BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

SÖZ

Siyasetçilerin birbirlerini tenkîd etmeleri haklarıdır. Hatta rakibi hırpalamaları bile anlayışla karşılanabilir. Lakin mutlaka seviyenin korunması, dilin özenli olması gerekir. CHP Genel Başkanı Sn. Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı Sn. Tayyip Erdoğan için sarf ettiği "sözde Cumhurbaşkanı" yakıştırması, bu anlamda çok ölçüsüz ve kabulü mümkün olmayan kötü bir söz olmuştur. Bu cümle, ne eleştiri, ne bir fikir beyanıdır. Bu cümle, düşünülmeden sarf edilmiş sorumsuz ve anlamsız bir lakırdıdır…

Ne demek "sözde Cumhurbaşkanı?"
Buna göre Sn. Erdoğan, Cumhurbaşkanı değilmiş de lafta, sözde güya Cumhurbaşkanıymış. Ama hakîkat öyle değil. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bulunduğu makama darbeyle gelmedi, seçim hilesiyle gelmedi, tehdit ve baskıyla gelmedi. Türkiye’de ilk defa olarak halk, kendi reyi ile Cumhurbaşkanı seçti. Daha evvel zirvedeki insan devrine göre "reis-i cumhur" veya "cumhurbaşkanı" iken yani "cumhur" halk demek olmakla halkın başkanıyken halk yani millet, başa geçecek devlet adamını doğrudan seçemezdi. Millet "seçmen" sıfatıyla milletvekillerini seçer, günü gelince de vekiller, cumhurbaşkanını seçerdi. Millete doğrudan doğruya kendi cumhurbaşkanını seçme hak ve yetkisi verilmiyordu. Sistem, milletin şekillendirdiği Meclis’i, âdeta vatandaşa vesâyet organı yapmıştı.
Kaldı ki bundan daha beteri de vardı. 1960-2020 aralığında 60 yıllık dönemde, cumhuriyet tarihinin yarıdan çok fazla tutan süresinde sadece dört cumhurbaşkanı Turgut Özal, Süleyman Demirel, Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan sivil cumhurbaşkanıdır. Öncekilerden Cemal Gürsel ve Kenan Evren darbeyle gelmiş cuntacılardır. Cevdet Sunay ve Fahri Korutürk’se devrin vesayetçi askerinin Meclis’e dayatmasıyla seçilmiş mütekait paşalardır. Bundan dolayıdır ki Turgut Özal vefat ettiğinde cenazesine katılan milyonlar içinde "Sivil, dindar ve demokrat Cumhurbaşkanı!" diye pankart yükseltmişti. Bu pankart, sadece onu yükselten bir veya birkaç kişiyi değil maşerî vicdanı temsil ediyordu. Maşerî vicdan dediğimiz bağımsız halk iradesidir. Türkiye tarihinin önemli bir kısmı vesayetçi, jakoben, buyurgan, emredici, tepeden yönlendirmeyle maşerî vicdanın, halkın saf ve duru iradesinin çatışmasıdır. Nitekim "367" diye sahte bir hukuk düzenlemesiyle Abdullah Gül’ün ilk cumhurbaşkanı seçilmesine giden yola jiletli tel örgüler çekilmesi bundandır. Zira 27 Mayıs’tan sonra 1961 Anayasası ile kurulan devrin Anayasa Mahkemesi, Türkiye’nin son anayasa ihtiyacı için değil, millet iradesinin öne geçmemesi için son bariyer olarak ihdas edilmişti.
Bu itibarla;
Anayasa değişikliği yaparak araya ne vekil, ne asker, ne vesayet, ne cunta… girmeden vatandaşın Cumhurbaşkanını doğrudan ve bizzat seçme yeniliğini getirmemiz, millet omurgasının yerine oturması, maşerî vicdanın karşılığını bulmasıdır.
Recep Tayyip Erdoğan, bu yolla ve bu usulle, serbest seçimle, sandıklar hâkim teminatı altındayken rakiplerine karşı yüze 52 denebilecek bir oyla açık ara farkla seçilmiş meşru bir Cumhurbaşkanıdır. "Sözde" demek o meşruiyeti tanımamaktır. Bu meşruiyet içinde seçilen Sn. Erdoğan değil de bir başka isim de olabilirdi. Recep Tayyip Erdoğan, hem kendine, hem millete güvenerek seçime girdi ve kazandı. Allah, sağlıklı ömürler versin; 2023’te de seçime girecektir. AK Parti’nin elbette öyle bir açıklama yapmasına gerek yok. Ama MHP Genel Başkanı Sn.  Devlet Bahçeli, her vesileyle "Bizim 2023’teki Cumhurbaşkanı adayımız muhterem Recep Tayyip Erdoğan’dır" diye ilan etmekte.
Hâlbuki CHP Genel Başkanı Sn. Erdoğan seçilirken cumhurbaşkanı adayı olamadı, böyle bir irade gösteremedi. Beyanatlarından seziliyor ki 2023’te de aday olamayacaktır. Kılıçdaroğlu CHP’si ki buna kendi ifadesiyle "yeni CHP" denebilir. Koca teşkilatını hiçe sayarak sürekli muhafazakâr veya milliyetçi kökenli isimleri aday göstermekte ve bu arada girdiği "Millet İttifakı"nda da HDP’yi karanlık köşelerde saklamaktadır. Şu gün görünen, başarısızlığı yüzünden Sn. İmamoğlu CB yarışında saf dışı kalmıştır. 2023’te Ankara belediye başkanı CB adayı gösterilecek diye yazılıp- çizilmekte. Sn. Yavaş’ın milliyetçi menşeli olduğu malumdur. Ancak diğer yanda evdeki hesabı bozacak gelişmeler de tırmanıştadır. Sn. Mustafa Sarıgül’ün "Değişen Türkiye Partisi" ve Sn. Muharrem İnce’nin memleket hareketi, CHP oylarının yarısını götüreceğe benziyor. AK Parti’den kopan isimlerin eseri Deva ve Gelecek Partileri ise çok küçük yüzdelerde seyretmektedir. Şu tablo göstermekteki Sn. Erdoğan, maşerî vicdan ve millet iradesiyle 2023’te tekrar Cumhurbaşkanı seçilecektir…
Bütün bu tahlilden çıkan sonuç odur ki "sözde Cumhurbaşkanı" sözü, sorumsuzca ve sözün ve durumun muhasebesi yapılmadan ağza geldiği gibi sarf edilmiştir. Bir ciddiyetsizliktir ve zayıflık ifadesidir. Bu sözün çekimi yapılabilir; sözde cumhurbaşkanı, sözde seçmen, sözde millet vs. diye. Böyle şey olur mu?
Sn. Kılıçdaroğlu’ndan Rusya Federasyonu Başkanı Sn. Putin kadar olsun Sn. Erdoğan’ı takdir etmesini beklemek hakkımız olmayabilir. Ne var ki seçmen iradesine hürmetkâr davranmasını ve maşerî vicdanı tanımasını istemek hakkımızdır.
Esasında bütün bu hataların sebebi, kök kültürden uzak kalmaktır:
Hazreti Yunus; Yunus Emre o uzun şiirinde ne güzel diyor:
Söz ola kese savaşı, söz ola bitire başı,
Söz ola ağılı aşı bal ile yağ ede bir söz.
...
Hünkâr Hacı Bektaş-ı Velî Hazretleri farklı mı diyorlar:
-Eline, diline, beline sahip çık!
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
617086 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/617086.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT