycanlılar şu günlerde masum balalar eliyle kırgın gönüllerde karanfiller açtırmaktalar. Makalemizin mevzuu, maarif teşkilatımıza hatırlatma arzusunda olduğumuz mükellefiyet, bu zarif davranıştır. Dikkatimizin çekildiği ve bizim de Millî Eğitim Bakanımız Sn. Ziya Selçuk başta olmak üzere bu yüksek ehemmiyetteki Bakanlığın dikkatini çekmek istediğimiz hususu, Azerbaycan Millî Maarif Nezareti tatbik etmektedir:
Karabağ Zaferi sonrası Azerbaycan’da çocuklar, muallimleri refakatinde şehîd vermiş ailelere götürülmekte, o masum yavrular, yüreği dağlı ana-babaların ellerini öpmekte, onlara bir lahza olsun acılarını unutturmakta ve lisân-ı hâl ile "şehîdlerimiz, uçmağa vardılar; ama, biz de sizin çocuklarınızız ve işte buradayız!" demekteler. Oradan ayrılınca bu defa gazilerin kapılarını çalmakta, onlara da bir ân olsun acılarını unutturmakta, yaşadıkları mekânları kuş cıvıltısı misali neş’elendirmekteler…
40 yıldır zalim terörün her çeşidi yüzünden asker, polis, öğretmen, korucu, sağlıkçı mesleklerinden veya sade vatandaş olarak binlerce şehîd verdik. Askerî harekâtlarımızda şehid ve gazilerimiz var. Millî Eğitime işte bu noktada mükellefiyet düşmektedir. Maarif yapımızın, bünyesinde barındırdığı bir ülke nüfusuna eş talebeyi, millî şuurla beslemek şüphesiz ki birinci vazifesidir. Bu çocuk ve gençlere en evvel, şehîd dede ve babaların nesilleri oldukları idraki, yüreklerinin en hassas noktalarına kadar nakşedilmelidir. Sonra bizim ordu-millet olduğumuz gerçeği belletilmeli. Yarın gerektiğinde her gencin asker olarak vatan müdafaasında yer alacağı hatırlatılmalıdır. Her çocuk ve gencimiz, sınıfında ders çalışabiliyorsa, evinde rahat edebiliyorsa bunu şehîd ve gazilerimize borçlu olduğumuzu aklından çıkarmayacak şekilde yetiştirilmelidir. Vefâ, kadirşinaslık… öğrenilmesi ve samimiyetle yaşanması şart olan İslâm ahlâkından iki temel unsurdur.
Bu sebeple veya bütün bu sebeplerden dolayı Millî Eğitim Bakanlığımız, ilgili kurumlarımızla da iş birliği yaparak bir öğretmen ve 3 öğrenciyi, il ve ilçe müdürlükleri vasıtasıyla her şehîd evine ve her gazi yanına göndermeli, bu ziyareti yapan gönül elçileri, şehîd aileleri ve gazilerle hemhâl olmalı, hemdert olmalı ve böylece millet şuuru, çifte su verilmiş çelik gibi beslenmelidir.
Yapılması kolay,
sevabı çok,
faydası yüksek birkaç saatlik bir zahmet!
Zahmet mi?
Hâşâ; insanın ağzı kurur!
Gelin ona bir ad verelim:
"Karanfil Hareketi!"
Diyelim.
Bu karanfil, solmaz!
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
616875 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/616875.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT