BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > En genç tiyatrocular!

En genç tiyatrocular!

En genci 71, en yaşlısı 93 yaşında olan tiyatro oyuncuları. Aralarında ilk kez sahneye adım atanlar okuma yazma bilmeyenler var. Çoğunluğu sahne ile 80’inde tanışmış ama tiyatro oyuncularına taş çıkartıyorlar. Bahçelievler huzurevi sakinlerinin şimdiki hedefi bir halk oyunları ekibi kurmak.



Belma Uçak, Bahçelievler Huzurevi Yardım Derneği’nin Başkanı. Haftada en az iki kez dernek üyeleri ile birlikte huzurevinde oluyorlar. İhtiyaçları belirliyor, yardımları organize ediyorlar. Ama asıl önem verdikleri nokta sosyal faaliyetlerle yaşlıları hayatın içinde aktif halde tutmak. Bu amaçla geziler, el sanatları, sanat müziği korosu derken tiyatro gösterilerine de başlamışlar. Son oyunun yazarı olan Belma Uçak, rolleri yaşlılara göre yazdığını anlatıyor; “-Gelen oyunlar ya yaşlıların oynamayacağı ya da terk edilmiş durumdaki karakterlerin yer aldığı demogoji (duygu sömürüsü) yapılan oyunlardı. Ben istedim ki izleyenler salondan gülerek neşe ile ayrılsınlar. Adı huzur evi ama kalanların çok sağlıklı insanlar olduklarını yaşlı insanların bu toplumda biz de varız, güler yüzlü, hareketliyiz, üreticiyiz diyen ayak adımlarını duyuruyoruz. Huzur evine gelen yaşlı burayı bir bekleme yeri olarak görüyor, biz mümkün olduğunca onları buradan dışarı çekmeye çalışıyoruz...” Şımarık, evde kalmış kız... 6-7 ay süren çalışmaların ardından beş gösteri yapılmış ve hepsinde de ayakta alkışlanmışlar. Yaş ortalaması 80 olan oyunculardan ikisinin okuma yazması yok. Onlara arkadaşları rollerini okumuş öyle ezberlemişler. Büyük bir neşe ile anlatıyorlar çalışmaları. Nermin Başsaka, belediyeden emekli, iki buçuk yıldır huzur evinde kalıyor. İki oğlu ve dört torunu var. Sık sık arayıp ziyaretine geldiklerini söylüyor. Nermin teyze, çıkardıkları gazetenin muhabirlerinden aynı zamanda. Ve rolünü anlatmaya başlıyor: “-Üçüncü oyunum bu. Üçünü de güzel oynadığıma inanıyorum ama bu seferki daha güzeldi. Dayısı ve halası tarafından büyütülen şımarık evde kalmış bir kızı canlandırıyorum. Uşağıma biraz aşığım. Çalışmalar güzel geçti...” O böyle anlatırken uşak rolündeki Remzi Atay giriyor söze; “-Nerede unutuyorlar rollerini, oyun aksıyor. Çalışmalarda didiştik biraz”... Remzi Atay bir elektronik firmasından emekli. 3,5 yıldır huzur evinin sakinlerinden. Daha öncesinden bir tiyatro tecrübesi yok. “Bütün kabiliyet burada ortaya çıktı” diyor, “Benim halam çok iyi kahve falı bakardı. Bana seksenden sonra meşhur olacaksın demişti. Oyundan sonra hayranlarım kapıda bekliyordu” oyunun birinci perdesinde uşak rolünde olan Remzi Atay, ikinci perde de bir hanım hizmetçiyi oynamış, büyük alkış almış. Belma Uçak, rolleri yazarken yaşlıların özelliklerini dikkate almış. Onlar için sahneye çıkmanın tehlikeli bir durum olabileceğini düşünmüş ve yapabileceğine inandığı kişileri seçmiş. İşte hala rolündeki Şükrüye Akseven; “-Ben biraz ağır olduğum için hep hâlâ, abla rollerinde oynuyorum. Benim dördüncü oyunum. Sahneye çıkınca kendinizi unutuyorsunuz. Nasıl bir ev kadını işini benimserse biz de rollerimizi benimsedik. Konuşmaları şaşırmayayım diye o kadar dikkatli oluyorsun ki halkı görmüyorsun. Ev hanımı idim. Çocuklarım öğrenciyken, onları gösterileri için çalıştırırdım. Dört senedir buradayım. Zamanımızın çoğu, eli işi odasında geçiyor. Boncuk işleme, dikiş, kumaş ve ahşap boyama yapıyoruz”... Kınalı Şükrüye teyze Biz Şükrüye Teyze ile konuşurken, şen bir kahkaha ile doluyor odanın içi. Bütün başlar oturduğumuz odanın kapısına dönüyor ve hep bir ağızdan söylenen, “kınalı gel” sözünü duyuyorum. Kınalı saçlarının çevrelediği yüzündeki gülümseme ona o kadar yakışıyor ki. Kınalı ellerini tuttuğumda bütün sıcaklığını ve içtenliğini hissediyorum. Ona sarılıp öperken, yıllardır tanıyormuşum gibi geliyor. Belma Hanım, “Seneye ona kınalı şov yaptıracağım” diyor. Ve Kınalı nine başlıyor oyundan bir bölüm oynamaya. Eli ile yüzü ile bütün ruhu ile oynuyor; “-Börek açıyorum her çeşit. Kıymalı mı istersiniz peynirli mi? Kim isterse kocasından ayrılmak, barışmak bana gelsin”... Kahkahaları uzun uzun çınlıyor odada. Okuma yazma bilmiyor. Sahnede doğaçlama yapıyormuş sık sık. “Ben bildiğim gibi oynayacağım” demesi ile meşhur. Evvelki yıl Ankara’da Bakan Hasan Gemici’ye çiçek atmış bir taşlama ile birlikte, “Sen bana gelmedin. Beni buraya getirttin ama hadi sana çiçek atayım” diye. Soruyorum: “Tiyatro oyunculuğu nasıl?...” “-Çok güzel, eğlence şahane. Kolay değil öyle. Her oyunda bir altın veriyorlar. Sakladım iki tane” diye anlatıyor neşe ile. -Peki ya kınalar?... Başka var mı? “-Çoook... Kızım yolluyor. Beş yıldır buradayım. Allah’a emanet”... İki kızı var. Biri istanbul’da diğeri Almanya’da... Kınaları da o yolluyormuş... İşte dev kadro Ahmet Buğdaylıoğlu 10 oyunda oynamış. “Dışarıda da oyunlar da oynadım” diyor. Aynı zamanda Gönül Sesimiz adlı gazetenin de muhabirlerinden. 70 yaşındaki Orhan Ürer, annesi ile birlikte kalıyor huzur evinde; “-Türk Sanat Müziğine aşığım. Beş yıldır Türk Sanat Müziğini Sevenler Derneği’ne gidiyorum. Haddinden fazla alkış aldım diyebilirim. Şarkı da söyledim oyunda. Danslar da vardı...” 27 sene Almanya’da çalışan Mehmet Erdilek, iki yıldır huzur evinde; “Oyun sayesinde göremeyeceğimiz, gidemeyeceğimiz yerlere gittik. Güzel vakit geçiriyoruz. Koromuzda da ben assolistim”.. Biz neşe ile sohbetimizi sürdürürken “Toplantı başlıyor” sözü ile herkes toplantı salonuna indi. Huzurevi müdürü Oya Kalaycı’nın, “Binamızda tamirat başlıyor. 15 gün içinde burayı boşaltacağız”... Sözleri üzerine yüzlerdeki gülümseyen çizgiler hüzne dönüştü. Birarada büyük bir ailenin üyeleri gibi yaşayan huzurevi sakinleri tadilatın 8 ay süreceğini ve farklı yerlere göndereceklerini duyunca yüzlerine büyük bir yanlızlık duygusu yerleşiyor. Kınalı nineye takılıyor gözlerim, “Ben ne olacağım. Nereye gideceğim” diyor ağlayarak. Ve etrafına bakınarak. Eşyalarının ne olacağını nasıl saklayacaklarını düşünmeye başlıyorlar. Birlikte yaşadıkları, adeta yeni bir aile oluşturdukları arkadaşlarından ayrılacaklarını duymak en büyük üzüntü sebebi oluyor. Öpülesi eller Dedemin ölümünden sonra çocuklarının yanında kalan babaannem hep kendi evini aradı. “Ölüp kalacağım buralarda, hem de kendi evimde değil” derdi. Hepimiz çok üzülürdük. “Burası senin evin neden böyle söylüyorsun” deyince, hem bizi üzmek istemez hem de “Öyle de...” diye eklerdi. ...Ve korktuğu gibi oldu, bizimle kaldığı bir kış gününde kaybettik onu. “Benim evim” sözü hep kulaklarımda kaldı. O yaştaki biri için kendi evinin, eşyalarının önemi de. Geçtiğimiz hafta kaldıkları huzurevi depremde hasar gördüğü için boşaltılacağını duyunca yüzleri bir anda değişen yaşlıları görünce aynı duyguyu yaşadım. Kimi ailesini bırakmıştı dışarıda, kimi yalnız geçen günlerini huzurevine taşımıştı. “Şimdi çok büyük, kalabalık bir aile olduk” derken ayrılacaklarını duymak üzmüştü hepsini. Çalışıp didinmeyle geçen bir hayattan sonra yolları huzurevinde kesişen, nineler, dedeler, teyzeler günlerini doldurmak için çeşitli uğraşlar bulmuşlar. Tiyatro, gazete, el sanatları derken sırada halk oyunları ekibi var. Ama gözleri hep kapıda. Elleri öpülmeyi, anıları dinlenmeyi, tecrübeleri paylaşılmayı bekliyor. Yüzlerinde yaşanmış günlerin imzası gibi duran çizgilerle gülümsüyorlar...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109156
    % 1.14
  • 3.8206
    % -0.38
  • 4.5076
    % 0.05
  • 5.1028
    % -0.67
  • 153.399
    % -0.43
 
 
 
 
 
KAPAT