BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Herkesin ders almaya ihtiyacı vardır!..

Herkesin ders almaya ihtiyacı vardır!..

8 - 10 gün önceydi. Gazetelerde “sabah turu” yapıyordum. Bir “büyük ve çok satan” gazetemizin “tanınmış” bir yazarının “Dili tam bilmeden konuşmak ve yazmak mümkündür” başlığını taşıyan “nefis” yazısını sindire sindire “iki defa” okudum!..



8 - 10 gün önceydi. Gazetelerde “sabah turu” yapıyordum. Bir “büyük ve çok satan” gazetemizin “tanınmış” bir yazarının “Dili tam bilmeden konuşmak ve yazmak mümkündür” başlığını taşıyan “nefis” yazısını sindire sindire “iki defa” okudum!.. Herkes için, ama daha çok bizim gibi “yazar - çizer takımı” için “gerçek” bir ders niteliğindeydi!.. “Biz gazete köşe yazarları, tüm meslek sahiplerini işlerini iyi yapamıyorlar, diye eleştiririz. Geçenlerde bir kuşku düştü içime, ‘Acaba ben mesleğimin gereklerini tam olarak yerine getiriyor muyum’ diye düşündüm. Bizim mesleğin en öncelikli gereği de ‘Türk dilini iyi bilip, yanlışsız kullanmak’ değil mi?” diye başlamıştı yazısına ve “dil” konusunda “hassas” ve mutlaka “bilgili” olunması gerektiğini anlatmıştı, uzun uzun. Bu arada, çeşitli dil klavuzlarından, sözlüklerden örnekler vermiş, Arapça’dan “dilimize geçmiş” bazı kelimeleri de “kökleri ve türevleri” ile örneklemişti.. “‘Cehl’ bilgisizliktir. Cahil ve meçhul türevleridir” gibi.. Sayfayı çevirdim, hemen bu yazının arkasında bir “ünlü” yazar daha. O da “meslektaşları” ile ilgili bir yazı yazmıştı; “Ders çıkarma hastalığı” Yazısına “Bizim medyada meslektaşların tutulduğu en yaygın hastalık ‘ders çıkarma’ hastalığıdır” diye başlamıştı ve bu hastalıktan örnekler veriyordu!.. “Olaylardan ders çıkarma hastalığına tutulan” yazar - çizer takımına “bu hastalığa tutulmamaları gerektiğini” anlatan bir dersti yazısı; müthişti!.. Amma. Yazısında “öyle” bir paragraf vardı ki; işte “o”, her şeyi ama her şeyi berbat ediyordu!.. “Herifçioğlunun biri güzel söylemiş, yıllar önce, tarihten ders alınsaydı, tekerrür etmezdi, şeklinde.” “Güzel” söyleyen “herifçioğlu”, bizim “ünlü” yazarımızın düşündüğünün tam tersini düşünüyor; “ders alınması gerektiğini” anlatıyordu, aslında bu sözüyle. Herifçioğlu’nun söylediği sözün aslını “tam olarak” biz yazalım: “Tarihi ‘tekerrür’ diye tarif ediyorlar, Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?” “Böylesine” güzel sözü söyleyen “herifçioğlu” kimdi, acaba?. “Kim” olduğunu söylemeden önce, şu “herifçioğlu” lâfına bir bakalım, ne demek oluyordu bu kelime: Türk Dil Kurumu “Türkçe Sözlük” sayfa 334. Önce; “Herif: Gözün tutmadığı, aşağı ve şüpheli görülen kimse, adam.” Hemen sonra; “Herifçioğlu: Kızılan kimse hakkında zamir gibi kullanılır.” Şimdi sıra geldi, yazarımızın “güzel” dediği bu sözü söyleyen “herifçioğlu” nun kim olduğuna: “İstiklâl Marşı” şairi Mehmet Akif Ersoy!.. “Ders çıkarma hastalığına tutulmuş” bir meslektaşı olarak, “ünlü” yazarımızdan “özür dileyerek”, hiç olmazsa “yazar - çizerliğe ilk adımlarını atan” genç kardeşlerime “birkaç satırlık” bir ders vermek istiyorum: Siz siz olun, “iyi bilmediğiniz şeyleri” yazmayın!.. “Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp!..” Biraz araştırın, kitaplığınızda ya da internette 5 - 10 dakika gezinin, birkaç klavuz kitaba, ansiklopediye, antolojiye bakın, “işin doğrusunu öğrenin!..” Bulamadınızsa, “bildiğini tahmin ettiğiniz” kişilere sorun; öğrenin.. Sonra oturup yazın!.. “Bulamadınızsa”, sakın ola ki yazmayın, yazmayın, yazmayın.. Yoksa, “herifçioğlunun biri çıkar”, hatanızı yüzünüze vurur!.. Hele hele, “polemik” yapıyorsanız; “emin olmadığınız” tek kelimeyi bile yazmayın; sizi fena hâlde mahcûp edebilirler!.. Olayı, “polemik konusu yapmak” istemediğimden, “gazete ve yazar isimlerini” sütunuma almadım; okuyucularım affetsin!.. Şimdi geliyorum; “yukarıdan beri” bunca yazıyı neden yazdığıma? Bunca yazıyı, Uluçmarket’teki “Hakan Şükür” ve “Gevezelik” yazılarını, “bu yazının ışığı altında okumanızı” dilediğimden yazdım!.. Bu bir “anahtar” yazı; sadece o kadar!.. Tatları yok!.. Galatasaray’ın da, Beşiktaş’ın da, Trabzonspor’un da “hazırlık maçları” taraftarına keyif vermiyor, ümit vermiyor!.. Galatasaray’ın “İliç söylendiği gibi çıkarsa ve de sol kanada Pires gibi bir adam alınırsa” ümidi var, ama Beşiktaş ve Trabzonspor ne yapacak? Beşiktaş’ın görüntüsü açık; bütün ümitler “Rıza Hoca’da!..” Kadroda “geçen yıl olduğu gibi çok adam görünüyor” ama, “Beşiktaş’ı Avrupa’da da, Süper Lig’de de beklenen ve istenen Beşiktaş yapacak” kadro “henüz” ortada yok!.. Takviye şart..Hem de “en az çok iyi iki yabancı ile!..” Trabzonspor’da da durum aynı!.. Şampiyonlar Ligi’nde, Süper Lig’de ve bu yıl statüsü değişen “cazip” hâle gelen Türkiye Kupası’nda “ilerleyecek” bir “geniş ve yeterli” kadro ortalıkta görünmüyor!.. Hele hele “gitmek isteyen” Fatih Tekke’nin “isteksiz kalışı” da tedavi edilemezse, Şenol Hoca’nın işi zor; hem de çok zor!.. Gevezelik!.. Eurosport’un canlı yayınında Fransa Bisiklet Turu’nu her gün “doya doya” seyrediyorum!.. Dünyanın “en zor” spor müsabakası olan bu turun “5 - 5.5 saat TV karşısında nasıl seyredildiğini” hayretle soran dostlarıma “Keşke hiç bitmese” cevabını veriyorum!.. Bu cevabı verirken de, taaa 1950’li yılların ikinci yarısında ve 1960’lı yılların başlarında Ankara’da Yenigün ve Öncü gazetelerinde, iki - üç gün sonra Türkiye’ye gelen Fransızların ünlü “L’Equipe” spor gazetesini ve Fransız radyolarını takip ederek her gün manşetten “haberleri, röportajları, yorumlarıyla” Fransa Turu’nu nasıl verdiğimizi, “nasıl okuttuğumuzu” hatırlıyorum!. Coppi’lerden, Anquetil’lerden, bugünlere, Armstrong’lara. Eurosport’a çok ama çok “teşekkür ediyorum!.” Ne var ki, turu “Türkçe anlatan” spiker arkadaşlarımız “zaman zaman” insanı çıldırtacak kadar “boş konuşuyor, gevezelik ediyorlar!” “Derslerini iyi çalışmadan” mikrofon başına oturuyorlar; “Nasılsa Türkiye’de bisikleti, Fransa Turu’nu iyi bilen çok az, ben ders çalışmasam da olur, idare ederim” diye düşünüyor olmalılar!.. Kendilerine de, izleyenlere de, spora da, Tur’a da saygısızlık ediyorlar, yazık ediyorlar!. Biraz dikkat!.. Aldırma Hakan Şükür, aldırma!.. Hakan Şükür ile ilgili olarak “önüne gelen” alıyor kalemi eline, “araştırmadan, soruşturmadan” kulaktan dolma duyumlarla yazıyor da, yazıyor!.. 3 Temmuz Pazar günkü Türkiye’nin spor sayfasında “Tek marka Hakan Şükür” başlıklı bir yazı vardı; sevgili Kemal Belgin’in!.. Hakan Şükür hakkında, “hiçbir şey bilmiyor” olsak bile, “sadece” o “enfes” yazıyı okumuş olmak bile, Türk Futbolu’nun “yaşayan en büyük futbolcusu” hakkında izansızca, insafsızca ve “vicdanlar cebe konulmuş” olarak yazılan yazıların “hangi art niyetlerle kaleme alınmış olduğunu” anlamamıza yeter de artar bile!.. Hele hele, Hürriyet Gazetesi’nde sevgili İlhan Söyler’in “Nüfus cüzdanında yazılan yaşı 34. Ancak o, Hollanda kampındaki performansıyla 18’lik delikanlılara taş çıkartıyor adeta... Türk futbolunun ‘Kral’ı Hakan Şükür’ü dikkatle takip ediyor, gözüme kestiriyor ve bir köşede yakalıyorum. Hakan Şükür denilince kafaları kurcalayan iki soruya; ‘Nur Tarikatı’nın lideri Fethullah Gülen’le olan yakınlığı’ ve ‘Milli Takım konusuna’ yanıt arıyorum. Sorularıma hiç çekinmeden açıkça yanıt veriyor” diye başlayan röportajına takılarak, “Hakan Şükür Fethullah Hoca’nın propagandasını yapıyor, milli bir futbolcu bunu yapar mı” diye yazıp çizenlere, bilmem ki ne demek lâzım? Gazeteci soruyor, “Ersun Yanal’ın, Hakan Şükür’ü milli kadrodan çıkarmasından beri” spor sayfalarından taşıp, siyaset, hatta ekonomi sayfalarına kadar uzanan ve bitmeyen “karanlıkta kalmış” bir konuya cevap bulmak için!.. Gazeteci soruyor, Ersun Yanal’ın aylardır “kamuoyuna açıklayamadığı sebebin”, ne olduğunu anlayabilmek için!.. Hakan Şükür de, “soruya” cesaretle, kıvırmadan, “dobra dobra” cevap veriyor; vay sen misin veren!.. Aslında “kıvırsa”, ağzında evelese, gevelese ve “Türk Futbolu’nun modern gladyatörü” Ersun Yanal gibi “kaçak güreşse”, alkışlanacak; vah benim anlı - şanlı medyam!.. Vah benim, “düşünce hürriyetini, ifade hürriyetini, basın hürriyetini, inanç hürriyetini savunan” medyam!.. Hakan diyor ki: “Fethullah Hoca sevdiğim bir insan. Ziyaretine gidiyorum. Zaten sevdiğimi ve ziyaretine gittiğimi hiç saklamadım ki...” “Ben önce işimi, sonra da sevdiğim şeyi yapıyorum. Bugün birçok insan ‘müslümanım’ diyor, dinini yaşamaya çalışıyor. Bu bir rahatsızlık değil. Bu kadar dillendirmenin bir anlamı yok. Ben futbol ve inancım olmadan yaşayamam. Başka futbolcular sahada çeşitli dualar okuyor. Biz kendi dinimizin gereklerini yerine getirdiğimiz, duamızı yaptığımız zaman yanlış mı olacak? Bu, bir inanç meselesidir.” İşte, “dobra dobra” ama altını çiziyorum “sorulduğu için” bunları söyleyen Hakan Şükür’e vuran vurana!.. Hiç dert etme, sevgili Hakan!.. Sen, İlhan Söyler’in “Nüfus cüzdanında yazılan yaşı 34. Ancak o, Hollanda kampındaki performansıyla 18’lik delikanlılara taş çıkartıyor adeta...” cümlelerinin gereğini yerine getirdikçe, onlar mahcûp olacaklar, onlar pişman olacaklar!.. 27’sinden, 77’sine kadar!.. Niyet belli!.. Futbol Federasyonu’nun “Eksik para almayacaksınız, böyle bir durum ortaya çıkarsa, Federasyon olarak garanti ediyoruz, farkı kapatacağız” garantisine rağmen, “adı büyük” 4 kulübün başkanları ısrar ediyorlar; “2008’e kadar Havuz Sistemi’nde en ufak değişikliği kabul etmiyoruz!..” Niyetleri çok açık; bunların derdi “3 - 5 kuruş fazla ya da eksik almak değil”; bunların derdi “Anadolu kulüplerine nefes aldıracak ve onları yukarılarda yer almaya teşvik edecek bir sistemin oluşmasını engellemek!..” Bunlar, korkuyorlar!.. “Rekabetten” korkuyorlar!.. Anadolu Kulüpleri’nin güçlenmesinden korkuyorlar!.. “Hep bana Rabbena” diyorlar!.. “Anadolu kulüpleri güçsüz kalsın ve iddialı olamasınlar ki, onların elinden oyuncularını kolayca kapalım” diyorlar!.. Ve “böyle” düşünmenin, “böyle” yapmanın adına da “büyük olmak” diyorlar!.. Yazıklar olsun!.. Diyorum ya, sizin “adınız büyük”; bu kafayla giderseniz yarın “o da kalmayacak!..”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT