BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Biraz da haber...

Biraz da haber...

Cem Adler’in kendisini aldatmasına sinirlenen Bülent Ersoy, onu Nuriş Çetesi’ne şikayet etti.



 Cem Adler’in kendisini aldatmasına sinirlenen Bülent Ersoy, onu Nuriş Çetesi’ne şikayet etti. Nuriş’in adamları “Biz ayrılamayız” şarkısı karşılığında Adler’i telekız manyağı yaptı...  Ersoy, Tarkan’a çağrıda bulunarak “Dünya kaçağı... Bak ben de askerlik yapmadım ama senin gibi kaçmıyorum. Biraz delikanlı ol” dedi...  Süleyman Seba, Feldkamp’tan da memnun kalmadı. Seba, “Galli’yi gönderdik, Kalli’yi aldık. Şimdi de onu gönderip orta halli bir hoca alacağız” dedi...  Bülent Ecevit, MHP işareti yaparken akgüvercin parmağını, pardon serçe parmağını kırdı...  Gün geçmiyor ki F.Bahçe’de bir sakatlık olmasın. Sarı-lacivertli kulüpte dün de Löw’ün kafasında çatlak tesbit edildi...  Seçim bitti ama gazeteler Çiller’in yalanlarını çıkarmaya devam ediyor. Bir gazete dün, Çiller’in çocukken öğretmenine söylediği “Elektrikler kesikti, ders çalışamadım hocam” yalanı manşetten verdi...  Şok... F.Bahçe’de sakatlık sayısı dörde çıkmasına rağmen Televoleciler hâlâ sahada büyü aramadı. Magazinciler Derneği olayı kınarken, vatandaşlar tepkilerini “Vatandaşın büyü haberi alma hakkı engelleniyor” diye dile getirdi...  Spor basınındaki Hıncal Uluç-Erman Toroğlu kavgasına Ali Sami Alkış da katıldı. Türkiye Spor Yazarları Derneği NATO’ya yardım çağrısında bulundu...  Şimdi elimize geçen bir haberi veriyoruz... Sanatçı Bülent Ersoy, kendisini aldatan Cem Adler’den boşandı... Çocukların velayeti annesine verildi... Reha Muhtar Hattı  Mahsun Kırmızıgül’e; “Sayın Kırmızıgül... Yeniden sanatçılığa atılmak nasıl bir duygu?...”  Azer Bülbül’e; “Çocukken de titrer miydin, yoksa sen de benim gibi Cem Özer’i gördükten sonra mı böyle oldun?...”  Metin Şentürk’e; “Doğuştan kör olduğunu biliyorum da sevgili Metin, küçükken de görmüyor muydun onu soruyorum?...”  Levent Oran’a; “Her gittiğin yerde dayak yemek nasıl bir duygu?... Hayır ben pek dayak yemem de...”  Bahattin Şeker’e; “Sayın Şeker kilonuzdan ötürü tezkere aldınız, çok mu şişmansınız?...”  Milli maymun Çarli’ye; “Sayın Çarli... Sen yemek pişirdim diye övünme... Türkiye’de ne pişkin maymunlar var...”  Trabzon-G.Saray maçı için; “Sayıları onbinin üzerinde yedibin güvenlik görevlisi vardı...”  Bıçaklanan kadına; “Kocanız sizi öldürebildi mi, efenim?...”  Karısını boğarak öldüren adama; “Efenim... Başınız sağolsun...”  Bir cenaze haberi; “Salı günü kılınacak Cuma namazından sonra defnedilecek olan cenaze...”  Donmaktan kurtulan dağcılara; “ Soğuk muydu efendim?...” Eski bir öğüt Gürültü, patırtının ortasında sükünetle dolaş; sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma. Başka türlü davranmak açıkca gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış. Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık unutmak olsun. Bağışla ve unut... Ama kimseye teslim olma... İçten ol... Telaşsız, kısa ve açık seçik konuş. Başkalarına da kulak ver. Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları; çünkü dünyada herkesin anlatacak bir öyküsu vardır... Yalnız planların değil, başarılarının da tadını çıkarmaya çalış... İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen; hayattaki dayanağın odur... Seveceğin bir iş seçersen, yaşamında bir an bile çalışmış ve yorulmuş olmazsın... İşini öyle sev ki; başarıların, bedenini ve yüreğini güçlendirirken verdiklerinle de yepyeni hayatlar başlatmış olacaksın. Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol. Sevmediğin zaman sever gibi yapma. Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme. İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz. ...Ve unutma ki, insanlığın yüzyıllardır öğrendikleri, sonsuz uzunlukta bir kumsaldaki tek bir kum taneciğinden daha fazla değildir. Aşka burun kıvırma sakın; o çöl ortasındaki yemyeşil bir bahçedir... O bahçeye layık bir bahçıvan olmak için her bitkinin sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu unutma... Kaybetmeyi ahlaksız bir kazanca tercih et... İlkinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı bir ömür sürer... Bazı idealler o kadar değerlidir ki, o yolda mağlup olman bile zafer sayılır. Bu dünyada bırakabileceğin en iyi miras dürüstlüktür. Yılların geçmesine öfkelenme; gençliğine yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe... Yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme. Rüzgarın yönünü değiştiremediğin zaman, yelkenlerini rüzgara göre ayarla. Çünkü dünya, karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir. Arasıra isyana yönelecek olsan da hatırla ki, evreni yargılamak imkansızdır. Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendi kendinle barış içinde ol... Hatırlar mısın doğduğun zamanları; sen ağlarken herkes sevinçle gülüşüyordu. Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde, sen mutlulukla gülümse... Sabırlı, sevecen, erdemli ol... Eninde sonunda bütün servetin sensin. Görmeye çalış ki, bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen dünya yine de insanoğlunun biricik mekanıdır. Demirel’in ajandası  Amerika’nın her şeyden haberi oluyor. Bizon Kebabı’nı İslamköy’de annem yapardı...  Nazmiye Hanım Beyaz Saray’da bardak kırmış, ödenecek...  Clinton’un bana “father” demesi bir şey değil de, Nazmiye’ye “mother” demesini yakıştıramadım... Gazete baskıya girerken  Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller istifa etmemişti...  Fenerbahçe’de sakatlık sayısı hâlâ dörttü...  Löw Fenerbahçe’nin teknik direktörüydü...  Kalli golcü isteyip istememekte hâlâ kararsızdı...  ...Ve Kosova’dan hâlâ çocuk hıçkırıkları geliyordu... Azerbaycan Hatıraları Kendi mi yaşadı bilmiyorum ama Dış Haberler Servisi’nden bizim Serdar Uyan göndermiş;  Bizi karşılayan Azeri arkadaş, arabaya binerken kendisinin dalda (arkada) gideceğini benim de kabağa (öne) oturmamı söyledi. Otelin önüne gelince şoför; “Siz burada düşün, ben arabayı saklayıp gelirim” dedi. Düşmenin inmek olduğunu “Merdiveni boşver, gel asansörle düşelim” dediklerinde kavradım.  Düşmeyi bilmeyen arkadaşlarımız Azerbaycan Havayolları ile yaptıkları bir uçuş sonunda, Bakü’ ye beş dakika içinde düşecekleri anonsu ile hayatlarını film şeridi gibi bir-iki saniye izleme fırsatını bulmuşlar. Bir arkadaş da Bakü’ ye telefon edip uçağın varıp varmadığını öğrenmek istemiş, telefondaki Azerinin; “Uçak Bakü üzerinde fırlandı, fırlandı, Sumqayit’e düştü” demesiyle feryat figan ortalığı birbirine katmıştı. Anladık ki uçak Bakü’yü bir-iki pas geçip, başka bir şehre inmiş.  En zevklisi Azerbaycan-Türkiye futbol maçını, Azeri spikerin anlatımıyla seyretmek: “Türk Milli Yığma Komandoları kapıcısı Rüştü topu gapı aralığından depti, yirmibirinci dakka olmasına rağmen maç heç heç devam etmekte...”  Ya da bir Amerikan filminin Azeri dublajı; Robert Redford - “Men yahşiyem, istemirem. Sen nicesin?...” TEMEL’İN YERİ Adam alacak-verecek davasından mahkemelerde sürünüyormuş. Demişler ki, “Yalancılar Kahvesi’nden bir yalancı şahit bul, kurtul bu işten”... Girmiş Yalancılar Kahvesi’nden içeriye, kendini karşılayan Temel’e anlatmış durumu; -Benim bir alacak-verecek davam var da... “-Abi hangi şerefsiz sana borcunu vermiyor?...” BİZİMKİLER  Bilgehan merak etti, “Abi bu İşitme Engelliler Bülteni’ni körler de seyrediyordur mu?...”  Özkan Abi’nin takımı 52’nci haftayı da yenik kapattı. Alınacak galibiyete kadar servis maçlarını yazmama kararı aldık.  Engin Abi’ye telefon olduğu söylenince sordu, “Arayan nasıl biri?...”  Cahit askere gitmeye hazırlanıyor. “Kosova sorununu halledip geleyim” diyor...  Halit, MHP’nin transferleri yasaklama vaadini yanlış anladı; “G.Saraylı Fatih’i kimse alamayacak...”  Özcan Abi diyo ki; “Biraz sarkacakmış galiba”... -Kardeşim borcu olan benim. Niye şerefsiz diyorsun?... “-Ama abi sen de kaç kere ödeyeceksin?...” (Mustafa Bilici) HAFTANIN HATIRLATMASI “Sabır; yüzünü ekşitmeden acıyı yudumlamaktır....” (Anonim)
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT