BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Aziz Başkan şaşırdı!..

Aziz Başkan şaşırdı!..

“Ben parayı bastırırım, Fenerbahçe’ye başkan olurum, takımı da şampiyonlar şampiyonu yaparım” diyebilir ve parayı da bastırarak, sonra da bol kepçe dağıtarak “o makamda oturabilirsiniz!.” Ama acaba “gerçekten” başkan olmuş olur musunuz?



“Ben parayı bastırırım, Fenerbahçe’ye başkan olurum, takımı da şampiyonlar şampiyonu yaparım” diyebilir ve parayı da bastırarak, sonra da bol kepçe dağıtarak “o makamda oturabilirsiniz!.” Ama acaba “gerçekten” başkan olmuş olur musunuz? İşte Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın da aynaya bakarak “karar vermesi gereken” husus budur!. “Karar veremezse” ve “gereğini yapamazsa” Fenerbahçe “bugünkünden” iyi olmaz, bugünkünden “çok daha kötü olur!.” Bakın “bir başkan”, eğer “gerçek” başkansa ne yapar? Bir defa, her kötü sonuçtan sonra ya da eleştiriler yoğunlaşınca kalkıp “Ben hocanın arkasındayım” demez!. Derse, “bu sözün arkasında sonuna kadar durur!.” Hele hele “geçen yıl” Mustafa Denizli olayında “düştüğü durum” ona “ders olmamışsa”, “başkanlığın b’si” ile bile ilgisinin olmadığı anlaşılır!. Aziz başkan, eğer Lorant’a “sonuna kadar arkandayım” demeseydi, bugün “Fenerbahçe de, Lorant da, kendisi de bu duruma düşmezdi!.” Bu bir.. İkincisi... “Ertesi gün işine son verilecek” bir Hoca bile olsa, “bir futbolcu” o hocaya karşı, hem de herkesin ortasında Ortega’nın yaptığı “kabul edilemez” tavrı koyduğunda, “bir başkan” ona, “ibret-i alem olacak bir ceza veremiyorsa”, o başkan “hiç bir zaman gerçek bir başkan olamaz, olamayacaktır” demektir!. Üstelik Ortega “böyle hırçınlıklar ve tavırlar” konusunda “Avrupa’da sabıkası olan ve bu yüzden tutunamayan” bir yıldızdır!. Lorant gitse, yerine başkası gelse, sinirlenince “gene” benzer tavırlar koymayacak mıdır; buna nasıl peşin peşin izin verilir? Bugün Ortega’ya “ceza veremeyenler”, işi sadece lafta bırakanlar, zamana bırakanlar, yarın “diğer oyunculara” benzer olaylarda nasıl ceza vereceklerdir? Takım içinde “Ortega’nın sevilmemesinin”, bakın “altını çiziyorum” ve diyorum ki; “sevilmemesinin sebeplerinin başında, ona gösterilen ayrıcalık gelmemekte midir?” Madde üç; hele hele “idari menajer” Kemal Dinçer’in “Devre sonunda Lorant varsa, Oğuz’la biz yokuz” şeklindeki sözleri, “daha sonra tevil edilse, Oğuz hariç bırakılsa bile” söyleyiniz bana “bir başkanın, hem de gerçek bir başkanın” başında bulunduğu bir kulüpte, basına, kameralara söylenecek sözler midir? “Böyle bir niyeti olan” personel, evet “personel” gider bunu “yöneticisine söyler” ve zamanı gelince de gereğini yapar; bu zaman içinde de yerine yeni bir adam bulunurur!. Ya da “bunu medyaya söylediği anda”, o personel “işi hemen bırakır”, istemediği teknik adamla beraber çalışmaz, onun sorumluluğunu paylaşmaz!.. Yoook, “o personelin” bu lâfları söylemesindeki maksat, “Hoca’nın bir an önce takımın başından gönderilmesini sağlayacak” emrivakiler zincirine yeni bir halka ekleyerek, başkanın elini kuvvetlendirmek ise, o zaman “böyle bir personelin o kulüpte ne işi vardır”; derhal işine son verilir; tabii o kulübün başında “gerçek bir başkan varsa!..” Hele hele “ilk konuşmasında işe Oğuz’u da katması”, Lorant’ın arkasında hangi oyunların oynandığını çok iyi ortaya koymaktadır!. “Soyunma odasında futbolcuların yumruklaşmalarını, küfürlerle birbirine girmelerini önlemek” gibi “asli görevlerini” yerine getiremeyenlerin, “Lorant gitsin, Fenerbahçe futbol takımı bize kalsın” niyetiyle hareket ettiklerini bile göremiyorsa ve “gerekeni yapamıyorsa”, ben o kulübün başkanına nasıl “gerçek başkan” derim? Komediye bakınız; “Lorant gönderilecek ve takım Kemal-Oğuz ikilisine kalacak!!!” Vah benim koca Fenerbahçem vah!.. Ve bu senaryonun arkasında da “Lorant’ın arkasındayım” diyen bir “başkan” olacak!.. Yaşadıkça daha neler göreceğiz kim bilir? “Ben Ortega’nın yerinde olsam malzeme çantamı Lorant’ın başına geçirirdim” diye yazdığında Hüsnü Çil’e “bu cümleyi nasıl yakıştıramamışsam”, Cuma günkü yazısındaki “asıl sorun Aziz Yıldırım’dır, o istifa etmelidir” görüşünü alkışladığımı da belirtmeyim!. Evet, bugün “Fenerbahçe’nin bir başkanı vardır” ama görülüyor ki; Fenerbahçe başkansızdır ve “rüzgara kapılmış, oradan oraya sürüklenmektedir!.” Hakan’ı bitirdim!.. Bugüne kadar “Hakan Şükür’ün Galatasaray’a dönmesini savundum ve dönmemesi konusunda da Fatih Terim’i eleştirdim!.” Hatta “geçen hafta” Uluçmarket’te “bu konuda bir yazı daha yazdım!.” Ama, “ben o yazıyı yazarken”, İstanbul’da yaşanan bir olay, “ne kadar haksız olduğumu” ortaya koydu!. Ve de, “Hakan Şükür’ü almamakta, Fatih Terim’in ne kadar haklı olduğunu!.” Terim’den “açıkça” özür dilerim!. Olayı “uzun uzun hikaye etmeyeceğim!.” Meraklı olanlar, sevgili Gökmen Özdenak ile konuşsunlar ve o “Hakan Şükür’le yaptığı röportajın nasıl başladığını, nasıl geliştiğini ve nasıl sonlandığını” anlatsın!.. Hakan Şükür mü? Bir daha “ondan” bana hiç söz etmeyin!. Öyle birini tanımıyorum!.. Aman Şenol Hocam, sen de dikkatli ol!.. Küfür eden menajer!.. Sinan Engin’i “menajerliğe getirirken” büyük hata yapmıştı, Beşiktaş!. “Hoca’lar, menajerler” seçilirken, sadece “iş bilirlikleri ve iş bitiricilikleri” değil, ondan çok önce “örnek insan olma” vasıflarını taşıyıp taşımadıkları tartılmalıdır!. Yani, hem “iş bilir ve iş bitirir” olacak, hem de “her yönüyle” genç insanlara, futbolculara, sporculara, kamuoyuna “örnek” olacak!. Bu kaçıncı olay.. “Gençlerbirliği soyunma odasının kapısına hücum ederken” kameralara yakalanan “Beşiktaş menajeri” hem görüntü, hem ses olarak “nasıl bir örnekti?” Diyor ki; “Gençlerbirlikli bazı futbolcular küfür etti!.” İspatı zor ve gerçekten bir küfür olayı var mı, bilemiyoruz ama, diyelim ki; “gerçekten ettiler!.” Peki, “sen koskoca bir kulübün menajerisin, onların seviyesine inip, nasıl küfürler yağdırarak hücuma geçersin?” İşte “büyük kulüplerimizin, bir türlü gerçekten büyük kulüp olamamalarının sebebi” burada!.. “İşe göre adam” aranmıyor, çok başka kıstaslar alınıyor ve sonuç ortada!.. İşte Beşiktaş’ın menajeri ve işte Fenerbahçe’nin menajeri!.. “Son yaptıkları” gaflar affedilecek cinsten mi? Medyatik gerçek!.. Terim de, Lucescu da “ne kadar itiraz ederlerse etsinler”, dünyanın neresinde olursa olsun “benzer” durumda “böyle” bir derbiye takılacak sıfat “Terim-Lucescu hesaplaşması” olacaktır!. Medya “olaylara böyle” bakar!.. Neden bakar? Galatasaray ve Beşiktaş taraftarları da, hatta futbolseverlerin çoğunluğu da “böyle” baktığı için!. Basın, “halkın nabzını tutan” bir kitle iletişim aracı olduğu için de, “bu böyledir ve böyle olmaya devam edecektir!.” Ancak... “basının konuya böyle bakması” ve bu bakışı “manşetlere, yorumlara taşıması” ayrı şeydir, “gerçek” ayrı şey!.. Mesela, ben “Galatasaray-Beşiktaş” maçına “böyle” bakmıyorum!.. Ben Pazar günkü derbiye, “futbolcuların galip gelmek için kıyasıya mücadele edecekleri” ve bu sebeple “teknik adamların maç üzerindeki hakimiyetini azaltacakları” bir karşılaşma gözü ile bakıyorum!. Galatasaraylı futbolcular “aylardır” çok ağır şekilde eleştiriliyorlar ve işi tamamen “bir onur mücadelesi” olarak görecek duruma geldiler!. Gerçi “Terim yönünden” de durum budur ama, Terim “yeşil sahanın içinde değildir” ve sadece “dışarıdan bağırmakla” yetinmek zorundadır!. Beşiktaşlı futbolcular da “hem liderliği ele geçirmek”, hem “hocaları Lucescu’yu mahcup etmemek”, hem de “en zayıf ve çok eksik haftalarından birinde yakaladıkları rakiplerini yenmek fırsatını kaçırmamak için” her şeylerini ortaya koyacaklardır!. Lucescu’ya da, bütün bir maç kenarda Sinan Engin’le konuşmaktan başka bir iş kalmayacaktır!. Ben derbiyi “teknik adamların değil, futbolcuların maçı” olarak kabul ediyorum ve “öyle de oynanacağına inanıyorum!.” Daha çok “iyi oynayan oyuncuya sahip” takımın da maçı kazanacağını zannediyorum; tabii “şans faktörü” bir tarafa gülücükler dağıtmazsa!.. Terim’in “kazanmaya”, Lucescu’nun da “önce yenilmemeye” dönük taktik ve tertipleri “kanımca” değişmeyecek!. Bu da “peşinen” Beşiktaş’ı avantajlı hale getiriyor!. Ama... Sadece “peşinen”; o kadar!.. Asıl iş “sahadaki futbolculara kalıyor” ki; işte “onların ne yapacağını bilmek için” kahin olmak gerek!. Ayrı dernek kursunlar!.. Bin defa yazdım, bin defa önerdim; bir gelişme olmadı ama ben bıkmadan usanmadan yazmaya devam edeceğim!. Nasrettin Hoca’nın “ayları kırpıp kırpıp yıldız yapması” örneği, “bir gecede” hem de hiç bir “kıstas” gözetilmeden “spor yazarı, futbol yorumcusu, basketbol yorumcusu, voleybol yorumcusu vs. yapılan” ama “hiç bir zaman gazeteci olmayan, olamayan” arkadaşlarımız “birleşsinler” ve “kendi derneklerini” kursunlar; “Spor Yorumcuları Derneği!.” Ve bizleri de “onlar adına, ona buna, kamuoyuna hesap vermekten kurtarsınlar”; kendi göbeklerini kendileri kessinler!. “Onların” sayfalarımızı ve ekranlarımızı istilası, “mesleğimizin itibarını” iyice düşürdü; bir çoğu, üsluplarıyla, pervasızlıklarıyla, “gazetecilik ilke ve inanışlarına ters düşen” yorum ve yazılarıyla “bu güzelim mesleği” lekelediler ve lekelemeye de devam ediyorlar!.. Elbette içlerinde “değerli”, meslek etiğine dikkat eden, “meslek ilkelerini bilmese” de, “insani değerlerde hassas dukları için” onlara çok ters düşmeyen arkadaşlarımız var ama... Azınlıktalar, hem de çok azınlıktalar!.. Çoğunluk “kulüpçülük, taraftarlık, para gözlük, reyting avcılığı adına” yapmadığını, yazmadığını, söylemediğini bırakmıyor!. “Bizim aslanlar” diye başlayan, “bizim başkan” diye biten yazıların, yorumların, sözlerin sahiplerine “spor yazarı” denilebilir mi? Bizde “maalesef” deniyor ve ona buna “köprü altı üslubu ile çamur atanlar” ile “magazin skandallarına adları karışanlar” bile hiç sıkılmadan ortalığa çıkıp “Ben spor yazarıyım” diyor, diyebiliyor!. Bir başka “maalesef” daha, bunca yıldır “Türkiye Spor Yazarları Derneği” bunlara karşı “etkili” hiç bir hamle yapamıyor!.. “Gazeteci olmayan”, aslında “gazetecilikten başka meslekleri” ve “ekmek kapıları olan” bu arkadaşlarımız “Spor Yorumcuları Derneği” kursalar ve “o derneğin çatısı altında toplansalar”, yaptıkları işle ilgili “olumsuzluklarda” üye oldukları dernek, çözümler üretebilir, “olumsuzlukları” hadi “üzülerek” söyleyeyim “seviyesizlikleri” tamamen önleyemese de, azaltabilir!. “Üsluplarını çok alçak çıtalara gore ayarlayan” bazı yorumcular, TSYD üyesi de olmadıkları için, “bizim derneğimizin fiilen de, hukuken de eli kolu bağlı hale düşmesi” eninde sonunda kaçınılmaz oluyor!. “Çoğu spor servisimizin müdürü ve sorumluları” da, üst katlardan “torpilli” bu kişilere “Olmaz, böyle yazamazsın” diyemedikleri için, spor yazarlığına da “zavallı” bir seviyeye düşmekten başka bir iş kalmıyor!.. Yazık değil mi mesleğimize?.. Söyleyin bana, yazık değil mi?
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 92553
    % 1.62
  • 5.2638
    % -1.52
  • 6.0189
    % -0.93
  • 6.6741
    % -1.13
  • 212.667
    % -0.89
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT