BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Şer gibi görünen şeyler...

Şer gibi görünen şeyler...

Müminin başına gelen her şey, onun iyiliğinedir. Bir nimete kavuştuğu zaman şükreder, böylece şükredenlerden olur. Bir sıkıntı, bela geldiği zaman da sabreder ve böylece sabredenlerden olur...



Allahü teâlânın yarattıklarında, verdiklerinde ve gönderdiği her şeyde, bir hayır vardır. Allahü teâlânın, vermesi gibi, alması da hayırlıdır. Verdiği zaman, hayırlı olduğu gibi, aldığı zaman da, hayırlıdır. Hayırlı olan şeylere ise, sevinmek lâzımdır. İnsanlar, kendilerine hangi şeyin hayırlı, faydalı olacağını iyi bilemez. Allahü teâlâ, daha iyi bilir. Meselâ, bir hastanın babası, mütehassıs tabîb ise, buna etli, tatlı yiyecekler verince sevinip, “İyi olmasaydım, bana bunları vermezdi” der. Babası, etli, tatlı gibi yemekleri vermezse, yine sevinir. “Hastalığımı tedâvî etmek için bunları vermiyor” der. Allahü teâlânın da vermesine ve vermemesine böyle îmân olmadıkça, tevekkül sağlam olamaz. Hadis-i şerifte; (Allahü teâlânın yarattıklarında, gönderdiklerinde hayır, iyilik vardır) buyuruluyor. Mukadder olan şey başa gelir, eğer sabredilirse ecri görülür. Sabredilmez, bağırılırsa, günaha girilir ve huzursuz olunur. Sıkıntı her ne kadar çok acı ise de, sabredilince, nimet olacağı bildirilmiştir. Kur’an-ı kerimde Bekara suresinin 216. âyet-i kerimesinde meâlen: (Hoşlanmadığınız bir şey, belki de sizin için hayırlıdır) buyurulmaktadır. Müslümanın başına gelen sıkıntılar onun hayrınadır. Çünkü hadis-i şerifte: (Allahü teâlâ buyuruyor ki: Mümin başına gelen işten, hoşlansa da, hoşlanmasa da, o iş , onun için hayırlıdır) buyurulmaktadır. Ebû Bekr-i Dükkî hazretleri de: “Nice sevinçler vardır ki, sonları keder, nice hüzünler vardır ki, sonları kurtuluştur” buyurmuştur. Sıkıldığında feryâd etme! Muhammed Bekrî hazretleri buyurdu ki: “Darıldığın bir şeyden dolayı canın sıkıldığı zaman feryâd etme. İşini Allahü teâlâya teslim et. Bu niçin böyle oldu diye Hakk’a îtirâz etme. Çünkü Hakk’a îtirâz eden pişmân olur. Allahü teâlânın kazâ ve kaderine râzı olan kimse, pek yüksek ve şerefli derecelere kavuşur. Matlûbu ve maksûdu peşînen verilir. Sıkıntıları gider. Evliyânın sözlerini yerine getirip, onlara sâdık kaldıklarından ve kendilerini Allahü teâlâya teslim, işlerini de havâle etmelerinden dolayı başkalarından üstün olur. Bir sıkıntın olduğu zaman ümîdini kesme. Duâlara icâbet eden Allahü teâlânın fazlından ve lütfundan ümitli ol. Nice sıkıntı ve darlığın peşinden Allahü teâlânın yardımı yetişmiştir.” Fudayl bin İyâd hazretleri, bir gün yolda giderken insanların neşe ve sevinç içinde olduklarını görünce; “Nice neşeli ve sevinçli kimseler vardır ki, onlara nasib olacak kefenlikler dokunup satışa çıkarılmıştır bile” buyurmuştur. Müminin başına gelen her şey, onun iyiliğinedir. Bir nimete kavuştuğu zaman şükreder, böylece şükredenlerden olur. Bir sıkıntı, bela geldiği zaman da sabreder ve böylece sabredenlerden olur. İsmâil Fakîrullah hazretleri: “Sabrın başlangıcı çok acı, sonu bal gibi tatlıdır” buyurmuştur. Dertlerin, belaların gelmesi zahiren sıkıntı gibi olsa da, neticesi hayırdır, iyiliktir. Çünkü günahların affolmasına veya ahiretteki derecesinin yükselmesine sebep olur. Nitekim hadis-i şerifte; (Kul, ameliyle kendisine takdir edilen mertebeye ulaşamıyorsa, Allahü teâlâ ona, ailesine veya malına bela verir ve o belalara sabretmeyi de verir ki ezelde onun için takdir ettiği dereceye nail olsun) buyurulmaktadır. Ebû Süleymân Dârânî hazretleri de; “Bütün işlerde, kulun niyeti Allahü teâlânın rızâsı olursa, o işin sonu mutlaka iyi olur” buyurmuştur. Bela günahsız olanlara da gelir. Allah indinde derecesi daha yüksek olana daha çok, daha şiddetli bela gelir. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: (En şiddetli belaya düçâr olanlar, Peygamberler, sonra fazilet derecesine göre onları takip edenlerdir. Kişi dindarlığı derecesinde belaya düçâr olur. Eğer kişi dininde kuvvetli ise onun belası da şiddetli olur. Eğer dini gevşek ise belası da ona göre olur. Bela, kula öyle yapışır ki, günahı kaldığı müddetçe onu bırakmaz.) İnsan bela ile imtihan olur! Dünyaya gelmek insanın elinde değildir. Dünyaya gelen, buranın şartlarına katlanmak mecburiyetindedir. İnsan, neşeli olduğu gibi, sıkıntılı, üzüntülü de olur. Önemli olan bunların neticesidir. Her iki halde de halini değiştirmeyenlere müjdeler olsun. Dünya imtihan yeri olarak yaratılmıştır. Sevinci de var, hüznü de var. Her iki halde de insan imtihan edilmektedir. Hadis-i şerifte; (Şüphe edilen altın, ateşle muayene edildiği gibi, insan da bela ile imtihan olur) buyurulmuştur. Netice olarak mü’minin başına gelen her şey hatta şer gibi görünenler de, onun lehinedir hepsinde hayır aramalıdır. İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: “Her gün insanın karşılaştığı her şey, Allahü teâlânın dilemesi ve yaratması ile varolmaktadır. Bunun için, irâdelerimizi Onun irâdesine uydurmalıyız! Karşılaştığımız her şeyi, aradığımız şeyler olarak görmeliyiz ve bunlara kavuştuğumuz için sevinmeliyiz! Kulluk böyle olur. Kul isek, böyle olmalıyız! Böyle olmamak, kulluğu kabûl etmemek ve sâhibine karşı gelmek olur. Allahü teâlâ, hadîs-i kudsîde buyuruyor ki: (Kazâ ve kaderime râzı olmayan, beğenmeyen ve gönderdiğim belâlara sabr etmeyen, benden başka Rab arasın. Yeryüzünde kulum olarak bulunmasın!)
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT