BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Değirmen

Değirmen

Hicri takvim dahi hicri kameri-hicri şemsi diye kendi içinde ikiye ayrılmakta. Kamer ay, şems güneş. Uzun yıllar, hicri takvim kullanmışız. Bugün de kullanılmakta. Bu toplumda ve daha nicelerinde hicri yeni yıllar büyük bir sevgi ve saygıyla kutlanmakta.



Hicri takvim dahi hicri kameri-hicri şemsi diye kendi içinde ikiye ayrılmakta. Kamer ay, şems güneş. Uzun yıllar, hicri takvim kullanmışız. Bugün de kullanılmakta. Bu toplumda ve daha nicelerinde hicri yeni yıllar büyük bir sevgi ve saygıyla kutlanmakta. Sonra, yakın yüzyıllarda hayatımıza bir de rumi takvim girmiş. O da paralel bir hayat kurmuş. En sonunda da miladi takvim kabul edilmiş. Buna belki çok kimliklilik denir belki de zenginlik. Şu veya bu alanda her üç takvim de fonksiyonunu ifa etmekte. Bu arada bir de karışıklık var. Bizde umumiyetle, hazreti İsa’nın doğduğu zaman kabul edilen aralık 25’teki noelle yeni yıl birbirine karıştırılır. Ve bazı öfkelerin kabarmasına da meydan verir. Bunun başlıca tahrikçisi de şu Noel Baba şaklabanlığı. Aslı havarilerden bile olma ihtimali mevcut öyle bir temiz zata izafe edilen birtakım maskaralar bu topluma bir Hızır alternatifi diye çok sinsi bir planla sunuluyor... Takvimin adı ne olursa olsun. Hatta hiç saat ve takvim gibi ölçüler olmasaydı bile değişmeyecek bir hakikat vardır, zaman. Dünyanın döndüğü, güneşin doğup batarak insan ve tabiatıyla her canlı için vakti eskittiği. İster hicri, ister rumi, isterse miladi. Birbirlerinden farkları var, hatta çok. Gün sayıları bile değişik. Ama değişmeyen bir benzerlikleri de var. Zamanı durduramıyorlar. Zaman akıp gidiyor. Her üç takvime göre de akıp gidiyor ve bir sonda buluşuyor. Saat, gün, hafta, ay ve derken senenin sonu. Her şey ölümlü her şey sonlu. Takvimler bunun tescilini yapmakta. Bugün 31 aralık 2002 itibariyle miladi yıla göre bir sene arkada kalıyor. Ardından da yeni bir sene başlamakta. 2002 artık tarihtir. Çok değil o bile daha dün gibi. 1999’un sonu nasıl da heyecanla, merakla beklenmiş ve 1999’un 2000’e bağlandığı gece, bütün dünya neredeyse uyumamıştı. O milenyum hikâyeleri ne kadar da boşmuş değil mi? Milenyum yani üçüncü bin yıl Türkiye, Arjantin, Brezilya, Filistin gibi ülkeler için hiç de iyi gelmedi. Türkiye, kasım 2001 ve şubat 2002’de arka arkaya iki kriz yaşadı. Cemiyet fakirleşti. Tarihte az görülür kara günler yaşadık. 2001 kasımından tam bir yıl sonraysa bir genel seçim yapıldı. 3 Kasım seçimleri milat gibi oldu. Bu ülkenin insanları sanki yeniden doğdu. İşte 2003’e kendini sanki yeniden doğmuş gibi hisseden milyonların heyecanıyla girmekteyiz. Bölgemizde bir savaş tehlikesi var. Ancak bu bile o ümidi gölgelemiyor. Önümüzdeki seneden itibaren daha güzel günler göreceğiz gibimize geliyor. İnşallah da öyle olur. Herkesin sarhoşluğu serkeşliği bir kenara bırakarak kendini hesaba çekmesi kendi kazancınadır. Dün yaptıklarımızla yarın yapacaklarımızla bir ciddi hesap? Yoksa 1 Ocak’ta başlayıp 31 Aralık’ta bitecek bir takvim de sonlu. Mühim olan zamana iyi bir iz bırakmak, zemine sarhoş kusmuğu değil. İki taş dönüyor. Arada zaman var. Hayır başka bir şey...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 96928
    % -0.54
  • 5.6157
    % -0.17
  • 6.4288
    % -0.37
  • 7.3267
    % -0.14
  • 221.903
    % 0.04
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT