BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kiralık eve bakmıştım da!..

Kiralık eve bakmıştım da!..

Eskiden camlarda “kiralık” yazılarına rastlamak mümkün değildi. Yaşanan depremin ardından yukarıdaki kağıtlar görünmeye başladı. Evler düşüyor ama fiyatların düştüğünü söylemek çok zor.



İSTANBUL- Uyanık kiracının biri ev kiralamaya gitmiş. Ev sahibi “kaç çocuğun var?” diye sorunca adamcağız, “4 tane. Eğer mezarlıktakileri sayarsak 7 tane” demiş. Ev sahibi adama bakıp üzülmüş ve istemeyerek de olsa evi kiraya vermiş. Kiracı eve taşınmış. Bir hafta sonra yeni kiracısını ziyarete giden ev sahibi bir de ne görsün evde 7 çocuk. Sinirli bir şekilde kiracıyı çağırıp sormuş, “Yav kardeşim sana kaç çocuğun var diye sordum. 4 dedin. Evde 7 çocuk var. Hani diğerleri mezarlıktaydı?” Kiracı adama şöyle bir bakmış ve demişki, “Beyim ben size öldüler demedim ki, mezarlığı ziyarete gitmişlerdi!” Bu olay gerçekten yaşanmış mıdır? Ya da kiracılar halen bu gibi kelime oyunlarına ihtiyaç duyuyor mu? Onu bilemem. Ama benim kiracı adayı olarak İstanbul’da bir hafta boyunca yaşadıklarımında bu olaydan aşağı kalır yok. “Kiralık Dayre” Bağcılar’da cadde üzerinde boş bir daire bir sürü bina arasında hemen dikkat çekiyor. Camdaki, “Kiralık Dayre, Müracat Bakkal” ilanı üzerine şöyle kendime bir çeki düzen verip bakkala giriyorum. “Selamünaleyküm. Şu kiralık daireyle siz mi ilgileniyorsunuz?” selamı alan 60 yaşlarındaki adam; -Sen mi tutacan? -Eh nasipse -Memleket neresi? -Erzincan -Ne iş yapıyon? -Özel bir şirkette çalışıyorum -Sikortan var mı? Mayiş ne gadar? -Sigortam var amca. Maaşta Allaha şükür idare ediyor -Çoluk çocuk gaç tene? -İki çocuk var ellerinizden öper? -Yoh ben çocuklu adama ev vermem! -Amca çocuksuz adam olur mu? -Valla bi tene olaydı düşünürdüm. Emme iki tene oldumu olmaz. Senden önceki kiracının çocuklarından gomşular çok rahatsız oldu. Yeminliyim gardaşım çoh çocuklu adama ev vermeyecem. Ne yapalım adamcığazın ağzı yanmış. Evin kirasını bile öğrenemeden ayrıldım. “İstanbul’da ev çok” Bir evden ret cevabı aldık diye bu işten yılmak olmaz. Bu kez Güngören’de kiralık bir eve talip oldum. Yine ev sahibinin karşısında esas duruşa geçtim. Bu adamcağız da kesin tekmil alacaktı ister istemez. Eğer anlaşabilirsek evinizi kiralamak istiyorum. -Tabi anlaşırız. Şartlarımı kabul edersen neden olmasın? -Amca şartlarınızı öğrenebilir miyim? - Evin kirası ayda 130 milyon, 500 dolar gibi küçükte bir depozito isterim. Su ve elektrik abonesini üzerine alacaksın. Memnun kalırsam seneye de oturursun. -Şeyy kira biraz yüksek geldi. Depozito’da fazla. Acaba biraz daha mâkul bir şey yapsak. -Bak işte o mümkün değil. Eve bir milyara yakın masraf ettim. Boyasını yaptırdım. Pirizleri bile yeniledim. Önceki kiracı eve hiç bakmamış. Nasıl girdiyse öyle çıkmış. Gerçi ben gittiğini bile görmedim ya bir gece yanaştırıp kamyonu tüymüş, giderken ampülleri bile sökmüş. -Geçmiş olsun. Fakat o patavatsızın cezasını ben mi çekeyim? -Ben anlamam. Şartlarım bu, beğenirsen tutarsın. Yoksa İstanbul’da ev çok! Bu adamda kibar bir şekilde yol göstermişti. Ama Allah’tan aile seceresini sormamıştı. Kızılcık kanunu Fatih’te ev aramak daha iyi olurdu. Ne de olsa eski bir muhitti. Sinanağa Mahallesi’nde boş bir daire bulmuştum. Çok geçmeden mahallelinin yardımıyla ev sahibine ulaştım. -İyi günler kiralık eve bakmıştım da! -Ne iş yapıyorsun? -Çoluk çocuk var mı? -Nerelisin? Hep aynı sorular sıkılmıştım. Adamlar sanki ev sahibi değil Aile Planlama Merkezi görevlisiydi. Dayanamadım artık. -Amca ne iş yapsam bana evini vermezsin? -Eee ne biliyim? Sordum işte -Peki amca sana yalan söylesem ne olacak? -Bak işte o mümkün değil. Evi kiralarsın, taşınırsın ondan sonra, “ Kızılcık Kanunu” çalışır. -Benim bildiğim kira kanunu var. 30 bin liralık damga pulunu yapıştırıp imzayı da attınmı devreye girer? -Sen öyle zannet. Eve taşındığında baktım dediklerin yalan o zaman kızılcık sopasını tanırsın (adam düpedüz tehdit ediyor) ama seni sevdim. Dürüst konuşuyorsun. Sana evi kiraya vereyim. Herkese 120 milyon diyorum. Sana 110 olur. 500 markta depozito verirsin. Seneye enflasyon oranında ya da TÜFE’ye göre artış yaparız. -Amca (Tüketici fiyatları Endeksi) TÜFE’nin bizim kirayla ne alakası var? -Onu bilmem burada hep öyle yazılır? Hem unutmadan söyleyeyim. Bizim oğlan askerde gelince başgöz edeceğiz. Bakarsın ‘çık’ diyebiliriz. Şimdiden haberin olsun Üç aylık peşin Bu iş böyle olmayacaktı. Gazetelerdeki ilanlarıdan ev aramak daha iyi olacaktı. Hem de ev sahiplerini karşısında ezilip büzülmekten kurtulmuş olacaktım. Mikroskopla bile zor okunan yüzlerce ilan arasından bir tanesini seçtim. “Bakırköy’de manzaralı ev. Tel: 570.....” -Alooo gazetedeki ilan için aramıştım! -Nereden arıyorsunuz? Hiç böyle bir soru duymamıştım...Bu adamda sorgu sual edecekti herhalde? -İşyerinden arıyorum. -Ne iş yapıyorsun? -Beyefendi bunları sonra konuşsak. Kiralık olan ben değilim sizin eviniz -Olur mu kardeşim. Ne biliyim sen kimsin necisin? İstanbul’da bir sürü ipsiz sapsız var. Kiminle konuştuğumuzu bilelim dimi? Kaybetmezsek bulmuştuk. Ama çare yoktu. Daha nezaketli bir şekilde konuşmak gerekiyordu. -Beyefendi ev nerede? -Florya’da 110 metrekare. 3 oda 1 salon, kombili. Aylık 350 dolar. Üç aylık peşin, bir kirada depozito alırım. -Sizce çok değil mi? -Olur mu kardeşim? Ev manzaralı. Gazeteyi okumuyor musun? Adam çaktırmadan aşağılıyordu. -Pardon bu manzara para kazandırıyor mu? -Git be kardeşim sen manyak mısın? Dalga geçecek başka bir adam ara “kıro”... “Küt” diye telefonu suratıma kapattı. Zaten adam aksi birisine benziyordu. Sorduğu sorularda bile iş yoktu. Aldırmadım “Sizi araçla aldıralım” Altı üstü bir haber için ev arıyordum. Nasıl olsa kiralamayacaktım. Onun için şöyle boğaz manzaralı bir daireye asılmakta hiç mahsur yoktu. Tam aradığım evi tarif eden bir ilan “Ortaköy’de müştemilatlı. Boğaz manzaralı 330 metrekare sıfır, lüks dublex daire 2.500 $” Meştemilat kısmını anlamıştım. Ama farketmezdi. İlandaki telefon numarasını aradım. Telefona bir bayan çıktı. O kadar inceliyordu ki telefonda bile neredeyse kırılacaktı. Emlakçıymış... -İyi günler bana biraz bu evden bahseder misiniz? -Tabi beyfendi. Evimiz dublex 170 metrekare. Jakuzi, yerden ısıtmalı, klimalı. İki banyo ve tuvaleti var, Evin iki balkonu ve 2 odası denizi görüyor, Bahçede aracınız için park yeri var. Özel güvenlik görevlisi mevcut. Herşey mükemmeldi. -Peki evi görmek istesek? -Tabi efendim nerede bulunuyorsunuz? Ben bir araç gönderip sizi aldırayım. İsterseniz mail adresinizi verin size evin fotoğraflarını geçeyim. Beğenirseniz gelip bakarsınız. -Sizin ücretiniz ne olacak? -Çok cüzi bir şey beyfendi. Yıllık kira bedelinizin yüzde 12’si ama anlaşabiliriz Ev üzerime kalacaktı. Bir bahane ile bu işten sıyrılmalıydım. Yalnız benim iki çocuğum var biraz yaramazlar. Mahsuru olur mu? -Olur mu efendim. O binada seçkin insanlar oturuyor. Eminim ki çocuklarınızı onlar da çok sevecek. Mail adresini vermedim. Ama eve bakmaya söz vererek telefonu kapattım. “Kirayı artırın” İstanbul’da gerçekten kiralık ev çoktu. Baktığım onlarca evde bir çok külyutmaz ev sahibi ile karşılaştım. Kimi evlenecek oğluna, kimi Almanya’dan kesin dönüş yapacak kardeşine oturacağım daireyi şimdiden rezervasyon yaptırıyordu. Adliyeler’de birikmiş binlerce kiracı-ev sahibi davası ve bir gece ansızın evi terkeden kiracıların olduğunu düşününce ev sahiplerine hak vermemek mümkün değil. Unutmadan hatırlatayım; eğer ev sahibiniz son zamanlarda sık sık halinizi hatırınızı soruyorsa ya da bir yakınından bahsetmeye başladıysa ev elden gidiyor demektir. Mutlaka kiranızı artırın. Bir de o hikayeyi hemen hemen bütün ev sahipleri biliyor haberiniz olsun.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT