BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Sil baştan oyunu

Sil baştan oyunu

5 Şubat, Çarşamba’ydı... 1980’li yılların sonu... Genç adam titrek ve korkulu bir sesle telefonun öbür ucundaki ‘bir bilen’le konuşuyordu. Boğazına düğüm düğüm olmuş kelimeleri bir çırpıda çıkartamasa da “Şeyy, efendim... Eşimle ben... Benden gizledikleri olmuş da... Ayrılık sebebi olur mu acaba?” “Ne diyorsun evladım, anlayamıyorum.”



5 Şubat, Çarşamba’ydı... 1980’li yılların sonu... Genç adam titrek ve korkulu bir sesle telefonun öbür ucundaki ‘bir bilen’le konuşuyordu. Boğazına düğüm düğüm olmuş kelimeleri bir çırpıda çıkartamasa da “Şeyy, efendim... Eşimle ben... Benden gizledikleri olmuş da... Ayrılık sebebi olur mu acaba?” “Ne diyorsun evladım, anlayamıyorum.” “Eşim diyorum efendim... Eski erkek arkadaşıyla telefonda sürekli konuşuyorlarmış. Sonra da benim yanımda tesadüfen aynı kişiden telefon gelince ortaya çıktı durum. Ben de dayanamadım ve...” “Dayanacaksın....” dedi, bir bilen”... Ve dayanmalıydı da... Ama ne içindi bu dayanmak? Ayrılığa mı dayanmalıydı, yoksa o insanla devam etmenin zorluğuna mı? Aldığı cevap neydi sahi, utandı tekrar soramadı. Belli ki bir gol daha yemişti hayattan... Yine yenik düşmüştü zahir... Ama ya atacağı gol ya da goller! Islattığı siyah ve beyaz renkli forma... Boşver be koçum onları da bir atan bulunurdu elbet... Hayat ‘silbaştan oyunu’ndan ibaretti zaten... İyisi mi sen gel dağıt biraz... Stres at... Kadın mı yoktu dünyada... Gol kadar, goller kadardı hem de... Ve onca debelenmenin ardından, aşk mı vardı be gülüm?  Yıllar ne de çabuk geçmişti... Tarih 5 Şubat, Çarşamba’ydı yine... Ama 2003’tü sene... Belli ki birşeylerin yıldönümüydü... Arabasındaydı... Saat da gecenin üçü... Kayahan, “Ne oldu can...” derken, iki damla gözyaşı bıraktı yanaklarına doğru... Evet, ne eski aşkı, ne golleri, ne forması vardı artık... Boşa geçen zamandı arda kalan... Ve kocaman bir hüsran... Özgür düşünceleri vardı kafasında uçuşan... Ve nefis çalımları... Koca İnönü Stadı’na çıktığında gerdan büker, bel kırardı... Şükrü Saraçoğlu’nun eski duvarları olsa da anlatsaydı onu... Ya da Anadolu’nun ücra stadlarındaki icraatları... Bakmayın imparator yakıştırmalarına, Mimar-Sinan derlerdi ona bir zaman insanlar... Agresifti... Huysuzdu biraz da... Kodumu oturturdu da... Ve sessiz ve “Seda”sızdı şimdi... ‘Büyük Aşk’tan geriye kalan tek tesellisi ise oğlu Oğulcan’dı ancak... Ha, sahi bir de Beşiktaş... Menecerlik hayalleri vardı sürekli... Serdar başkan elinden tutunca kavuşmuştu da nitekim... Ama belli ki çabuk almıştı hevesini... “İmparator” demelerine mi kanmıştı ne? Kesmiyordu menecerlik... Zira, şimdi de teknik direktörlük tutkusuydu onu sevdalara salan... Bu aşk adam öldürür Sinan... Bu aşk ocaklar söndürür Sinan... Bu aşk Beşiktaş’ı yolundan döndürür Sinan... Bu şampiyonluk 100 yılın en anlamlı şampiyonluğu sayılacak... Bu kadro “Tarihin en iyisiydi” diye anılacak... Durduk yerde iş çıkarma... Senin yaptığına, ‘arı kovanına çomak sokmak’ derler. Beşiktaş’ınki ‘takım oyunu’. ‘Silbaştan oyunu’na tahammül kalmadı. Sen soyunma odalarından uzak dur Sinan... Sergen’le aynı seviyeye düşmekten de... Lucescu’ya hiiiç rakip olma... 5 Şubat gaibten bir tokat... Geç şu imparatorluğu, mimar ol, engin ol Sinan... Büyük insanların aşkı büyük olurmuş Sinan...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT