BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Osmanlının fetih kutlamasından İstanbul’un fâtihine…

Hasan Eren Ulu
Facebook
 İstanbul’un fethinin yıl dönümleri, son dönemlerde büyük bir coşku ile kutlanmaya başlandı. Yenikapı’da hafta sonu toplanan yüz binler, 21. yüzyılın fetih kutlamalarından bir sayfayı daha târihe not düştü.
Burada size, tüm ayrıntıları medyada yeterince yer alan ‘modern kutlamalar’ hakkında bilgi vermeyeceğim.
Aksine…
Benim bahsetmek istediğim, Osmanlı döneminde, fethin yıl dönümlerinde nelerin yaşandığı ile ilgili…
Gerçi fetih kutlamalarının mâzisi çok da eski değil. Kaynaklarda bu kutlamaların başlangıcının 1910 ya da 1911 yılı olduğu yazılı. Hattâ bu programlara ‘kutlama’ değil de ‘ihtifâl’ denilmekte.
Kuebbaltı Lügatı, ihtifâlin kelime anlamını “büyük bir kalabalıkla düzenlenen anma töreni” olarak vermekte.
Kelime, fethin rûhuna da çok uygun. İçe dönüşe kapı aralıyor...
21. yüzyılın ‘kutlama’ kültüründen ‘tefekkür’ denilen düşünme ahlâkına yöneltiyor insanı…
Osmanlı döneminde bu ihtifâller, milâdî değil de o dönemin resmî takvimi olan rûmî takvime göre yapılırdı. Bu yüzden anma merâsimleri her sene yaklaşık iki hafta gecikmeyle 11 Haziran’a denk gelirdi.
Üstelik Ayasofya’nın bu programlarda çok özel bir yeri bulunurdu.
Coşkun Yılmaz’ın ‘Düşten Fethe İstanbul’ başlıklı derleme kitapta dönemin gazetelerinden verdiği örnekler, günümüzdekilere göre çok daha anlamlı olsa gerek…
Bundan yaklaşık bir asır önce düzenlenen törenlerde; Ayasofya, programın merkezinde yer alıyordu.
Fâtih Sultan Mehmed İstanbul’u fethettikten sonra, ilk cuma namazını Ayasofya’da kılmış ve şehrin en büyük mâbedi, fethin sembolü olmuştu.
Bu yüzden ‘ihtifâllerde’ Fâtih’in emâneti diye Ayasofya’ya ayrıca önem verilirdi. 1914 yılında yapılmış olan törenin Ayasofya’da başlayıp Fâtih’in türbesinde devam ettiği bilgisi, dönemin gazetelerinden birisi olan ‘Tasvir-i Efkâr’da yer almıştı.
Üstelik yalnızca 1914 yılında değil…
Daha öncesinde ve sonrasında yapılan anma törenlerinde de, merâsimin kalbi hep Ayasofya ile Fâtih Sultan Mehmed’in türbesinde atmıştır.
 
Fâtih nerede yatıyor?
Yeri gelmişken Fâtih Sultan Mehmed’in türbesinden de bahsetmeli…
Fâtih, İstanbul’u fethettikten sonra Ayasofya’yı câmiye çevirmiş, daha sonraki yıllarda da kendi adı ile anılacak bir külliye yaptırmıştı.
Osmanlı döneminde İstanbul’u yerle bir eden birçok yer sarsıntısı olmuş ve 1766 yılındaki büyük depremde Fâtih’in kendi adına yaptırdığı câmi yıkıldığı için yeniden inşâ edilmişti.
İstanbul’un tanıklarından ve kulağı deliklerinden birisi olan Reşad Ekrem Koçu, Yahyâ Kemâl’den naklen Fâtih’in nerede yattığından bahseder.
Sultan 2. Abdulhamîd’in saltanat yıllarında Fâtih’te geniş bir sahayı su basar ve burada yaşayan birkaç kişi de rüyâsında Fâtih Sultan Mehmed’in “Boğuluyorum, beni kurtarın” dediğini görür.
O dönemde kahvehâne sohbetleri günümüzün sosyal medyası gibi etkili olduğu için, konuşulanlar bir anda yayılır ve Sultan 2. Abdulhamîd’in kulağına kadar gider.
Pâdişâh, Fâtih İtfâiye Kumandanı Mehmed Paşa’yı görevlendirerek Fâtih Sultan Mehmed’in kabrini açtırmaya karar verir. Bu işte görev alacaklara, gördüklerini hiçbir yerde söylemeyeceklerine dâir yemin de ettirilir.
Nihayet çalışmalara başlanır ve türbede bulunan sanduka kaldırılarak kabir açılır. Birkaç metre derinliğe inilmesine rağmen Fâtih’e âit herhangi bir ize ulaşılamaz. Biraz daha çalışılınca, karşılarına demir bir kapak çıkar. Kapak kaldırılıp ardında ne olduğu gözlenince, büyük bir mahzene inen merdivenler görülür.
Şimdi herkes heyecan içindedir…
Çünkü mahzende mermerden büyük bir lâhit bulunmaktadır.
Lâhdin kapağı heyecanla açılır ve Fâtih’in mumyalanmış cesediyle karşılaşılır.
Durum Sultan 2. Abdulhâmid’e arz edilir. Pâdişâh, mahzen yolunun bir daha girilemeyecek şekilde kapatılmasını emreder.
İki kişinin arasında konuşulanlar bile sır kalamazken böylesi bir bilgiyi insanlar nasıl içlerinde tutsun?
Sonunda Mehmed Paşa dayanamaz ve bu sırrı Şerîf Paşa’ya, o da Yahyâ Kemâl’e anlatır.
İyi ki de anlatırlar…
Neden mi?
Çünkü toplumumuz sır dolu olayları sever, târihin koridorlarında dolaşırken de sırları avlar…
Belki bu “sır” da Fâtih’i ziyâret etmemiz için bir anlam ifâde eder…
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
591703 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/hasan-eren-ulu/591703.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT