BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Halil Paşa’yı nasıl tanırsınız?

Hasan Eren Ulu
Facebook
Ülkemizdeki eğitim ve öğretim sistemi bir garip…
Târih yazımının ne kadar sorunlu olduğunu hepimiz biliyoruz. Buna ilkokuldan üniversiteye kadar öğrencilere ‘verilmeye çalışılan’ târih bilgisini ekleyince hangi sonuca ulaşılıyor dersiniz?
Doğrusu Kut’ül Amare’yi ilk kez detaylı bir şekilde, lise öğretmenimizden dinlemiştim. O da müfredâtın dışına çıkarak anlatmıştı konuyu… Kitaba bağlı kalsaydı “Kut’ül Amare, savaş cephelerinden birisidir” bilgisini vermekle yetinecekti!
Hiç unutmuyorum; “zafer kazandık” demişti. Oysa biz 1. Dünyâ Savaşı’nın kaybedenleri safında olduğumuzdan, hangi zaferi kazandığımızı anlamakta zorlanıyorduk…
Aradan yıllar geçti ve bugünlere gelindi…
Bu yıl devletin zirvesi Kut’ül Amare’de kazanılan zaferi kamuoyuna duyurmayı başardı. Târih dergilerinde Kut’ül Amare’de Osmanlı ordusunun İngiliz askerlerine karşı kazandığı savaş anlatıldı, sosyal medyada bile konu ile alâkalı olarak birçok bilgi paylaşıldı. Türk basını belki de ilk kez bu kadar yoğun bir şekilde Kut’ül Amare üzerine eğildi.
 
 
Fakat ortada bir terslik var…
Kut’ül Amare’de savaşı yöneten Halil Paşa üzerine konuşanlar ne yazık ki azınlıkta kaldı. Son yıllarda 2. Abdulhamîd dönemi üzerine konuşulurken konunun düğümlendiği nokta, konuşanların lehte ya da aleyhte olup olmadığının dinleyenler tarafından anlaşılmaya çalışılması oluyor.
Safahat’ın dizeleri arasına inancını ilmek ilmek işleyen İstiklâl Marşı Şâiri Mehmed Âkif Ersoy bile; Sultan 2. Abdulhamîd döneminde muhalif kaldığı için, günümüzde bir kesim tarafından şiddetle eleştiriliyor.
Oysa aynı kesim, henüz Halil Paşa’yı tanımadığı için “Kut’ül Amare’nin muzaffer komutanı” diyerek paşayı çok rahatça övüyor…
Ne demeye çalıştığımı merak ediyor olabilirsiniz.
O hâlde şimdi Halil Paşa’nın hâtıralarına göz atalım…
 
Halil Paşa
 
Halil Paşa’nın koca bir hâtıratı vardır ki hemen her sayfasına ‘ittihadçılık rûhu’ sinmiştir. Paşanın gurur duyduğu iki yanı vardır. Birisi asker olması diğeriyse İttihad ve Terakkî’ye mensup olması…
Paşa, hâtıratının henüz başında Yıldız Sarayı’nda kendisi ile geleceğin “Başkomutan Vekili” Enver’in (Enver Paşa) nasıl sorgulandığından bahseder. Sorgunun nedeni elbette Sultan 2. Abdulhamîd’i devirmeye çalışan gizli oluşumlar içinde, bu iki öğrencinin de bulunduğu istihbaratının alınmış olmasıdır. Harp Okulu’nun ele avuca gelmez bu iki öğrencisi, aynı zamanda akrabadır ve “Kut’ül Amare’nin muzaffer komutanı” Halil Paşa, Enver Paşa’nın amcasıdır.
 
 
 
Her iki genç Harp Okulu’nu bitirip Balkanlar’da görev aldıklarında devletin kurtuluşuna dâir plânlar yapmaya başlar.
Günlerden bir gün; geleceğin Halil Paşa’sı, Selânik’te arkadaşı İsmâil Hakkı tarafından İttihad ve Terakkî üyeliğine dâvet edilir. Her iki arkadaş da Osmanlı Devleti’nin ayakta kalmasını, Sultan 2. Abdulhamîd’in tahttan uzaklaştırılmasında ve örgütün devlet idâresini ele almasında görmektedir.
 
“Sultanı vuracağım!”
 
İttihad ve Terakki, gün geçtikçe büyümüş ve artık İstanbul’da idâreyi ele almak için hazırlanmaktadır. Halil Bey’in önerisi, bir saray darbesi ile Sultan 2. Abdulhamîd’i öldürmektir. Üstelik bu saldırıyı da kendisi yapmayı plânlamaktadır. Fakat örgütün çekirdek kadrosu bu plâna karşı çıkar. Sultanın öldürülmesinin ülkede büyük karışıklıklar çıkaracağını hesaplamışlardır.
 
Taht el değiştiriyor
 
1909 yılına gelindiğinde Sultan 2. Abdulhamîd tahttan indirilip Selânik’e sürülmüş ve böylece devletin karar organları İttihad ve Terakkî’nin denetimi altına girmiştir. Örgütün çekirdek kadrosu taht değişikliği ile yetinmeyip ‘hanedanı dönüştürmek’ için örgütün önde gelen subaylarının hanedana mensup kızlar ile evlenmelerini ve kaleyi içten fethetmeyi plânlamıştır.
Mustafa Kemâl Paşa’nın Nâciye Sultan ile evlenip Harbiye Nâzırı olmak ve bir darbe ile devleti ele geçirmeyi düşünmesinin altında da işte bu karar yatmaktadır. Ne var ki; Nâciye Sultan ile Enver Paşa evlenmiş ve ‘dâmad-ı hazret-i şehriyâri’ yâni ‘pâdişâhın dâmadı’ iltifâtına da Enver Paşa nâil olmuştur…
Halil Paşa’ya gelince…
Halil Paşa, örgütün önde gelen isimlerinden birisi olmasına rağmen aklını bu oluşuma satmamıştır. Kendi düşüncesi ile örgütün aldığı karar uyuşmadığında, öncelikle kendisinin iknâ edilmesini beklemiş eğer iknâ edilemezse, bildiğini okumaktan da çekinmemiştir.
İttihad ve Terakki’nin çekirdek kadrosu, Halil Paşa’nın Osmanlı hanedanına mensup bir sultan ile evlenmesini istemesine rağmen paşa “Kendilerine karşı ayaklandığımız bir hanedandan kız almayı ben doğru bulmuyorum. Arkadaşlarımın da evlenmelerine karşıyım” diyerek düşüncesini açıklamıştır. Gerçekten de bir oldubittinin önüne geçmek için kendisine bu fikir açıldığı gün, hemen bir başkasıyla evlenmiş ve hanedana dâmad olmaktan son anda kurtulmuştur.
 
 
Halil Paşa bu; yıllar boyu cephede savaşmış durmuş…
1. Dünyâ Savaşı’nın en zor zamanlarında Kafkaslar’da, Irak’ta, İran’da savaşmış… Uzun zaman boyunca eşini ve çocuğunu görememiş hattâ ona müthiş bir şöhret sağlayan Kut’ül Amare’de İngilizlerin kendisine rüşvet olarak teklif ettiği 1 milyon sterlini, ihtiyâcı olmasına rağmen reddetmiş fakat “ittihadçı kişiliğine” kara leke sürdürmemiştir.
Paşa, bu teklifleri, İngiltere’nin Orta Doğu coğrafyasını hallaç pamuğu gibi atan casusu “Arabistanlı Lawrance”ın iknâ çabalarına rağmen reddetmiştir…
Şimdi yeniden yazının başına dönme zamanı…
Halil Paşa’nın Sultan 2. Abdulhamîd’e taraftar olmaması onun Kut’ül Amare’de sevk ve idâre ettiği ordunun başarısını gölgelemiyor. Koca bir zaferi, millet olarak sahiplenmesini nasıl biliyorsak, kişilerin politik eğilimleri üzerinden ‘târih okumasını’ da reddetmesini bilmeliyiz...
Sakın Halil Paşa’nın ‘ittihadçı damarını’ göz önüne alarak Kut’ül Amare gibi bir zaferi boşlukta bırakmayalım!
 
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
591306 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/hasan-eren-ulu/591306.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT