BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Diyalog

Diyalog

Kar Ah! Şu deli mevsimin haşarı yumurcağı, Kedi gibi dolaştın durdun ayaklarıma. Bir inat yüzünden mi –kıskanıp aynaları!- Buz dansına kaldırdın vurdun topuklarıma. Şu rû-yi zemin sana kifayet etmedi mi, Gâh baldırıma çıktın, gâh diz kapaklarıma. Gün oldu göstermedin, gizledin âfitâbı, Bıraktın dayanılmaz sızı bacaklarıma.



Kar Ah! Şu deli mevsimin haşarı yumurcağı, Kedi gibi dolaştın durdun ayaklarıma. Bir inat yüzünden mi –kıskanıp aynaları!- Buz dansına kaldırdın vurdun topuklarıma. Şu rû-yi zemin sana kifayet etmedi mi, Gâh baldırıma çıktın, gâh diz kapaklarıma. Gün oldu göstermedin, gizledin âfitâbı, Bıraktın dayanılmaz sızı bacaklarıma. Bazen de pencereme dokundun çisil çisil... Taşıdın ötelerden sesler kulaklarıma. Bu ne muammadır ki, dondurdun durdun beni, Değince eridin sen oysa dudaklarıma Ben bâd-ı saba gibi beklerken okşamanı, Kırk’ı** aştı vurduğun şamar yanaklarıma Kevserden aldım diye övünürken rengini, Tadından bırakmadın biraz damaklarıma. Aylar oldu kapattın süt-limân âsûmanı, Perde çektin ufkuma ve göz kapaklarıma. Bir ömür örseledin serâpâ bedenimi, Maziyi nakış nakış*** ördün şakaklarıma. *Kar: Zaman ** Kırk: Yaş *** Nakış: Ak saçlar Cevdet SÖZTUTAN / İSTANBUL Uğrunda ölünen Ayak izlerimde umut kalmadı, Hilalin batalı göğüm dolmadı, Uğrunda ölene can veren güzel, Sen, ey geleceğim, ışıklarla gel, Islak gözlerimde zaman eridi. Hira’da yeşeren, Medine gülü, Sabır dergahının büyük ödülü, Hicranımdan kararırken gündüzüm, Vursaydın dağlara, ışırdı yüzüm, Seni beklediğim liman eridi. Aciz kaldı sözler, tükendi yorum, Yaptıklarım için utanıyorum, Ey yıkılmışların ümit şarkısı, Geri çevirmeyen rahmet kapısı, Yaramı sar artık, derman eridi. Hüseyin ÖZKAYNAKÇI / SİVAS Ak düşmüş saçlara Ak düşmüş saçlara, demek ki ölüm kapıda; Ben hiç yaşamadım ki zaten şu dünyada! Gülmek bana hiç mi nasip olmayacak, Gözlerim yaşlı, yanağım hep ıslak. Elvedâ gökteki mavi kuş, göldeki güzel balık, Rengim soluk, dudağım her zaman yarık... Kalbimde bir sızı var sanki içim yanacak, Gözlerim yaşlı, yanağım hep ıslak. Biliyorum artık yere bir yaprak daha düşecek, Bir yolcu var, ya bugün ya yarın gidecek. Göklere bak bir yıldız daha kayacak, Gözlerim yaşlı, yanağım hep ıslak. Seçkin TOK / KONYA Arzuhal Ben bir sokak çocuğu, zor zahmet varım, abi, Yaşamak hayal meyal her gördüğüm rüyada; Bilinmezliğe doğru yuvar yuvarım, abi, Ozanların, çocukluk bahar, dediğin çağda. Ne yapar sokaklarda terkedilmiş bir öksüz, Sorgula biraz, abi, vicdan muhasebeni. Boynu eğik menekşe gördüğün var mı köksüz? Geçtiğin her sokakta öyle mahzun gör beni. Ne bir işitenim var, ne elimden tutanım, Kimim kimsem yok, sorsun aç mıyım açık mıyım, Hangi Milletim, nerde Devlet Anam, Vatanım? Gün uzunu göğsümün şurası kıyım kıyım. Sormuşluğun oldu mu hiç, abi, ev bark nere? Geçim dertleri cılız omuzlarımda kat kat. Nafile bel bağlamak, baş belâsı tinere; Yaşama göre mi be, abi, bunca meşakkat? Yazlara diyeceğim yok ya uzun geceler Acır mı bana yeri göğü donduran soğuk? Senin mi, abi, orada ışıyan pencereler, Beni duyuyor musun ağlarken boğuk boğuk? İtilmeye alışık kaderim yırtık sökük, Cız ediyor kalbim cız her duyduğum azarda. Sürüm sürüm sürümdüm yıllarca kırık dökük Bir ayağım sokakta, bir ayağım mezarda. Yaşamaya hakkım yok mu benim de bir çocukça? Dolayımda her dakka sırıtır durur ölüm. Kaderim sağdan soldan sille tokat vurdukça Bir gün ansızın solar açmadan gonca gülüm. Benim senden ne saray isterim, ne yağ bal, Evlâdına olanın çeyreği kadar şevkat. Dün kader dostum öldü, kurudu bir yeşil dal, Eh, bende de gayri ne umut kaldı, ne takat. Hani komşu açken tok yatan bizden değildi? Kim deşti kim Müslüman Türk’ün iman bendini? İnancını kalbinden hangi murdar el sildi? İçin boşalmış kusa kusa kendi kendini. Ben de Allah kuluyum, abi, kula gücenik, Silinmiş son izleri dudağımdan gülüşün. Kırık, yıkık, perişan, yoksullara yenik Sürünmek mi kaderi sokakta büyümüşün? Akşam misafirimdi mini mini bir pisi, Sevdim garibi sever gibi kardeş kardeşi. Ben bir sokak çocuğu, o, bir sokak kedisi, Sabahladık öylece aç iki kader eşi. Her semtinde aylarca süründüm İstanbul’un, Şimdi ahşap bir evin bodrumunda yalnızım. Bocalıyorum yalman kavşağında bir yolun, Sapıkların hedefi on birinde bir kızım. Gene peşimde biri, sen anla, abi, neden, Umudumun tek yeşil dalını kırıyorum. Düştüğüm yerden daha kötüye itilmeden Avaz avaz “yardım et” diye haykırıyorum. Bir duyan olsun, abi, bir gören bu çilemi, Yoksa bir ömür sokak sokak sürüneceğim. Benden ihmalcilere çok selâm söyle, e mi, Arzuhalımı YÜCE DİVANA vereceğim. Ö. Osman Erendoruk Son Ayrılık vurdu, Kapımda , bir kimsesiz yiğit yatıyor, Elleri, avuçları çatlamış, Dünyada seveni kalmamış. Ebedi rüyaya dalmak İster gibi, Gözlerini öyle kapatıyor ki, Bir sele veriyor kendini. Bilinmez ufukların kapısını açmak İstiyor, zorluyor. Ellrine baktıkca Ölümün yakın olduğunu hissediyor. Artık rüyalarının da gerçek olacağını biliyor. İşte bu yüzden Kendini fezanın derin boşluğuna teslim ediyor. Ölümün müjdecisi Ona yıldızlar. Ve son kez yıldızları gördüğünde, Son kez gülümsüyor, ... Yaşar Kemal
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 95953
    % -0.94
  • 5.8268
    % -0.21
  • 6.5545
    % -0.3
  • 7.5654
    % 0.02
  • 238.458
    % -0.16
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT