BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Şiirin romanı

Şiirin romanı

Türk edebiyatındaki ilk “Divan Edebiyatı” romanını yazan İskender Pala, eserinde, Bağdat- İstanbul hattında geçen aşk, macera ve gizem dolu 350 yılı kuşatan bir serüveni konu alıyor.



Birbiri ardınca kaleme aldığı kitapları, yazıları, konferansları ve Divan şiirine aşkının en olgun meyvası olarak kurduğu “L&M” (Leyla-Mecnun) Yayınevi ile bütün dikkatleri üzerine çeken Prof.Dr. İskender Pala, bugünlerde ikinci baskısını yapan “Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk” isimli ilk “Divan Edebiyatı” merkezli romanıyla gündemde. Bağdat- İstanbul hattında geçen aşk, macera ve gizem dolu romanı, “Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk”, 350 yılı kuşatan bir serüveni konu alıyor. Roman, şairlerin elinde dolaşan gizem, onların duyarlı kalplerinin birbirlerine oranla üstünlükleri ve bunun sanata yansıyışını anlatıyor. Bölüm başlıkları ve bölümler içindeki gravürlerle bir “mesnevi”yi andıran eserini anlatırken, “niçin roman?” sorusuna, “Şiir ile ancak gönlünüzden geçenleri, karşınızdakinin gönlüne yansıtabiliyorsunuz; nesir ise aklınızdan geçenlerin zihinlere yerleşmesine zemin hazırlıyor. Ömrünü şiirler arasında geçirmiş biri olarak, bu şiirin meselelerini başkalarına izah etmenin yolunu ancak nesirde buldum. Bunun için daha önce denemeler ve öyküler yazdım. Şimdi roman yazmamın nedeni, artık roman ile kanaatlerin değiştirebileceğine inanmamdır” diyor. Kahramanı kitap Bilindik polisiye kurallara bağlı bir kurguyla ele alınan kitabında, tarihi bir fanteziden çok belgelerle anlatmayı denediğini belirten İskender Pala şunları söylüyor: “Benim romanımın kahramanı bir kitap. O zaman tarihin satır aralarını iyi bilmem ve öylece yansıtmam gerektiğini düşündüm. Romandaki her olay yaşanmış ve gerçektir. Belki mekanlar ile zaman örtüşmesi de öyle. Kendim hiç bir fantezi uydurup tarih diye anlatmadım. Bazı kişilere isim vermek gerektiğinde yaptım yalnızca bunu. Hatta o isimleri bile tarih metinleri arasından seçtim. Ben tarih romancılığının tarihe sadakat gerektirdiğini düşünüyorum. Bu yüzden romanın ilerleyen satırları arasında heyecan unsurunu kaybetme tehlikesi vardı ama çok şükür buna düşmedik. Anlatılması gereken 350 yıllık bir zaman dilimi vardı ve ister istemez devirler gibi kişiler de değişip duracaktı. Oysa ben bir yandan polisiye, diğer yandan aşk, bir yandan tarih, diğer yandan macera anlatıyordum. Bunun için roman yanyana birkaç nehir halinde aktı.” Bir mesnevi gibi... Divan şairlerinin romanlarını mesnevi biçiminde yazdıklarına dikkat çeken Pala, “Bir Divan Edebiyatı uzmanının romanı da elbette mesnevi gibi olacaktı” diyor ve ekliyor; “Başlıkları şiirsel üslupla koymak, araya resimler serpiştirmek, anlatımda mesneviyi yakalayan pasajlar var kitapta.” Romanın yazılıp bittiğini ve yayımlandığını söylüyor ama bundan sonraki projelerini de şöyle anlatıyor: “Ben yine mesleğimi sürdüreceğim ve ömrüm oldukça ısrarla insanlara Divan şiirini anlatacağım inşaallah. Öte yandan denemelere devam edeceğimden şüphem yok. Bir daha roman yazıp yazmayacağımı da okuyucunun Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk’a göstereceği ilgi belirleyecek. Şimdilik iyi gidiyor, ilk haftada ikinci onbinlik baskıyı yaptık. Yabancı dillere tercümesi için teklifler aldık. Umarız gelişmeler iyi gider.” (0 212 513 84 15)
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT