BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Brüksel’de meleklerin cinsiyeti tartışılırken Şuşa Beyannamesi

Haftalardır beklenen NATO zirvesi sona erdi. Türkiye’de ise NATO’nun ortaya koyacağı 2030 vizyonundan daha ziyade Biden-Erdoğan görüşmesi sürekli konuşuldu ve tartışıldı.
Zirve sonrası uzun uzun konuşulmuş konuları kaleme alarak bana tahsis edilmiş alanı zayi etmek istemem. Lakin iki liderin görüşmesinden çıkan en önemli sonuç nedir derseniz hem ABD tarafının hem de Türkiye’nin aralarındaki ihtilaflı konularda pozisyonlarını koruduklarını ve diyalog kanallarını daha etkin kullanmak konusunda mutabık kaldıklarını söyleyebilirim.
Yani uluslararası satranç devam edecek. Zaten bu görüşmelerde her şeyin kökünden değişeceğini kimse de beklemiyordu.
 
Brüksel’den Şuşa’ya...
 
Tarihin gördüğü en kapsamlı güvenlik organizasyonu olan NATO, aynı zamanda terörün tanımı ve içeriğinde dahi mutabık kalamayan bir organizasyon olma özelliğini de muhafaza ediyor. Türkiye’nin olağanüstü mücadele verdiği terör örgütleri ile her türden kirli ilişkiler ağının merkezinde olan birçok NATO üyesi ülke mevcut.
Türkiye, Biden ile gerçekleşen zirvede masayı sahadan getirdiği belge ve bilgiler ile donattı ama yine de birçok NATO üyesi ülkenin bu kirli ilişkiler ağından vazgeçeceğini sanmıyorum. İşte Erdoğan böyle bir ortamın içinden kalkıp Kafkasya’da dengelerin değiştiği dost ve kardeş ülke Azerbaycan’a uçtu.
Menfaatlerini belli noktalarda buluşturamayan ve en hayati konularda dahi her kafadan uyumsuz seslerin çıktığı Brüksel’den sonra Şuşa’daki zirve kuşkusuz çok daha derin anlamlar ihtiva etmekte.
 
Azerbaycan’ın “Kültür Başkenti”
 
Şuşa, Azerbaycan ve Dağlık Karabağ açısından hem manen hem de stratejik konumu sebebiyle çok değerli. Dağlık Karabağ ve temas hattında 27 Eylül 2020 tarihinde başlayan çatışmaların 10 Kasım 2020 tarihinde sona erdiği yer aynı zamanda yine Şuşa. İşte böylesi bir mekânda Aliyev ve Erdoğan kendi oluşturdukları ‘Kafkasya İttifakını’ dosta düşmana ilan etmekten imtina etmediler. Âdeta “Siz hâlâ terör tanımının içeriğinde dahi saatlerce havanda su dövmeye devam edin, biz uluslararası meşruiyete sahip sınırlarımızı her türden mütecaviz unsurdan korumaya kararlı bir ittifak içindeyiz” mesajı verildi.
Elbette buradan NATO’nun yerini Azerbaycan gibi bölge ülkeleri ile yapılan ittifaklar alıyor demiyorum. Dediğim şu; Bölgesinde kendi eksenini oluşturan Türkiye, kendi siyasetini ısrarla ortaya koymaya devam ediyor. Zaten başta ABD olmak üzere Batı’yı da en çok rahatsız eden ana unsurun bu olduğu bilinen bir gerçek.
 
Şuşa Beyannamesi
 
İşte tam yukarıda dediğim hususu iki devlet başkanı bir ortak deklarasyon ile önceki gün tüm dünyaya Şuşa’dan duyurdu. Bu beyanname Zengezur koridorunun açılmasından Kars-Nahçıvan demiryolunun inşasına kadar birçok konuyu ihtiva etmektedir. Lakin asıl en önemli madde, bu topraklar tekrardan bir işgale uğrama tehdidi ile karşılaşırsa Türkiye’nin olana bitene seyirci kalmayacağının şimdiden tüm cihana duyurulmasıdır.
Bu vesile ile Azerbaycan toprakları Ermeni işgaline uğrarken, katledilen Kelbecerli kadın ve çocukların tahliyesi için Türkiye’den beş helikopter isteyen, fakat talebine olumlu cevap alamayan, acısını içine gömerek bu dünyadan göçen Ebulfez Elçibey’i de rahmet ve şükran ile yâd ediyorum.
 
İşte o madde...
 
“Taraflardan herhangi birinin kanaatine göre onun bağımsızlığına, egemenliğine, toprak bütünlüğüne, uluslararası düzeyde tanınmış sınırlarının dokunulmazlığına veya güvenliğine karşı üçüncü bir devlet veya devletler tarafından tehdit ve saldırı gerçekleştirildiğinde, taraflar, ortak istişareler yapacak ve bu tehdit veya saldırının önlenmesi amacıyla BM Şartı’nın amaç ve ilkelerine uygun girişimlerde bulunacak, birbirine BM Şartı’na uygun şekilde gerekli yardımı yapacaklardır. Bu yardımın kapsam ve biçimi ivedi yapılan görüşmeler yoluyla belirlenerek ortak tedbirler alınması için savunma ihtiyaçlarının karşılanmasına karar verilecek ve silahlı kuvvetlerin güç ve yönetim birimlerinin koordineli faaliyeti sağlanacaktır."
Aslında Türkiye ve Azerbaycan arasında 16 Ağustos 2010'da imzalanan 'Türkiye Cumhuriyeti ve Azerbaycan Cumhuriyeti Arasında Stratejik Ortaklık ve Karşılıklı Yardım Anlaşması’ her iki ülkeye bu konuda gerekli meşru alanı zaten sağlıyordu, lakin bu müttefiklik ilişkisi farklı konuları da içine alarak tüm dünyaya bir kez daha açıkça beyan edildi.
Her ne kadar bu beyannamenin üçüncü ülkelere karşı olmadığı konusu özellikle vurgulansa da bölgede fırsatını bulduğunda dengeleri Türkiye ve Azerbaycan aleyhine değiştirmek isteyen her devlet gerekli mesajı almıştır.
Ayrıca bu deklarasyondan sonra ümit ederiz ki Gazi Meclis’in çatısı altında kimse Türkiye ve Azerbaycan sanki gayrimeşru bir şey yapıyormuş gibi kalkıp “Maalesef Türkiye’den Azerbaycan’a silah yardımı yapıldığı haberleri geliyor” deme cehaletine düşmez.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
619387 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yusuf-alabarda/619387.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT