BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Devlet ve yeni güvenlik riskleri

 
Görünen o ki, önümüzdeki yıllarda iklim değişikliği kaynaklı doğal afetler hız kesmeden devam edecek. Yaklaşık iki yıldan bu yana tüm devlet mekanizması, durup dinlenmeksizin bu doğal afetlerin tesirinin ortadan kaldırılması ile alakalı cansiparane bir gayret içinde.
Peki bu gayret ve çaba nereye kadar bu şekilde devam edebilir?
Bu konuda ileriye dönük hangi tedbirler alınabilir?
Acaba ‘Zorunlu Deprem Sigortası’ diye bilinen DASK’ın kapsamında bir genişleme yapılamaz mı?
 
DASK
 
DASK kurulduğu 27 Eylül 2000 tarihinden bu yana çok büyük atılımlar gerçekleştirerek bugünlere kadar geldi. 2020 yılı itibarıyla doğal afet sigortalar kurumu olarak DASK’ın toplam hasar ödeme gücü, kurum fonları ve reasürans kapasitesi ile beraber 40 milyar TL civarına ulaşmış durumdadır.
Maddi kapasitesinin dışında DASK, artık ulusal adres veri tabanı (UAVT) ile uyumlu çalışabilen ve tapu kayıtları ile sistem entegrasyonunu tamamlamış bir organizasyon. Ayrıca doğal afetlerde son derece önemli olan harita tabanlı afet destek yapısını da hâlihazırda oluşturmuş bir kurum.
Hoş, hâlâ oturulan konutların sadece yaklaşık 10 milyonunun DASK kapsamında olduğu dikkate alındığında, tehlikenin boyutunu çok net görebiliyoruz. Toplum olarak afetler başa geldiğinde devletin yanımızda olduğunu görmek, vatandaşlar olarak elbette hepimizin hakkı. Lakin bu konular artık devletlerin kaldırabileceği boyutun dışına taşmakta.
DASK kapsamındaki 10 milyon civarındaki sigortalı konutun, bölgelere göre dağılımına baktığımızda karşımızda ürküten bir tablo var.
Marmara Bölgesi’ndeki 6 milyon konutun %32’si sigorta kapsamı dışında. Yine bu bölgenin ve Türkiye’nin en büyük şehri olan İstanbul’daki 3.682.000 konutun yaklaşık %33’ü sigorta kapsamı dışında. Olası bir büyük depremde, İstanbul’da 1.215.000 civarında konutun deprem sigortasının olmaması nasıl büyük bir tehlike ile karşı karşıya olduğumuzun en önemli göstergesi.
Ege Bölgesi’ndeki 2.600.000 civarındaki konutun yaklaşık %44’ü keza yine sigorta kapsamı dışında. Bu bölgenin en büyük şehri İzmir’deki 1.120.000 konuttan yaklaşık 436.000 adedinin sigorta kapsamı dışında olması ne ile izah edilebilir?
Deprem bölgesinde yer alan Doğu Anadolu’daki 780.000 konutun, maalesef 390.000 adedi sigorta kapsamı dışında.
Rakamlar bu şekilde.
Yaşanılan felaketler bizlere sigortalı olma hâlimizin çok daha artmasının elzem olduğunu âdeta haykırmakta.
Tam da bu yüzden tarımdan araçlarımıza, konutlarımızdan kullandığımız aletlere kadar hemen her konunun sigorta kapsamında olması için uygun zeminin olması, çok ama çok değerli. Lakin burada DASK kapsamındaki sigortalılık hâlinin, sadece depremler ile sınırlandırılmaması gerektiğini düşünüyorum. Eğer bilim insanlarının ortaya koyduğu gibi seller, taşkınlar ve yangınlar bu şekilde tüm dünyayı etkisi altına almaya devam edecek ise, oluşan hasarın tazmin edilmesi sadece devletin çabaları ile onarılamayacak kadar büyük boyutlarda olacağı aşikârdır.
Burada uygulamaya sokulacak politika sadece hükûmetlerin görevi olmamalı, aynı zamanda muhalefet partilerinin de destek vermesi elzem olan bir husus olmalıdır. Şayet burada uygulamaya koyulacak zorunlu uygulamalar, popülist söylemlere kurban edilirse, korkarım ki Türkiye olarak önümüzdeki süreçlerde büyük ekonomik ve sosyal sıkıntılar içinde olabiliriz.
 
Çakma Oktoberfest yerli Teknofest’e karşı
 
Malumunuz bu ülkede 2018 yılından bu yana havacılık, uzay ve teknoloji temalı TEKNOFEST adı altında bir organizasyon düzenleniyor. Bu çerçevede gençler; havacılık, uzay ve teknoloji konusunda özendirilerek hünerlerini sergiliyor. Sadece 2020 yılında 100 binden fazla gencin 20.000 takım hâlinde ve 21 farklı alanda yarıştığı bu organizasyon, aynı zamanda parlak beyinlerin ülke teknolojisine uyarlanmasında son derece önemli bir görev ifa ediyor.
Teknofest konusunda inşallah daha kapsamlı bir yazıyı sizlerle eylül ayı içerisinde kaleme almayı murad ediyorum. Lakin Türkiye’nin bu alanda ortaya koyduğu çabalar birilerini rahatsız ettiği için, T3 Vakfı uzunca bir süredir bir iftira ve itibarsızlaştırma kampanyası ile karşı karşıya.
Önce bir vekilin seçim sırasında ortaya attığı iftiralar ile konu gündeme getirildi. İBB’nin, T3 Vakfına milyarlarca lira aktardığı yalanını ortaya attı. Yalan diyorum, zira bu iftiralar üzerine açılan birçok dava, bunların alçak birer iftira olduğunu tüm çıplaklığı ile ortaya koydu. (*)
Şimdi de BirGün isimli gazete üzerinden, 72 paydaşı olan, 200 bin gencimizin başvurduğu bir organizasyon olan Teknofest’e, sanki bir şahsın şirketi imiş gibi yalan ve iftiralar ile saldırıyorlar.
Saldırıyorlar, çünkü bu gençlerin ürettiği savunma sanayii teknolojileri teröristleri girdikleri inlerinde paçavraya döndürdüğünde açın bu gazetenin manşet ve haberlerine göz atın…
O zaman ne demek istediğim daha iyi anlaşılır.
Yoksa belediye bütçesinden Antalya’da çakma Oktoberfest düzenleyen, kamu kaynakları dâhil önemli miktarda bir bütçeyi gençleri alkole özendirmek maksadıyla kullanan belediyeye, tek kelime ettiklerini duyanınız var mı?
Tam da bu yüzden ısrarla Teknofest ve benzeri oluşumların destekçisi olmaya, yalanlar üzerine kurulan algılar ile mücadele etmeye devam etmek zorundayız. Aksi takdirde, dün yine bu gazetede sevgili Fuat Uğur tarafından kaleme alınan (**) geçmiş tekerrür edecek.
Emin olabilirsiniz…
 
 
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
620337 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yusuf-alabarda/620337.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT