BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Barışa hasret topraklar

Barışa hasret topraklar

İstihbarat konularında uzman sayılan İngiliz dergisi Janes’s Intelligence Review’da yayınlanan haritaya göre, İsrail’in 7 nükleer tesisi ve 200 nükleer bombası var.



srail ordusundan (IDF) binbaşı Maurice Glick, ülkesinin askerî gücü ve stratejisi hakkında Türkiye gazetesine açıklamalarda bulundu ve şu bilgileri verdi: “İsrail askerleri, 3 aylık temel eğitimden sonra, silâh kuşanıp, kutsal kitap Tevrat’ı öperek asıl birliklerine gidiyorlar. Askerler bir üst seviyede ne olduğunu biliyor ve bir sonraki adımının ne olacağını düşünüyor. Üniversite mezunu olmayanlar, albay rütbesine yükselemiyor. Askerin ana hedefi, düşmanı şaşırtacak taktikler geliştirmek... Konvansiyonel silâh yarışının sürmesi yüzünden, İsrail her an bir saldırıya hazırlıklı olmak zorunda. Uzun menzilli füzelerin tehdidindeyiz. 1948’de İsrail devleti kurulduktan sonra, yüzlerce terörist saldırı gerçekleşti. İsrail’de başbakan ölse bile hükümet bundan etkilenmiyor, darbe olmuyor. Siyasî istikrar demokrasinin güçlü işlemesine bağlı. Serbest pazar ekonomisi hâkim. İsrail Savunma Güçleri 1948’de kurulan İsrail Savunma Güçleri (IDF), 5 büyük savaşta ülkeyi savunma durumunda kaldığından, dünyadaki en iyi savaş eğitimi almış silahlı kuvvetler arasında yer alıyor. IDF’nin başarısını korumak için dayandığı doktrin, stratejik bağlamda savunmacı, taktikler açısından ise saldırıya yönelik. Ülkenin sınırları itibariyle bir derinlikten mahrum oluşu nedeniyle, saldırıya uğranılması halinde, savaş alanını derhal düşman toprağına taşımak için, gerekli olduğu takdirde IDF’nin inisiyatif üstlenmesi gerekiyor. Her ne kadar düşmanları her zaman IDF’ye karşı sayıca üstün olsalar da çoğu spesifik ihtiyaçlar için İsrail’de geliştirilmiş ve üretilmiş modern silâh sistemlerini kullanmak suretiyle, IDF avantajlı bir konuma sahip olmuştur. Bununla beraber IDF’nin esas kaynağı askerlerinin değeridir. Savunma hazırlıkları dahilinde, IDF, erken uyarı imkânlarıyla donatılmış, zorunlu askerliklerini yapanlarla askerliği meslek olarak seçmiş olanlardan oluşan küçük bir daimi ordu ile düzenli bir hava ve deniz kuvvetlerini hazır bulunduruyor. Kuvvetlerin büyük bir çoğunluğu yedek konumda. Düzenli olarak eğitim ve hizmet için çağrılmakta, böylece bir savaş ya da kriz halinde, ülkenin dört bir yanından hızlı bir şekilde birimlerine katılabilmektedir. IDF’de hizmet şartları Askerlik zorunludur. Şartlara uygun tüm kadın ve erkekler, 18 yaşına gelince askere alınmaktadır. Erkekler 3 yıl, kadınlar 21 ay askerlik yapmaktadır. Yüksek öğretim kurumlarında eğitimlerine devam edenler için, askerlik bir süre tecil edilebiliyor. Göçmenlerin, ülkeye geldiklerindeki yaşları ve bireysel konumlarına göre askerliklerinin tecil edilmesi ya da kısa süreler için askerlik yapmaları mümkün. Zorunlu hizmeti bitirdikten sonra, her asker bir yedek birime kaydediliyor. Erkekler 51 yaşına kadar, yılda en fazla 39 gün bu bağlamda hizmete çağrılıyor. Acil durumlarda, süre tabii ki uzatılabiliyor. Yeni düzenlemelerle, yedeklik görevinin yükü mümkün mertebe azaltılmaya çalışıldı ve şu anda bir mücadele biriminde hizmet vermiş yedeklerin yaş limiti 45’e indirildi. Zorunlu askerliğini yapmış ve IDF’nin mevcut ihtiyaçlarını karşılayan kişiler, meslek olarak subaylığı seçebilmekte ya da kıdemsiz asker olabilmekte. Meslekî hizmet, komuta ve idare açısından IDF’nin bel kemiğini oluşturuyor. Görevli ya da pilot okullarının ya da özel askerî teknik okulların mezunları, belli bir dönem için meslek olarak askerliği icra etmek üzere anlaşma yapmak zorunda. a) Uçaktan atılan füzeler. Bunlar lazer ve televizyon ekranlarıyla yönlendirilmektedir. Hedefi vurma ihtimali hemen hemen kesindir. b) Pilotsuz küçük uçaklar. RPW adını taşıyan bu robot uçaklar, bilgisayarlar ve dönen video kameralarıyla donatılmıştır. Otuz kilomotre uzaktan işletilebilir. Gece görüş teçhizatı, kızıl ötesi tarayıcıları, elektromanyetik sensorları ve sismik detektörleri vardır. Uzaktan güdümü yapan operatör, çevreyi tarayan kameralar aracılığıyla hedefleri görür. c) Aynı silahların yüklü olduğu füze atan helikopterler. Bunlar da, lazer ve televizyon ekranı taşımaktadır. Hedefi vurmakta daha başarılıdırlar. d) “Morter” adlı güdümlü mermiler atan toplar. Özelliği, üzerindeki bilgisayarların, Hizbullah’ın kullandığı Katyuşa füzelerine programlanmış olmasıdır. Bilgisayarın bağlandığı, çok gelişmiş ve duyarlı radar teknolojisi var. Hizbullah, bir Katyuşa’yı ateşlediği anda, radar bunu algılıyor ve bilgisayarı uyarıyor. Kutyuşa’nın fırlatıldığı nokta bilgisayarda hedef haline getiriliyor. Ve bilgisayar, topu bu hedefe kilitleyerek otomatik ateşleme yapıyor. Bütün bu işlemler, 30 saniyede gerçekleşiyor. İnsan katkısı yok. Her şey otomatik. Ancak, İsrail topları, 101 sivili öldürmüştü. Robot teknolojisi, böyle acı sonuçlar da verebilyor. İsrail diplomatları, olayı şöyle açıklıyorlar: “Hizbullah, Katyuşa füzelerini özellikle sivillerin yoğun bulundukları yerlere koyuyor ve oradan ateşliyor. Böylece 30 saniyede otomatik karşılık veren mermilerimizin sivilleri öldürmesi, İsrail’in kıyım yaptığı propagandalarına malzeme oluyor.” “Kiraz” komandoları İsrail gizli servislerinin uzun kolları, Filistin Özerk Yönetimi topraklarında nefes aldırmıyor. Yasal faaliyet alanları dışına rahatça taşan ve insan hakları ihlâllerine karışmaktan çekinmeyen özel timlerin kol gezdiği bölgede, son olarak Arap kılığına girmiş İsrail komandoları terör estirmeye başladı. Duvdevan (Kiraz) kod adlı bu birlik, İsrail’in en acımasız komandolarından oluşuyor. Bunlar, Filistin bölgelerinde Arap kılığına girip ellerini kollarını sallayarak dolaşmadan önce, bir yıl boyunca onlar gibi giyinmeyi, konuşmayı ve yürümeyi öğreniyorlar. Nablus ve El Halil gençleri arasında revaçta olan kıyafetleri giyip, göçmen kampı berberlerinin elinden çıkmışa benzeyen saç modellerini tercih ediyorlar. Kadın komandolar ise baş örtülerini Müslümanlar gibi bağlıyor. Köstebekleriyle gurur duyduğunu belirten General Jair Naveh’in deyimiyle, onlar, “Hollywood’a taş çıkartacak” makyaj ustaları. Takma bıyıklarını, aşırı sıcağa ve terlemeye rağmen düşmeyecek biçimde yapıştırıyor, tenlerini yağmur altında bile çıkmayacak boyalarla koyulaştırıyorlar. Rambo mantığı İsrailli insan hakları örgütü Bzelem’in elindeki kayıtlara bakılırsa, yalnızca Duvdevan grubunun Eylül 1993’ten bu yana Batı Şeria’da öldürdüğü insan sayısı 30. Komandoların insan haklarına en ufak bir saygı göstermediğini belirten Bzelem uzmanlarından Juval Ginbar’a göre, bu grubu bir “ölüm mangası” olarak tanımlamak pek doğru olmasa bile “Filistinlilere yönelik cinayetlerden bazıları, infaz izlenimi uyandırıyor.” İsrailli sol çevrelerin bir tür “Rambo mantığıyla” davranmakla suçladığı bu timler, kimi zaman askerlere taş atan Filistinli çocukların arasına karışıp çatışmanın tam orta yerinde onları arkadan çeviriyor; kimi zaman yollara bildiklerince barikatlar kurup “dur” ihtarlarına uymayan insanlara ateş açıyor. Ne var ki, hiçbir olaya karışmayanlar da güme gidiyor bu arada. Mesela, Tulkarim’de gece vakti vurulanlardan en az biri, sivil komandoları haydut sandığı için durmamış ve kurşunu yemişti. Filistin bölgesinde “eğitim yürüyüşüne” çıkan bir Duvdevan grubundan şüphelenerek kimlik soran 56 yaşındaki bir Filistinli, yediği dayak sonucu canından oldu. 200 nükleer bomba İstihbarat konularında uzman sayılan İngiliz dergisi Janes’s Intelligence Review, Rus ve Fransız uydu görüntüleri aracılığıyla İsrail’in nükleer güç haritasını çıkardı. Buna göre, İsrail’in elinde 7 nükleer tesisle Tahran ve Bağdat’ı vurabilecek güçte 200 kadar nükleer bomba bulunuyor. İsrail, uzun menzilli “Jerico 2” füzeleriyle ya da atom bombası taşıyabilecek donanıma sahip F-16 uçaklarıyla, nükleer saldırı gerçekleştirecek güçte. Her ne kadar bunu yalanlamaya kalkışsa da... İngiliz dergisine göre, İsrail’in bu tutumu, komşuları üzerinde “etkili bir caydırıcılık” unsuru oluşturuyor. Suriye ile Mısır’ın bu yüzden 1973 savaşında daha ileri gidemediklerini kaydeden dergi, Saddam Hüseyin’in de Körfez Savaşı’nda, nükleer misilleme tehlikesinden korkarak İsrail’e kimyasal saldırı başlatmadığını öne sürdü. Gerald Steinberg’e göre, nükleer silâhların yayılmasını önleme kampanyasını yürüten ABD, “İsrail’i bir yandan işgal altında tuttuğu topraklardan çekilmeye, öte yandan da nükleer belirsizlik üzerine kurulu caydırıcılık politikasından vazgeçmeye zorlayamaz.” Uydunun gördüğü tesisler 1- Dimona: Nükleer reaktör ve plutonyum üretim merkezi. Titizlikle korunuyor. Çöl ortasında varlık sebebi anlaşılmayan bir sebze üretim merkezince kamufle ediliyor. 2- Sorek: İhtiyaçları ABD tarafından karşılanan bir deneme reaktörünün yanında kurulu bir nükleer araştırma merkezi. 3- Palmikin: Füze fırlatma deneme alanı. 1989’da “Jerico 2” füzeleri denemesinin bu üsten yapıldığı savunuluyor. 4- Yodefat: “Division 20” adı verilen nükleer silâh montaj fabrikası. Silâh şirketi Rafael’e ait. 5- Elabun: Nükleer taktik silâh deposu. 6- Be’er Yaacov: “Jerico2” füzeleri üretim fabrikası. Ayrıca İsrail- ABD ortak yapımı “Arrow” füzelerinin üretildiği bu fabrikada önemli yeraltı tesisleri de bulunuyor. 7- Kfar Zekeriya: 20 kilometrekareden daha geniş bir alan. İsrail’in caydırıcı stratejik nükleer gücünün kalbi. 50 kadar yeraltı deposunda “Jerico 2” füzeleri korunuyor. YARIN: “İSRAİL’İ FANATİK YAHUDİLER YIKACAK”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT