BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ISSIZ ADA

ISSIZ ADA

Belki bu adada uzun zaman kalacağız. Belki de kurtulacağız. Bunu cenabı Hak’tan başka kimse bilemez. Bu adadan kurtulamamak da var. Şimdi bizim yapacağımız iş, bu adada, hayatımızı geçirecekmiş gibi çalışmak, ihtiyaçlarımızı temin etmektir...



“Burada uzun zaman kalacağız!” Turgut heyecanla atıldı: - Sâlim Amca! Bu kadar değil, başka bir şey daha bulduk! - Ne buldunuz? - Bak bakalım, bunu tanıyabilecek misiniz? Bu sözü söyleyen Turgut gitti, kenarda yığılmış bir öbek sazın arasından bir tane seçip getirdi. Kesik olan sazın ucunu Sâlim Amca’ya uzatarak: - Amca! Tat bakalım. Size bir şey hatırlatacak mı? Sâlim Amca, uzatılan sazın ucunu tattı. Biraz durdu ve: - Şeker kamışı!.. diye bağırdı. Nereden buldunuz bunu yaramazlar? Söyleyin ha, nerede buldunuz? Bu defa da Muammer sevinçle söze karıştı: - Tesadüfen bulduk amca! Turgut’la çevreyi tanımak için dolaşıyorduk. Bir yerde karmakarışık bir şekilde bulunan bir sazlığın içine düştük. Bunların arasında yürürken, elimde bir sopa bulunsun düşüncesiyle, bu sazlardan birini kopardım. Uzun zaman dolaştıktan sonra, karnımızın acıktığını hissederek kamp yerine geldik. Ben, bu sazı elimden atmamıştım. Hans, elimdeki bu saza dikkatli dikkatli baktı. Sonra bağırarak yerinden kalktı. Bana bir şeyler söylüyordu; fakat ben anlamamıştım. Elimden sazı aldı ve keserle ortasına vurarak kesti. Sazın kesilen yerinden bir sıvı akıyordu. Uzatarak tatmamı işâret etti. Tattım. Tatlı idi. Diğer arkadaşlar da tattılar. “Şeker! Şeker!” diye bağırdık. O da, “Şekır! Şekır!” deyip duruyordu. O zaman kafamızda bir şimşek çaktı. Bu, adını duyduğumuz; fakat kendisini görmediğimiz şeker kamışı olmalıydı. Sâlim Amca güldü: - Çocuklar, bakınız yüce Allah ağzımızın tadını da, tuzunu da verdi. Hem şeker bulduk ve hem de tuz bulduk. Bunlardan başka bulacağımız başka yiyecekler de cabası. Belki bu adada uzun zaman kalacağız. Belki de kurtulacağız. Bunu cenabı Hak’tan başka kimse bilemez. Bu adadan kurtulamamak da var. Şimdi bizim yapacağımız iş, bu adada, hayatımızı geçirecekmiş gibi çalışmak, ihtiyaçlarımızı temin etmektir. Şimdi bir iş bölümü yapalım. Birimiz balıkçılık yapsın. Sâhile yaklaşırken gördüğümüz gibi burada balık bol. Bâzı zamanlar, taze balık yiyelim. Birimiz avcı olsun. O da gerektiği zaman bize taze av eti getirsin. Cengiz elini kaldırarak: - Balıkçılığa ben tâlibim Sâlim Amca! dedi. Sâlim Amca: - Peki Yavrum! Bizim balık ihtiyâcımızı sen temin edeceksin! cevâbını verdi. Yapılan iş bölümü sonunda, Hans marangozluk yapacak. Piyero onun yardımcısı olacaktı. Ben, avcı olacaktım. Altan, Recep, Turgut ve Muammer, Sâlim Amca’nın başkanlığında tarımla uğraşacaklardı. Tabiî, gerektiği zaman, marangoz işlerine, tarım işçiliğine, hepimiz yardımcı olacaktık. O geceyi yapacağımız işleri konuşmakla geçirdik. Yatsı namazından sonra da, yapraklardan hazırladığımız yataklarımıza çekildik. Ertesi sabah, herkes kararlaştırıldığı üzere çalışmaya başladı. Cengiz, kayalığın üstünden sarkıtacağı olta ile balık tutacağından, ben onu oraya kadar götürdüm. Kayaların üzerine çıktık. Cengiz, oltasını sâkin denize attı. Hava çok güzeldi. Açık mavi gökte bir tek bulut parçası bile yoktu. Güneş ışınları, derin mavi denizin üzerini yaldızlıyor, temiz hava içimizi neş’e ile dolduruyordu. * DEVAMI YARIN Yazan: AHMET YILMAZ
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT