BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

DARBEYE ÖZLEM DUYANLAR!..

Kapıyı, eski bir Kültür Bakanı araladı:
Ona göre Türkiye’nin içine düştüğü felâket duruma gerekçe göstermek için öyle bir konuştu ki evlere şenlik. Mahkemeye işi düştüğünde başörtülü bir hâkimin kendisini yargılamasından kaygı duymaktaymış! "Ve min’el garaib!" dedikleri, tam da bu cinsten sözler içindir. Niçin kaygı duyarmış? Kendisi sosyal demokrat, başörtülü hâkime de muhafazakâr olduğuna göre vereceği karar adil olamazmış. Pekâlâ aynı endişeyi bir dindar vatandaş da çekemez mi? Buna göre o da der ki: "Hâlimden belli ki dindar bir insanım; beni yargılayan yargıç ise başı açık bir hanım. Bu hanımın tarafsız kalmayarak beni peşinen mahkûm etmesinden korkuyorum!"
Bu iki söze de isteyen vehim isteyense safsata diyebilir ki ikisi de doğrudur. Muhakeme usulünde "redd-i hakîm" denen bir müessese vardır. Hâkim ister kadın, ister erkek, ister genç ister yaşlı, ister tesettürlü ister açık giyimli olsun duruşmalar bitip hükmünü açıklayana kadar alenen veya zımnen görüş ve kanaatlerini beyan edemez. Hatta kürsüde şaka edemez, şikâyetçi veya sanığın anlattıklarından hislenip ağlayamaz bile. Aksine davranışa "ihsas-ı rey" denir. Fikir ve duygularını hissettiren hâkim, sanık veya davacı tarafından reddedilebilir. Bu talep zapta geçer ve usule göre gereği yapılır. Aksi hâlde karar, temyizde bozulur.
Bu malumatı üstelik de ilim irfan işlerine bakıyor olması gereken bir bakanlığı deruhte etmiş bir insanın bilmemesi makul karşılanamaz. Kaldı ki bir başka hakikat daha var. Bu itirazı yapan veya yapması muhtemel olan bir kimse şu sorunun cevabını vermek zorundadır: Böyle bir görüşte olan biri, Allah vermesin, kalb krizi geçirse ve yakınları en yakın hastaneye kaldırsalar hasta gözünü açtığında hekime hanımın başının açıklığına kapalılığına bakar mı, böyle bir şey aklına gelir mi? Hayır! O ân can derdindedir.
Bu garip laf tartışılıyorken bir gazeteciyle, eski bir genelkurmay başkanı da ortaya döküldüler. Bunların dediği eski kültür bakanının laflarından daha vahim, daha ayıp ve daha tehlikeliydi. Gazeteci ekşi bir yüzle ayıplı laflar ediyordu. "Maalesef darbe yapacak gücümüz yok!" diyerek bu sakat mantık üzerinden en az bu söz kadar yanlış ve mahcup edici cümlelerle konuşuyordu. "Maalesef darbe yapacak gücümüz yok!" ne demek? "Darbe yapacak gücümüz olsa hiç gecikmeden hükûmeti devirir, Meclis’i dağıtır, idareye el koyarız!!!" demektir! Tabiî cuntacılar darbe yapacak, böyleleri de halkla ilişkileri düzenleyeceklerdi.
Bu sözlere eş zamanlı olarak bir eski genelkurmay başkanından da destek geldi. 27 Mayıs’la da iç içe olmuş bir gazeteye verdiği mülakatta Cumhur İttifakı’nın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın erken seçim tarihini açıklamamasını yererken "Eğer; Menderes, erken seçim tarihini açıklasaydı darbe olmazdı!" diyor. Bu sözün mefhum-ı muhalifi yani zıt anlamı nedir?
-Ey Erdoğan! Gel erken seçim tarihi açıkla, gel inat etme! Yoksa senin akıbetin de Menderes’inki gibi olur?
Hâlbuki Başvekil Adnan Menderes, Eskişehir gezisinde seçim takvimini vermişti.
Denebilir ki: "Bu şahsa ne?"
Cemal Gürsel’i hatırlamalı.
27 Mayıs darbesi yapıldığında Cemal Gürsel, evinde oturan emekli bir generaldi. Fakat cuntacılar, başlarında bir "paşa" olsun diye O’nu darbenin lideri yaptılar. Bugün de bir darbe yapılsa birtakım eski politikacıların, kıyıda köşede kalmış gazetecilerin ve eski askerlerin bir şeyler bekledikleri anlaşılıyor.
Bu kadar mı, takım eski bakan, gazeteci ve emekli generalden mi ibaret?
Hayır!
Bütün bu yaşananlara eş zamanlı olarak bir de “Boğaz’daki, Aşiret”te isyan çıktı. 1970’lerin terörü, 50 sene sonra Boğaziçi Üniversitesi’nde hortladı. Bu üniversitenin millî bir üniversite değil de Robert Kolej olarak kalmasından yana olan bir azınlık, sabıkası malum örgütlerle iş birliği hâlinde bir rektör tayinini tamamen yalan gerekçelerle protesto ederek sokaklara döküldüler. Sloganlar, tıpkı ‘70’lerde olduğu gibiydi, göstericiler, dışarıdan taşıma militanlardı…
Sacayağı asker, basın, politikacı ve üniversite olarak tamamlanmıştır. Yassıada, müze ve kongre merkezine çevrildiğine göre acaba bunların Yassıadaları neresi? Başol’ları, Egeselleri hangisi?
Bu sözleri eden her kim olursa olsun; onlar, ettikleri bu lakırdılarla millete hakaret etmekte ve demokrasi düşmanlığı yapmaktalar? Vaziyet o ki açık veya dolaylı yoldan darbe kışkırtıcılığı yapılmış ve üniversite gençliği de sokağa dökülmek istenmiştir.
Ortadaki manzaraya "darbe yoklaması" denebilir.
27 Mayıs öncesi İnönü, Başvekil Menderes’e "Seni ben bile kurtaramam!!!" demişti. "Bile"deki kibir bir yana kalsın. Fakat yakında bugün İnönü’nün yerinde oturanlardan birileri de Cumhurbaşkanı Erdoğan’a böyle bir tehdit savurabilirler.
Avuçlarını yalarlar.
Milletin, 15 Temmuz şahlanışı kâfi ders olmadı mı?
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
617010 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/617010.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT