BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

SARAYDAN ZİNDANA: ŞEHZADE NÂMUK EFENDİ

Dünden Bugüne
Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci
Facebook
Sultan Reşad’ın torunu Şehzade Nâmuk Efendi, hanedan sürgün edilirken 11 yaşında bir delikanlı idi. Dolmabahçe Sarayı’nda başlayan ihtişamlı hayatı, Mısır zindanlarında sefalet içinde son buldu.
 
 
Mahmud Nâmuk Efendi, dedesi Sultan Reşad’ın padişahlığı zamanında Dolmabahçe Sarayında dünyaya geldi. Kendisine pek rastlanmayın bir isim verildi. Nâmuk, nmk kökünden güzel yazan, mecazen güzel yapan demektir. Şehzâde Selim Efendi’nin kızı Nemîka Sultan’ın ismi de aynı köktendir. Daha sık görülen Nâmık da aynı kökten bir isimdir...
Ayvalıklı bir Türk zabitinin kızı olan annesi Gülnev Hanım’ı 6 yaşında iken kaybetti. Dedesinin vefatından sonraki hayatı, babasının Bağlarbaşı’ndaki köşkünde geçti. Şehzade’nin 1910 senesinde Mısır Hıdivi’nden satın aldığı, 50 dönümlük bahçesinde havuzlar ve nadir ağaçlar bulunan köşk, sürgünden sonra bakımsızlıktan harap oldu. Bugün selamlık kısmı ayaktadır.
 
Rehin bırakılan hamam tası
 
1924 senesinde halifelik kaldırılıp, hanedanın topyekûn sürgün edilmesi kararı çıkınca babası Ömer Hilmi Efendi, babaannesi Mihrengiz Kadınefendi ve kendisinden 2 yaş büyük ablası Emine Mukbile Sultan ile beraber Orient Ekspres’e binerek Fransa’ya gittiler. Nice’de liseyi bitirdi. Ablası, Şehzâde Ali Vâsıb Efendi ile evlendi.
Aile zamanla mali sıkıntıya düştü. Şehzâde, parası bitince, yanında getirebildiği hususi eşyaları satarak geçinmeye çalıştı. Nihayet saray işi bir hamam tasının 50 franga rehin bırakılması üzerine üzüntüsünden felç geçirerek kötürüm kaldı. Tedaviye ayıracak paraları olmadığı için, hayatın daha ucuz olduğu Mısır’a göçmeye karar verdiler. 1933 Mayıs ayında Champollion adlı vapurun ikinci mevkiinde Marsilya’dan hareket ederek İskenderiye’ye gittiler.
Birkaç gün otelde kaldıktan sonra Prens Amr İbrahim’in tahsis ettiği 4 odalı daireye yerleştiler. Aileye evkaftan cüzi de olsa bir maaş bağlandı. Haydarabad nizamının aileye bağladığı tahsisattan da aileye 45 lira düşüyordu. Nâmuk Efendi, İskenderiye tramvay şirketinde 25 lira maaşla işe girdi. Hepsi bir arada oturduğu için, maişetçe ferahlamışlardı. 2 sene sonra Ömer Hilmi Efendi vefat etti.
 
Maişet dünyası
 
Nâmuk Efendi, uzun boylu, iri yarı, yakışıklı, güçlü, gürbüz ve spora düşkün bir gençti. Sevimli ve sosyaldi. Ailenin bütün ferd­leriyle yakınlığı ve irtibatı vardı. Herkesin işine seve seve koşmayı vecibe bilirdi. 1939’da İsmail Râtib Paşa ile Kavalalı ailesinden Emine Bihruz Hanım’ın kızı Şehrâzâd Hanım (1922-1993) ile evlendi. Ömer Abdülmecid adında bir oğlu oldu (1941).
Ancak zamanla geçimsizlik baş gösterdi. Prenses Emine, 1947’de bir tayyare kazasında vefat edince, kızı buhrana girdi ve bu, aile geçimsizliğini art­tırdı. 1947’de oğulları babasında kalmak üzere anlaşarak ayrıldılar.
Ablası Mukbile Sultan’ın yanına taşınan Nâmuk Efendi, çalışmak mecburiyetindeydi ve sık sık seyahat ederdi. Tek başına bir çocuğa bakabilecek vaziyette olmadığı için onu İngiltere’nin en mutena mekteplerinden olan Kent’teki Farnaby Koleji’ne yazdırdı.
Sonra da bu tahsilin masraflarını kar­şılayabilmek üzere memuriyeti bırakıp ticarete atıldı. Orta Doğu ve Asya memleketlerinde çalıştı. Makine, hatta silah ithalat ve ihracatı yapardı. Eski sadrazam Said Halim Paşa’nın oğlu Prens Abbas Halim ile ortaktı. Bir yandan da hanedanın miras işlerini takip ediyordu.
 
Yıldız sönüyor
 
1952’de Mısır’da sosyalist bir askerî darbe oldu ve hanedana hürmetkâr Melik Faruk tahtını kaybetti. Buradaki Osmanlı ailesi yine zor vaziyete düştü. 1958’de Kahire’de yaşayan Hanzâde Sultan’ın kızı Prenses Fâzıla, Irak Meliki II. Faysal ile nişanlanmıştı. Nâmuk Efendi, düğün işlerini bununla görüşmek üzere 12 Temmuz günü Bağdad’a gitti.
Geldiğinin ikinci günü, Irak’ta kanlı darbe oldu. İktidar, Mısır’da olduğu gibi, sosyalist askerlerin eline geçti. Cenab-ı Peygamber’in soyundan Melik Faysal, amcası nâib Abdülillah ve Başvekil Nuri Said Paşa hunhar­ca öldürüldü; naaşları sokaklarda sürüklenerek köpeklere atıldı.
Nâmuk Efendi aslında işini bitirmiş; dönüş biletini almıştı. Ancak Melik Faysal’ın yemek daveti sebebiyle, dönüşünü tehir et­mişti. Darbeden sonra otellerde dolaşarak yabancıları tek tek tesbit eden askerler, İsviçre’ye gitmek isteyenler arasındaki Nâmuk Efendi’yi tevkif ettiler. Kahire’deki Nâsır hükûmetine de haber verdiler. Nâmuk Efendi, bu arada hapishaneye tıkıldı.
Aynı sene daha evvel Mısır’da güya Nâsır’a karşı, Suudi Kralı Faysal’ın tertiplediği ve Neslişah Sultan’ın oğlu Prens Abbas Hilmi’yi tahta çıkarmaya matuf bir darbe teşebbüsü ortaya çıkarılmıştı. Mısır hükûmeti, Nâmuk Efendi’nin bu hâdiseyle irtibatı olabileceğinden şüphelenerek, kendisini Irak’tan talep etti. Şehzâde, elleri kelepçeli, ayakları zincirli bir şekilde Kahire’ye getirildi. Bu arada Fevziye Sultan’ın zevci Mısırlı Pilot Hayri Bey de evinden alınıp hapse atıldı ve kendisinden bir daha haber çıkmadı.
 
Gelin, cenazenizi alın!
 
Hakkında dava açılan Nâmuk Efendi’yi, korkudan hiçbir avu­kat müdafaa etmeye yanaşmadı. Kahire’de solcu olarak tanınmış avukat Ahmed Hüseyin davayı kabul etti ve Neslişah Sultan kendisiyle anlaştı. İyi de bir müdafaa yapmasına rağmen, hüküm evvelden verildiği için, Nâmuk Efendi, 15 sene ağır hapse mahkûm oldu. Mukbile Sultan, inkâr etmek yerine korkudan malumatları olmadığı yolunda ifade veren akrabalarına kırıldığını anlatırdı.
Nâmuk Efendi, Kahire’deki Tora zindanına kapatıldı. Amcazadesi Şehzâde Nâzım Efendi, kendisine vasi tayin edildi. Hanedan efradı, aralarında para toplayıp, Şehzâde Nâmuk Efendi’ye, Nâzım Efendi’nin evinde pişirdikleri yemekleri götürürlerdi. Ayda bir kere ziyaretçi kabul etme hakkı vardı.
Nâmuk Efendi, 4,5 sene kaldığı zindanda bir gece geçirdiği beyin kanamasından dolayı felç oldu ve üç gün sonra da 13 Kasım 1963 tarihinde vefat etti. Şehzâde Nâzım Efendi ve zevcesi Halime Hanım, Neslişah Sultan ve Kahire’de yaşayan Türklerden Arif Mar­din, cenazeyi teslim aldılar.
Namazı hapishanede kılındı. Şehzâde’nin eski zevcesinin mensup olduğu Râtib ailesinin kabristanına defnedildi. Naaşı, 1977’de, Şehzâde Ömer Faruk Efendi ile beraber İstanbul’a, Sultan II. Mahmud Türbesi’ne nakledildi.
 
İngiltere’de 3 kuşak şehzadeler
 
Nâmuk Efendi’nin tek çocuğu Ömer Abdülmecid Efendi, 1941’de İskenderiye’de dünyaya geldi. Oxford’dan mezun oldu. Beyrut’ta Orta Şark Havayolları’nda çalıştı. Londra’ya döndü. Politeknik Mektebi’nin iş idaresi kısmı­nı bitirdi. Annesini yıllar sonra görebildi. İyi kalbli, sevimli, kalender bir zattır. İşsiz kalıp uzun zaman belediye yardımı ile geçindikten sonra, annesinden gelen cüzi bir mirasla biraz ferahlamıştır.
Hayatı âdeta bir dram olan Ömer Abdülmecid Efendi’nin Mahmud Nâmuk Efendi (1975) adında bir oğlu vardır. Baba oğul, 2012 senesinde Türk vatandaşı oldular ve Osmanoğlu soyismini aldılar. İngiltere’de kompütür grafikçisi olarak çalışan Mahmud Efendi’nin Ziya Reşad (2012) ve Cem Ömer (2015) adında iki oğlu vardır. Hepsi İngiltere’dedir. Bu, Osmanlı hanedanında devam eden 3 koldan biridir. Diğer kollar doğan çocuk olmadığı için ya sönmüş, ya da sönmek üzeredir...
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
618750 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ekrem-bugra-ekinci/618750.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT