BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kıskanç

Kıskanç

Duygulandıkça duygulandı... Gözlerinde biriken damlalar, biraz daha dolsa yanaklarından aşağı süzülecekti. Koskoca ofiste işte şimdi yapayalnız, bütün ümitleri tükenmiş, bütün hayalleri yıkılmış bir insandı. Eli orada bulunan Sedef’in küçük radyosuna gitti...



İnsanoğlu isteyince ümitsizlikler içinde bile ümit ışığı aramaya muktedirdi. Gerçekten eşi kendisiyle telefon görüşmesi yapmak istemese bile, o bir kez de şansını bizzat Berrin’in ayağına giderek deneyebilirdi. Öyleyse Sedef’e bıraktığ emaneti bulup, ertesi gün sabah erkenden kendi evine, kendi hanımına gidebilirdi. İşte o zaman her şeyi anlayacaktı Berrin. Kalktı, önce elinin altında bulunan yerleri aramaya başladı. Görünür hiçbir yerde yoktu. Acaba dolaplara mı saklanmıştı? Öyle ya, patronun verdiği çok önemli bir emanet olduğu için mutlaka kapalı bir yerde muhafaza ediliyor olmalıydı. Anahtarları bulmak durumundaydı Kemal. Başladı Sedef’in anahtarı nereye koymuş olduğunu araştırmaya. İşte bu arada hiç beklemediği bir şey oldu. Ofisin mutfak bölümünde bulunan çekmeceleri karıştırırken çöp kovasına ilişti gözü. Dudaklarını ısırdı. “Yoksa?” dedi yüreği cızz ederek. Eğildi, çöp kovasının içinde duran emanetin sarıldığı jelatinin yırtılmış, daha doğrusu parçalanmış bölümlerini aldı. Sanki öldürülmüş bir barış güvercininin tüyleriydi bunlar. Birer birer kağıt yırtıklarını karıştırdı. Sapsarı kurdele bile öylesine duruyordu çöpte. Ya içindeki not? O neredeydi? Derin bir iç çekti. Alnına biriken teri sildi. Elinde ambalaj ve kağıt parçaları olduğu halde tekrar Sedef’in masasına yürüdü. Bu kez de koltuğa yığılırcasına oturuyordu. Ama bayılarak değil, kahrolarak. Meçhul akıbeti merak ederek. Başladı kendini kurmaya: “Bu kutuyu Sedef mi açtı acaba? Öyle ya, belki artık benim gelmeyeceğimi düşünüp, merakına yenik düşen kızcağız acaba ne var bunda deyip açmış olabilir mi?” “Yok canım, o kız asla bunu yapmaz. Ben Sedef’i dün mü tanıyorum. Kesinlikle böyle bir ihanetin içinde olmaz. “Peki Berrin gelip almış olsa. Kendisine yazdığım notu alıp, kutuyu bir kenara atsa, beni aramaz mı? Arar. Çünkü ona herşeyi yazdım. Tüm mal varlığımı üzerine kaydettiğimi yazdım. Bankadaki paralarımı ona verdim. Yoksa benim bu hareketimi bir kez daha enayilik sayıp “Tamam işte, alacağımı aldım. Şimdi seni hiç aramam” düşüncesine mi sahip oldu? Eğer öyleyse zaten Berrin beni sevmiyormuş. O benim itibarımı, benim şöhretimi, benim paralarımı seviyormuş. Onlara kavuşunca maksadına erişmiş ve benimle bir daha hiç görüşmemek üzere alakayı kesmiş. “Olsun be” dedi kendi kendine... Hiç canı sigara içmek istemediği halde, sigara içmek istedi. Şöyle çekmeceleri karıştırdı. Sedef’in çekmecesinde duran yarım sigara paketinden bir sigara yakıp tavana doğru üfledi yavaştan yavaştan. Hem çekiyor hem düşünüyordu... Duygulandıkça duygulandı... Gözlerinde biriken damlalar, biraz daha dolsa yanaklarından aşağı süzülecekti. Koskoca ofiste işte şimdi yapayalnız, bütün ümitleri tükenmiş, bütün hayalleri yıkılmış bir insandı. Eli orada bulunan Sedef’in küçük radyosuna gitti. Düğmeye bastı. Minik radyodan odanın içine tam odanın büyüklüğü derecesinde bir melodi yankılanmaya başladı. Gece vakti türkülerden başka ne vardı ki... İşte bir yanık ses sanki “Ben söyleyeyim sen ağla Kemal” dercesine okuyordu: “Dert bende çare sende Onulmaz yare bende, Yuvasız kuşlar gibi, Kalmışam perakende...” Kemal beyin gözlerinden yaşların süzülmesine sebep olmuştu bu türkü. Ne kadar anlamlı geliyordu şimdi ona. Ne kadar anlamlı... Bu muydu yoksa türkü dedikleri... Türküler böyle duygularla mı söylenmişti? Ağladı... Ağladı... Sigara üstüne sigara yakıp ağladı... Neler söylüyordu türküler neler... Sanki hepsi Kemal bey için söyleniyordu üstelik... Kaç zamandan beri beyninde biriken stres, zavallı iş adamının gözlerinden aşağı süzüldükçe sanki azalıyor, yüreği kabardıkça düşünceler beyninde mayışıyordu. Ayaklarını uzattı masanın boşluğuna, gözlerini tavana dikti. İlk defa kendini bu kadar yalnız ama bu kadar rahat hissediyordu. Serbest, olanca serbestisiyle, doğal haliyle... Caddeden uzaktan uzağa duyulan bir iki köpek havlaması, bir iki klakson sesi, yanlardaki binalardan arada bir gelen bir iki parazit homurtuya benzer seslerden başka türkülerle başbaşaydı. Öylece saldı kendisini... Neden sonra radyonun sesi kısılmış, Kemal bey koltuğunda o haliyle kendinden geçmiş, yorgunluğun verdiği ağırlığa, göz kapakları teslim olmuştu... > DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT