BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sesini bulan şair

Sesini bulan şair

Hüseyin Akın, birbirini tamamlayan şiirleri ile başladığı kitap macerasını sürdürüyor. “Çöl Vaazları”, şairin kendi sesini bulduğu başarılı bir eser...



Kim ne derse desin, Türk şiiri iyi yolda. Kendi sesini bulan ve kozasını ören şairlerin varlığı, geleceğe dair ümitlerimizin daha da çok yeşermesini sağlıyor. Dergiler, kitaplar ve yayınevleriyle başlayan şiir maceramızın önemli dönüm noktalarında duran usta şairlere eklenen genç soluklar da ümidimizin sürmesi gerektiği işaretini veriyor. Hüseyin Akın da genç şairlerimizden. İyi şiir söylüyor ve sözün hasını kovalıyor. Akın’la yeni şiir kitabı “Çöl Vaazları”nı konuştuk... Hüseyin Akın şiiri giderek kendi dilini bulmaya başladı. Kendi şiirinizin yaşadığı değişimi fark edebiliyor musunuz? AKIN: İlk şiir kitabım “Sevmek, Karanfil ve Kiraz” ve hemen ardından bir yıl sonra çıkan, bir bakıma birinci kitabın tamamlayıcısı niteliğinde olan “Ay Tanığım Olsun” kendi sesimi arayışımın yansımalarıdır. İnsanın olanca ses içerisinden kendi sesini bulup ayırdına varması gerçekten kolay değil. Kulağımı adamakıllı kendi sesimle doldurmam gerekiyordu. Üçüncü kitapla (Çöl Vaazları) bunu başardığıma inanıyorum. Şairin, şiirsel karakter kazanabilmesi için sadece sözün ağızdan çıkması yeterli değil, aynı zamanda kulağın da duyması lazım. Bu anlamda ben bütün sözcüklerimi duyumsayabildiğimi ve herbirinin hesabını verebileceğimi söyleyebilirim. Üçüncü kitabın (Çöl Vaazları) sonunda geldiğim nokta, uzun soluklu şiirler yazma süreci oldu. Gün geçtikçe kendimi daha bir koşu havası içerisinde hissediyorum. Coşku koşmamı, koşu da coşkumu artırıyor. İçe doğru itiraf Çöl Vaazları, hacimce küçük ama dopdolu bir kitap. Yoğun bir teşbih ve lirizm gözleniyor... Kendi şiir dilinizi bulabildiniz mi? AKIN: “Çöl Vaazları” öylesine verilmiş bir isim değil. Değişen ve şekillenen bir şiir anlayışının ifadesidir aynı zamanda. Önceki iki kitabın aksine bireysel edebiyat anlayışına bir atıftır. Şiirin piyasası yoktur. Daha doğrusu, şiir hiçbir zaman arz talep ilişkisine konu olamaz. Şairin yaptığı içe doğru itiraftır. Dışarıya açılımı kendi aksi sedasını bulmak içindir; taraftarlar, yığınlar, kitleler oluşturmak için değil. Zira, şiir kesinlikle kitlesel bir soyut alan değildir. Olsa olsa bir kaza eseri şairin sesi bir insanın kalbine çarpar da belki duygu akrabalığı oluşur. Şiirimin lirik özellikler taşıdığı doğrudur. Bu kendi kimliğimi şiirime yerleştirdiğim anlamına gelir. Yani ben dışta durgun bir denizi çağrıştırsam da içte coşkun bir yapıya sahibim. Hareketlerimde frenlediğim coşkumu şiirime yüklüyorum. Max Jacob’un dediği gibi: “Lirizmin gerçeği denetlenmiş bir çılgınlıktır.” İnsan kendinden olana yakınlık ve heyecan duyar bu da coşkuya dönüşür. Benim yazdıklarım da yaşadıklarımın çok yakınında şeyler olduğu için; kelimeler yakın çevrem, sevdiklerim gibi olduğundan şiirlerimde yerinde durmayan hep kaynayan bir şeyler vardır. Coşku ve şiirsel biçem şiire seyyaliyet sağlayan iki unsurdur. Şiirle söylem noktasında kimseye bir şeyler angaje etmek niyetinde değilim. Zaten şiir bana göre alışıldık anlamda bir söylem değildir. Haber, ihbar ya da ihtar misyon ve değeri taşımaz. Aslolan duymak ve duyumsatmaktır. ‘Kırklar’ın macerası Sizin yazı ve şiirlerle devam eden bir de “Kırklar” maceranız var. Dergiyle ilgili neler söyleyebilirsiniz? AKIN: Kırklar dergisi hiçbir sponsora ya da reklam gücüne dayanmadan periyodunu bir gün dahi aksatmadan çıkan bir dergi, tamamen okuyucularımızın moral katkısıyla çıkmaktadır. Kırklar, tek kişilik bir teşebbüs olmadığı gibi bir macera hiç değildir. Kırkayak adıyla içerisinde Ekrem Aytar ve Adem Özbay’ın da olduğu bir dergi projesinin el değiştirerek yeni bir anlayış ve beğeni üslubuyla yeniden çıkarılma girişiminden doğmuştur. İbrahim Tenekeci ile birlikte editörlüğünü üstlendiğimiz bu oluşum ne her tanıma sığacak bir grup, ne de yapay ve gereksiz anlamlar yüklememizi gerektirecek tarzda bir ekol değildir. Bir ekip çalışmasıdır. Dergide ürünleri yer alan arkadaşlarımızın ideolojik veya dünya görüşlerindeki farklılıklar beraber yürümemize engel değildir. Sanatı empoza ve angaje yoluyla ideolojinin malzemesi haline getirmeyen bütün çalışmalara kapımızın açık olduğunu söylemeliyim. (0 212 511 33 69) Çöl Vaazları O benim gülüşümdür dibinde oturduğun Uzaktan türkü çığır serin tutsun gölgemi Gün döndü gömleğimi kaptığı gibi güneş Yorgunluk, yüreğinden uçmak geçen bir gemi Gözlerine değmeden eğilip geçiyorum Ellerinden tuttuğum yerden başlıyor bahar Beyaz susuş teninde kanaviçe kırları Kimseye söylemeyin, bunun da öncesi var Bir başına kuğuydu suyu hatme oturmuş İncelen dal ucuna bel veren bir patika Salıvermiş kendini saçlarından aşağıya Ne de tez döndü dünya, ne çabuk bir afrika O gün bugündür böyle adından taşan meyve Lügatte yer bulamaz taşın üstünde göynür Der ki içimden bir ses, sen hep öyle yalın kal Yol ne kadar çekse de durduk yerde ölünür. Birey, ‘Kırklar Dizisi’ “Önceden planlayıp öngördüğümüz şekilde Kırklar Edebiyat Dizisi’nden bir öykü, dört şiir kitabını Birey Yayıncılık’ın krize rağmen cesur yaklaşımıyla okuyucuyla buluşturduk. Bunlar benim Çöl Vaazları dışında, Ali Emre’nin Milyon Sesli Mızıka, İsmail Kılıçarslan’ın Portakal Turta Bir de Kirpi, İbrahim Tenekeci’nin daha önce Dergâh Yayınları’ndan çıkan Üç Köpük’ün ikinci baskısı olmak üzere çıkan şiir kitapları. Bunun yanında öykü olarak Kamil Yeşil’in Balın Tuzu Eksik kitabı da yine bu seriden çıktı. Böyle zor bir zamanda popülariteyi değil kaliteyi öne alan editörlerin, yayıncıların ve okuyucuların hâlâ bulunur olması moralimizi ve direncimizi artırıyor.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT