BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Mîmar Sinan’ın kafatasından daha önemli bir şey var

Hasan Eren Ulu
Facebook

Hafta sonu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Süleymaniye Câmiî avlusunda düzenlenen “Mîmar Sinan’ı anma” programına üst seviyede katılım oldu. Başbakan Davutoğlu’nun ‘manifesto’ olarak değerlendirilebilecek konuşması, ‘iç muhasebe’ yapılması gerektiğine dâir işâretler de taşımaktaydı.

Başbakanın “İstanbul’da taş üstüne taş koyarken bin kere düşünüp bir kere koyacağız” cümlesi, İstanbul’un yaşadığı korkunç değişime âdetâ isyân bayrağı açma anlamına geliyor.

Yalnızca İstanbul’da mı peki? İtiraf etmekten korkmamalıyız, ne yazık ki şehirler inşâ ederken ters yöne saptık! Atalarımızın 20. yüzyıla eriştiğinde kendilerini içinde bulduğu medeniyet ile 21. yüzyıla kavuşan bizlerin inşâ ettiği medeniyet arasında dağlar kadar fark var...

Başbakan Davutoğlu, konuşmasının bir yerinde de Mîmar Sinan’ın kayıp kafatasının bulunması için gerekli girişimlerde bulunulacağının müjdesini verdi. Sinan’ın etnik kökeninin araştırılması amacıyla 1935 yılında açılan kabrinden alınan kafatası, ne hikmetse daha sonra yerine konulmamış ve kaybolmuştu!

İbrâhim Hakkı Konyalı “Mîmar Koca Sinan” başlıklı eserinde Mîmar Sinan’ın bıraktığı vakfiyeleri inceleyerek onun devşirme olduğunu ifâde etmiş ve büyük bir ihtimâl ile kendisinin Rum olduğunu yazmıştır. Oysa Mîmar Sinan’ın dünyâya geldiği Ağırnas, o dönemde Karaman’a bağlı bir yerleşim birimiydi ve burada yaşayan Karamanlı Hristiyan Türk nüfusunun varlığını da gözden kaçırmamak gerekiyor.

Mîmar Sinan’ın etnik aidiyeti, açıkçası, bizim için herhangi bir sorun teşkil etmiyor. Osmanlı düşünce sistemi, hizmet verenlerin etnik kökenine bakarak değerlendirme yapmaktansa liyâkati esas alan olgun bir medeniyetti.

Mîmar Sinan da yalnızca bir devrin tanığı değil, aksine muhteşem bir medeniyeti inşâ eden isim… Yurt dışında Türk kültür ve medeniyeti denilince akla gelen isimler arasında ilk sırada yer aldığını söylememiz yanlış olmaz.

 

Atik Vâlide Külliyesi

 

Koca mîmar, Osmanlı medeniyetinin incelmiş rûhunu verdiği eserlerde ustaca yansıtmıştır. Devletin dört bir tarafındaki inşâ sürecinde kendi ekolünü başarıyla uygulaması, onun dehâsını göstermeye yeter de artar bile…

Süleymaniye nasıl ki İstanbul için çok kıymetlidir, Üsküdar’ın yüksekçe bir tepesinde İstanbul’u selâmlayan Atik Vâlide de öyle…

Rivayet odur ki; 2. Selim’in eşi Nurbânû Sultan, yaptıracağı külliyenin yeri için kesin bir karar veremez. Bir gece rüyâsında aksakallı ve nur yüzlü bir ihtiyâr kendisine “Yaşmağını Beşiktaş İskelesi’nden esen rüzgâra bırak, câmini rüzgârın yaşmağı götüreceği yerde yap” der. Nurbânû Sultan da rüyâsındaki bu işârete uyarak yaşmağını iskeleden bırakır. Rüzgâr vâlide sultanın yaşmağını Beşiktaş İskelesi’nden alıp Üsküdar’da Toptaşı Tepesi’ne götürür ve Atik Vâlide Külliyesi buraya yapılır.

 

Mîmar Sinan ince ince işler külliyeyi, Selimiye ya da Süleymaniye’den aşağı kalmayan bir eser ortaya çıkar. Koca Mîmar Sinan’ın Üsküdar’a bıraktığı en büyük hediyedir bu külliye…

Yahyâ Kemâl, muhteşem bir medeniyetin destanını “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” ile yazdı. Üsküdar’ın o tatlı, uhrevî havasına da “Atik Valde’den İnen Sokakta” ile hepimizin dikkatini çekti.

 

Bunun adı restorasyon mu?

 

2015 yılının ilk günlerinde Atik Vâlide Külliyesi’ndeki restorasyon rezaleti kamuoyu gündemine gelmişti. Fâtih Sultan Mehmed Vakıf Üniversitesi tarafından kullanılan külliyenin çeşitli bölümleri, sanki modern bir iş merkezi gibi yeniden düzenlenmiş ve âdetâ bir restorasyon nasıl yapılmamalı başlıklı bir çalışma ortaya çıkmıştı.

 

Geçen yıl bu zamanlar Vakıflar Genel Müdürü Adnan Ertem de, Koruma Yüksek Kurulu’nun vereceği kararla restorasyondaki bu yanlıştan dönüleceğini ifâde etmiş ve yüreğimize su serpmişti. Fakat üzerinden bir sene geçmesine rağmen henüz bir arpa boyu yol alınamadı…

 

Mermer görünümlü kartonpiyer!

 

Bugüne kadar gözlerden kaçan bir detay ise câminin içinde sanki bir film setinde olunduğu izlenimini veren mermer görünümlü kartonpiyerler… Mîmar Sinan’ın Osmanlı zevkini incelikle işlediği câmiye kartonpiyer kemer de hiç yakışmıyor!

 

Vakıf kültürüne sahip çıkmak için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız fakat iyi niyetle dahi olsa, bize bırakılan emânetlere verilen zararın önüne geçmek için artık daha dikkatli olmalıyız.

Mîmar Sinan’ın kayıp kafatasından önce onun kıtaları inşâ eden estet rûhuna ihtiyâcımız olduğu apaçık ortada…

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
591006 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/hasan-eren-ulu/591006.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT