BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kapanmayan Yara

Kapanmayan Yara

Sabah kahvaltısında uzun süre konuşmadı babası. Çok kızgın görünüyordu. Burçin utanarak başını eğmişti kahvaltı boyunca. Arada bir konuşsun diye babasının yüzüne bakıyordu ama babası pas vermiyordu. Neredeyse ağlayacaktı genç kız...



“Burçin, yaptığını beğendin mi?..” Caddelerden, ara sokaklardan savrularak gidiyordu araba. Silecekler habire çalışıyor, yağmur damlalarına karşı müthiş bir savaş veriyordu. Önünü göremiyordu bile Burçin. Zaten hava böyle olmasa bile, gözyaşı selinden önünü görecek hâli yoktu. “Ben de ölmeliyim!..” diyordu. “Ben de ölmeliyim. Yaşamak istemiyorum...” Sonunda sahile çıkmıştı, denizi hayal meyal farketti. Denize doğru sürdü arabayı. Ölmek istiyordu Burçin. Caddeyi kesip karşıya ulaşmak üzereydi ki, bir uzun vasıta önünü kesti. Çarpışmalarına ramak kala frene bütün gücüyle bastı Burçin. Böyle ölmek istemiyordu. Uzun vasıta âdeta sıyırdı geçti Burçin’in arabasını. Derin bir soluk bıraktı Burçin. Uzun vasıta geçtikten sonra, Burçin de arabayı denize sürecek takat kalmamıştı. Sola kırdı direksiyonu. Eve doğru yol aldı. Eve ulaştığında kendini yatağa attı, doyasıya ağladı. “Niçin yaptım ben bunu, niçin yaptım!..” Tek suçlu kendisiydi. Durumun bu şekle dönüşeceğini hissetmişti oysa. Baştan beri bir endişe taşımıştı yüreğinde ve aklına gelen başına gelmişti... Genç kızın tahmin edemediği kadar korkunç boyutta gelişmişti olaylar. Bu kadarını beklemiyordu Burçin. Annesi telefon açmıştı. Ağzına ne geldiyse söylemişti. Kızından utanıyordu. Bir şey söyleyememişti Burçin. Bu gece gelmeyeceğini de söylemişti annesi. Telefon kapandığında saatlerce yatağın üzerinde oturmuştu. Uyuyup kalmıştı sonunda. Daha o gün rüyasına girmişti Mete. İlk tanışmaları, buluşmaları, konuşmaları bir bir film şeridi gibi gözlerinin önüne serilmiş, sonu kötü biten bir film gibi Mete’nin ölümüyle bitmişti rüya. Bir ara uyandığında gece olduğunu farketmişti. Belki heyecandan, belki korkunç bir akıbete sebep olma korkusundan tir tir titriyordu Burçin. Pencereden baktığında yağmurun dindiğini farketmişti. Mete şu anda ne yapıyordu, neler düşünüyordu acaba? Herhalde kendisinden ölesiye nefret ederdi. Bir daha affetmezdi Burçin’i. Ya kendini öldürmeye kalkarsa, ya öldüyse!.. Böyle bir şey olursa nasıl yaşardı Burçin?.. Keşke denize sürseydi arabayı, keşke ölseydi. Böyle yaşamaktansa, ölmek daha iyi değil miydi?.. Eğer ölmediyse, eğer yaşıyorsa, yarın yanına gitmeliydi Mete’nin. Ona yalvarmalıydı affetmesi için. Affederse dünyalar onun olacaktı, yeniden dünyaya gelecekti. Ölünceye kadar kölesi olacağını söyleyecekti Mete’ye, yeter ki affetsin. Bunları düşünürken tekrar uyuyup kalmıştı. Korkunç rüyalarla uğraştıktan sonra sabahı zor etmişti. Ertesi günü hava açılmıştı, ortalık günlük güneşlikti. Sanki dün yaşanmamış gibiydi. Annesi dönmemişti eve. Ama babasıyla telefonla görüşmüş olmalıydı ki, babası öfkeli gözlerle bakıyordu kızına. Sabah kahvaltısında uzun süre konuşmadı babası. Çok kızgın görünüyordu. Burçin utanarak başını eğmişti kahvaltı boyunca. Arada bir konuşsun diye babasının yüzüne bakıyordu ama babası pas vermiyordu. Neredeyse ağlayacaktı Burçin. Kahvaltının sonunda babası nihayet konuşmuştu. -Yaptığını beğendin mi Burçin?.. Burçin başını eğdi, konuşamadı. -Aklı başında olan insan hiçbir zaman senin yaptığını yapmaz. Bir gencin gururuyla böyle oynanır mı?.. Kızım olduğun için senden utanıyorum!.. Ağlamaya başladı Burçin. -Biz seni böyle mi yetiştirdik. Annen telefon edip anlattı bana. Bizi rezil ettin. Çocuk dünden beri odasına kapanmış, bu sabah açmış kapıyı. Ya bir çılgınlık yapsaydı ne olacaktı?.. -Nasıl yaptığımı ben de anlayamadım baba, dedi Burçin. Öyle pişmanım ki. Asla kendimi affetmeyeceğim. -Bir şeyi istemiyorsan zamanında ve sırasında usulüne göre söylersin. Ama sen birden yerinden kalkıp, tekrar etmekten utanacağım sözleri haykırmışsın. Pişmanlığın bundan sonra ne faydası olacak ki?.. -Keşke arabayı denize sürseydim dün. Fakat cesaret edemedim bir türlü. Ama keşke ölseydim de bu hâllere düşmeseydim. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT