BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Peygamberler şehri ŞANLIURFA

Peygamberler şehri ŞANLIURFA

Hiç alevler su, odunlar balık olur mu? Olur. Allahü teâlâ dilerse neler olur. Yapılan sondajlarda Halil-ür Rahman Gölü’nün altında kalın bir kül tabakası bulunur.



İnsanlık tarihi Allah’tan başka kimseye secde etmeyenlerle, Allah’tan başka her şeye secde edenlerin mücadelesiyle geçmiştir. Müşriklerin hepsi sefildir ama en iğrençleri “bana tapacaksın” diye diretenlerdir. İşte Keldani kavminin başına geçen Nemrud bunlardan biridir. Nemrud zaferlerle dolu bir ömür sürer. Girmedik kale, yıkmadık devlet bırakmaz. Hesaba gelmeyecek kadar altın, köle, kadın sahibi olur. Sarayların en güzelinde oturur, meyvelerin en körpesi, yemeklerin en lezzetlisi önüne konur. Ama ihsanı değil, hırsı artar. Taa ki o ürkütücü rüyayı görünceye kadar. Yıldızları gölgeleyen nur Bir gece uykusunda muhteşem bir nur belirir. Bu nur güneşi bile gölgeler, yıldızlar yağı bitmiş kandil gibi sönerler. Hemen müneccimlere gider, ona bir peygamberin doğacağını haber verirler. Bu resul putların alayını kıracak, saltanatını zora sokacaktır. Nemrud tarifsiz bir telaşa kapılır ve aklınca tedbirler alır. Erkek çocuklar boğulup çukurlara atılır, sadece o yıl 100 bin masumun canına kıyılır. İşte tam bu günlerde salih bir mümin olan Târûh’un hanımı (Emile Hatun) İbrahim Aleyhisselam’a hamile kalır. Ancak Târûh vefat edince puthane nazırı Azer evlenmek için gelip gider ve sahipsiz kadını felaket bunaltır. Ama mübareğin aklı fikri çocuğundadır. Nitekim fırsatını bulup bir mağaraya çekilir ve oğlunu gizlice dünyaya getirir. Yavrusunu Allah’a (Celle Celalüh) emanet eder ve bir şey yokmuşcasına şehre döner. Allahü teâlâ nurlu bebeğin parmaklarında pınarlar yaratır, herbirinden ayrı gıdalar (yağ, bal, süt ve hurma şırası) akıtır. İbrahim Aleyhisselam mağaradan 7 sene sonra çıkar ama vücudu 15 yaşındakilerden bile oturaklıdır. İbrahim Aleyhisselam daha o yıllarda putlara savaş açar, üvey babasına rağmen tavrını ortaya koyar. Azer’in çocukları babalarının putlarını öve öve satarken o heykelleri bacaklarından sürükler, kafalarını çamurlara sokup “hadi tıkınsanıza” diye azarlar. Hatta bir şenlik günü millet kırlardayken tapınağa girer ve putların alayını kırar. Sonra baltayı getirip irice bir putun boynuna asar. Merasimden dönenler şok olur, “bunu sen mi yaptın” diye hesap sorarlar. Nurlu çocuk “bakın balta onun boynunda” der, “niye kendisine sormuyorsunuz ki?” - Onlar taş toprak, nasıl konuşsunlar? - Ne yani siz konuşamayan acizlere mi tapıyorsunuz? Aradan yıllar geçer ama bu münakaşalar hiç bitmez. Nitekim Nemrud’un kulağına da gider ve Hazret-i İbrahim’i sarayına çağırtır. Yüce Nebi içeri vakarıyla girer ve asla secde etmez. Sebebi sorulduğunda “Ben Allah’tan başkasının önünde eğilmem” der, “zira benim Rabbim dirilten ve öldürendir!” Güneşi batıdan getir görelim Nemrud derhal iki mahkum getirtir, birini öldürür, öbürünü affeder. “Görüyorsun ya” der “ben de öldürüyor ve diriltebiliyorum.” İbrahim Aleyhisselam bu sığ mantığa güler, “gücün yetiyorsa güneşi batıdan getir de görelim” der. Nemrud söyleyecek söz bulamaz. Bulamaz ama koca Nemrud (!) öyle uluorta susturulmaz ki. Bu tavrın ağır bir bedeli vardır. Hazret-i İbrahim çatır çatır yakılmalı, inanların yüreğine korku salınmalıdır. Nemrud aylarca odun yığdırır ve muhteşem bir ateş yaktırır. Öyle ki alevler fersah fersah ötelerden görünür ve civardan geçen kuşlar kavrulup telef olur. İbrahim Aleyhisselamı urganlarla bağlar, mancınığa oturturlar. O sırada melekler gelir, yardım teklif ederler. İbrahim Aleyhisselam “Dostların arasına girmeyin” der, “Rabbim kurtarırsa lütfundandır, şükrederim. Yakarsa kusurumdandır, sabrederim.” Sonra güzel gözlerini yumar ve “Allah bana yetişir” buyururlar, “O (Celle celalüh) ne güzel vekildir.” Öyle ya Halil’e, Celil’den (Allah’dan) razı olmak düşer. Peki sonra? Sonra, mancınık boşaltılır ama herşeye gücü yeten yüce Mevlâ ateşi güllük gülistanlık yapar. İnananların kalbine kuvvet gelir, müşrikler şok olurlar. Lâkin mucize görmekle hakikatleri görmek farklı şeylerdir. Evet artık İbrahim âleyhisselam’a bir şey yapamayacaklarını anlar ama müminlere kan kusturmaktan geri durmazlar. O günden sonra saflar ayrılır, hak-batıl savaşı hızlanır. Müşriklerin “inadım inat” dedikleri günlerde havaliyi bulut bulut sivrisinekler sarar. O muhteşem saltanatı ile gururlanan Nemrud, bir topal sineğe yenilir. Burnundan giren ufacık hayvan ona tarifsiz ısdırap verir. İki köle gece gündüz beynini tokmaklar. Tokmaklar ama ne fayda. Rabbim nelere kaadir İbrahim Aleyhisselam’ın ateşe atılma hadisesi sadece Kur’an-ı Kerim’de değil, İncil ve Tevrat’ta da yer alır. Allahü teâlâ göğü tutan alevlere “Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve selamette ol” buyurur ve ortalık gülistan olur. Bilim de aynı şeyi söyler, yapılan sondajlarda gölün tam altında 8 metre kalınlığında bir kül tabakasına rastlanır. Rivayetlere göre odunlar büyük bir çatırtı ile alevlendiğinde hayvanlar da kahrolur. Arı su taşır, bülbül yalvarıp yakarır. İşte onun için arının tükrüğü ballanır, bülbülün sesi tatlanır. Nemrud ne kadar kan dökücü ve zalimse, kızı da o kadar insan canlısıdır. İçten içe İbrahim Aleyhisselam’a inanır. Mancınık boşaldığında dayanamaz ateşlere atılır. Allahü teâlâ bu mümine Hatunun alevlere yürüdüğü yerde Ayn-ı Zeliha gölünü yaratır. Ateşin büyüklüğünü düşünün ki iki göl arasında 92 metrelik bir kanal vardır. Çiğ köftenin sırrı Nemrudun odun yığdırdığı günler... Avcının biri ceylan vurmuş, getirmiş. Hanımına “şundan öyle bir köfte yap ki” deyip istirahata çekilmiş. Kadın eti kesmiş, dilmiş, tuzlamış, otunu, baharını katmış... Katmış ama odunu araki bulasın. Körolasıca Nemrud kapıları pencereleri bile söktürüp meydana yığmış, aklı sıra İbrahim aleyhisselamı kavurmaya kalkışmış. Kadın, kocasına “hani odun, nerde ateş” dememiş. Eti bulgurla kıvamlandırıp, biberle pişirmiş. Üstüne taze soğan, maydanoz eklemiş, bir güzel demlemiş. Kocası kalkmış gelmiş, neşeyle sofraya ilişmiş. Adam ilk lokmayı ağzına attığında kadının yüreğine inecekmiş. O azarlanmayı bekleyedursun, efendisi köfteyi çok beğendiğini söylemiş. İşte o gün bu gündür “çiğ köfte” Urfa kültürüne yerleşmiş. Onlar pilav kaşıklarken adı güzel Muhammed’e salavat getirir, çiğ köfte yerken Hazret-i İbrahim’e dua ederlermiş.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT