BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Türkler en küfürbaz milletmiş; hay ben bunu uyduranın taa...”

“Türkler en küfürbaz milletmiş; hay ben bunu uyduranın taa...”

Yaşayan en ünlü “yazı adamlarımızdan”, bu yıl yeni yaşını “Hoppala, 78 de geldi işte” diyerek karşılayan Çetin Altan’ın ironik yazılarından birinin başlığı şöyleydi; “Hepimiz yiğitiz ama olaylar kalleş.”



Yaşayan en ünlü “yazı adamlarımızdan”, bu yıl yeni yaşını “Hoppala, 78 de geldi işte” diyerek karşılayan Çetin Altan’ın ironik yazılarından birinin başlığı şöyleydi; “Hepimiz yiğitiz ama olaylar kalleş.” Ve usta, maç için İstanbul’a gelen Hollanda’nın Feyenoord takımının oyuncuları sahaya çıktığında, soyunma odasında cep telefonlarının, cüzdanlarının, ayakkabılarının, çoraplarının çalınışını anlatıyordu... Sadece İstanbul’da ve sadece bir senede yön levhalarına, parklara, otobüslere, duraklara, banklara, kanal ızgaralarına yapılan tahribatın bilançosu 10 trilyon lira imiş... Haberi veren gazete, “Biz adam olmayız” başlığını uygun görmüş. Uganda’da doğup Hollanda, Almanya, Amerika ve İngiltere’de yaşayan ve bir futbol kitabı hazırlamak için 22 ülke dolaşan Simon Kuper, ülkemizde de geniş bir okur kitlesi bulan “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir” kitabının son baskısına Türkiye ile ilgili bir bölüm ekledi. Orada diyor ki, “Hannover Üniversitesi’nden bir sosyologun araştırmasına göre, amatör maçlarda çıkan kavgaların inanılmayacak kadar büyük bir bölümü, bir Türk takımı Alman takımlarıyla karşılaştığında yaşanıyor. Türkler her zaman hakemlerin kendilerine karşı olduğunu düşünüyor. Ben Paris’te diplomatlar ligi denebilecek bir ligde ‘İrlanda’ adlı takımda oynuyorum. İtalya, Kamerun, İsviçre, Fas gibi takımlarla maçlar yapıyoruz; en zor, en sevimsiz bulunan takım Türkiye. Herkes onlarla oynamaktan nefret ediyor.” İHA’nın haberine göre, Belçika’nın Heusden-Zolder bölgesinde yaşayan Türkler’in amatör kümede mücadele eden FC Anadolu takımı, maçlarda sürekli olay çıkardığı için ligden atıldı. Belçika Futbol Federasyonu’ndan yapılan açıklamada, bu karara gerekçe olarak Anadolu takımının son 6 ayda oynadığı 5 maçta Türk taraftarların olay çıkarması gösterildi. Aynı taraftarların Flandria Paal takımının oyucularını dövmesi ise bardağı taşıran son damla olarak değerlendirildi. Keza Anadolu takımının oyuncularının sürekli hakemleri tehdidinin ve siyah kuşak sahibi bir futbolcunun da rakip oyuncuyu hastanelik etmesinin altı çizildi. Alman hapisanelerindeki mahkumların % 48’ni Türkler’in teşkil ettiği bizim konumuz değil; ama Almanya’ya antrenörlük kursuna giden eski bir futbolcu arkadaşımın anlattığı futbolun içinde: “Pazar günü kurs yoktu ve ben günü nasıl değerlendireceğimi düşünürken, tribünsüz bir sahada amatör bir futbol maçı oynandığını gördüm. Seyretmeye başladım. Biraz sonra iki futbolcu birbirine sert girince tartışma çıktı. Münakaşa kavgaya dönüşmeye başlayınca, bazı seyirciler gibi ben de sahaya girip o iki futbolcuyu ayırmaya yeltendim. Bir yandan da hafifçe keyifleniyordum açıkçası, kavga sadece bizde değil, bunlarda da oluyor, hem de çocuk sayılacak yaştaki gençlerin maçında, diye.. Kavgacıların arasına girdiğimde Türkçe küfürleştiklerini duydum!” İsmini şimdi hatırlamadığım aktörün biri, “Tiyatroya giden futbolcu kırmızı kart görmez” demişti. Türkiye, fair-play listesinde 52 Avrupa ülkesi içinde sondan üçüncü... Ve Türkiye’de 7250 kişiye 1 kitap düşüyor; dünya sıralamasında sondan üçüncü... Bir bağlantı olabilir mi? (Başlıktaki espri Hakan-Utku ikilisine aittir.) Hak-emdiler Hakemleri, futbol arenasının sahipsiz insanları olarak görür, kararlarında haksız bile olsalar onların korunması ve savunulması gerektiğini düşünürdüm. Taa ki, şahsi menfaatleri için birbirlerini boğazlamaya başladıkları şu günlere kadar... Pazar gecesinin birbirine tıpa tıp benzeyen, bir sürü banko etrafına sıra sıra dizili ve aynı şeyi söyleyen insanlarının programları arasında dolaşırken, her kanalda bir hakemin bir başka hakemi, bir hakemin kendi teşkilatını, bir eski hakemin bir yeni hakemi, bir eski MHK başkanının bir FIFA hakemini... suçladıklarını gördüm. Neymiş efendim, “Dört hafta üst üste maç verilmeyen hakemin düdüğü bırakması normalmiş.” Bunlar maça hakem değil, hakeme maç ayarlıyor! Yani herkes kendi şöhret, tatmin ve parasının peşinde... Hakemler tartışılmayı fena halde hak ediyor! “Yavuz Sultan Selim’in oğlu, 10. Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman, yetmiş iki yaşında Zigetvar seferine çıkarken, saraydan Davutpaşa’ya kadar beyaz bir atın üzerinde gitti. Sonra iki beygirle çekilen dört tekerlekli, üstü örtülü, yanları yeşil perdelerle kapalı bir arabaya bindi ve sefere devam etti. Zigetvar’da vefat ettiğinde de cesedi aynı araba ile yola çıkarıldı. Askerin morali bozulmasın diye sefer boyunca vefatı gizlendi.” (Türk Sultanları Ansiklopedisi, 16. yüzyıl) “Abdülmecid Han’ın sadrazamı Giritli Mustafa Naili Paşa’nın oğlu Hilmi Paşa’nın karısı Fatma Hanım, Viyana’da Grande Otel’de kendi verdiği bir davette aniden kalp krizi neticesinde vefat edince, misafirlerini tedirgin etmemek için cansız bedeni orkestranın çaldığı Viyana valslerinin eşliğinde ve dostlarının kollarında, sanki dans ediyormuş gibi odasına taşındı.” (Ayşe Kulin, Adı Aylin, 20.yüzyıl) Efendim, nasıl oluyor da, yerlere saçılan dolarlara, gelin ve damadın üzerinde yer kalmayacak şekilde tıkıştırılan takılara sahne olan düğünler hep Diyarbakırlılar’ın düğünü oluyor? Diyarbakır ki, 1.734 dolarlık gayri safi milli hasılası ile Fildişi Sahilleri’ne eşit!... ha?
Kapat
KAPAT