BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bilsem ki Döneceksin

Bilsem ki Döneceksin

Niyeti biraz daha vakit geçirmekti. Bir yerlere gitmek ya da birilerinin kapısını çalmak için henüz çok erkendi. Tepebaşı’nda, Taksim’e yakın bir yerdeydi.



Tek düşündüğü canını kurtarmaktı! Niyeti biraz daha vakit geçirmekti. Bir yerlere gitmek ya da birilerinin kapısını çalmak için henüz çok erkendi. Tepebaşı’nda, Taksim’e yakın bir yerdeydi. Pahalıya malolmayacak, hafif bir şeyler yemeyi düşünüyordu. Fiyatlı yemek listesine uzunca bir göz attı. En uygunu kıymalı pideydi. Yanında ayran iyi giderdi. Bu iki tercihin verebileceği kararın en doğrusu olduğuna kendini inandırdı. Ankara’daki arkadaşlarının tavsiyelerine uyarak her an her sürprize hazırdı. Aldanmamak için ihtiyaçlarını asgariye indirmeli ve alışverişlerde uyanık olmalıydı. Müşteri olarak başka kimse yoktu. Askerden yeni gelmiş gibi saçları en fazla bir haftalık, teni güneş yanığı, temiz giyimli, genç irisi bir garson, 12 yaşlarında bir çırak ve mutfak bölümünde olabildiğince şişman bir aşçı lokantayı kapatmaya hazırlanıyorlardı. Genç kız, vitrine en yakın masanın sandalyelerinden birine oturdu. Hiç acelesi olmayan adımlarla yanına gelen garsona isteğini söyledi. Garson ne düşündüğü belli olmayan bakışlarla genç kızın yanından ayrıldı. Biraz sonra pide siparişini getirdi. - Ayran kalmamış, kola ister misiniz? Sabiha: - Olabilir! dedi. Garson, dolaptan aldığı kolayı mutfağa götürdü. Biraz sonra elindeki kolayı bardağa doldurmuş olarak masaya getirdi. Sabiha, yemeğini yerken bir yandan da caddeyi seyrediyordu. Biraz sonra aşçı, üzerindeki beyaz önlüğü çıkartıp ceketini giydi. Garsona “iyi akşamlar” dedikten sonra çıkıp gitti. O gider gitmez garson, çırağını da sessizce gönderdi. Sabiha, caddeden gelip geçenlere öylesine dalmıştı ki yemeğini oldukça yavaş yediğinin farkında değildi. Garson lokantanın mutfak kapısının önünde ayakta beklerken sigara içiyor, genç kızın bütün hareketlerini dikkatle seyrediyordu. Sabiha iyice dalgınlaştı. Gözkapaklarının ağırlaştığını, neredeyse masanın başında uyuyup kalacağını hissetti. Önündeki kıymalı pide bir türlü bitmek bilmiyordu. Göz ucuyla lokantanın içine baktı. Mutfağın kapısı kapalıydı. İçeride ise kendisinden ve garsondan başka kimse yoktu. Bu yalnızlıktan tedirgin oldu. Oturduğu sandalyede geriye doğru yaslandı. Zorlanan yalnızca gözkapakları değildi. Vücudunda hissedilir bir ağırlık vardı. Bunların hiç biri normal değildi. Bütün gece yolda gelmişti. Fakat bu, yol yorgunluğuna benzemiyordu. Etrafındakiler sanki şekil değiştirmeye başlamış; masalar, sandalyeler seçilmez olmuştu. Hemen aklına şu anda yiyip içtikleri geldi. Pidenin ve kolanın tadında bir anormallik hissetmemişti ama bir şeylerin yolunda gitmediği belliydi. Yerinden kalkarken sandalye devrildi. Garson, genç kıza doğru birkaç adım attı. Sabiha, garsonun niyetini anlamıştı. Onu bir anda karşısında görünce bu fırsatı kaçırmadı. Her zaman spor salonunu inleten o gür çığlıklardan biriyle garsona tekme ve yumruklarla birkaç seri hareket yaptı. Hiç beklemediği bu tepki ile ağzı burnu kan içinde kalan garson, ne yapacağını şaşırdı. Kendini savunmak bir yana, parmağını bile kımıldatamamıştı. Üstelik kaşla göz arasında vücudunun her yerine en az birkaç darbe yemişti. Şu anda tek düşündüğü canını kurtarmaktı. Ne yazık ki bu bile mümkün görünmüyordu!.. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT