BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Turizm, terör ve dünyanın geleceği

Turizm, terör ve dünyanın geleceği

Türkiye nüfusunun beşte birini barındıran İstanbul, hükümetlerin programlarında ayrı bir yer edinmiş. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın, “Önümüzdeki 10 yıl içinde 40 milyon turist bekliyoruz” dediği İstanbul’un ve ulaşım konusunun programlara nasıl yansıdığını araştırdık.



Dünya paniklemeye başladı. Medeniyet ve huzur; yeri, zamanı ve şiddeti belli olmayan bir hırçınlıkla bombalanıyor. Buna seyirci kalınamaz. Buna hiçbir insan ‘aman be, benden uzak olsun da nerede olursa, ne olursa olsun!’ diyemez artık. Çünkü eylemcilerin kimliği ve eylemlerin yeri ile zamanı meçhul. Dünyada başka bir bombardıman daha gelişmektedir; ‘bilgi’ bombardımanı... Bilgi akış hızı ve bu hızın kontrol edilemez olması legal/illegal organizasyonların mantar gibi üremesine yol açmaktadır. Legaller adresi kimliği belli organizasyonlardır. Yasaları ve uygulama yöntemleri bellidir. İllegal olanlar hem üyeleri, hem mekanları hem de organize amaçları bakımından belli değildir. İşte terörü bu organizasyonlar üretmektedirler. Bunlar neredeler, Kimler, Amaçları ne Ne yapacaklar, Daha ne kadar yapacaklar?.. Bu soruların cevabı hep meçhuldür ve arasıra şurda burda bir eylem olarak, fiziki sonuç doğuran karakteri ile görünmektedirler. Bazan da ad, san takılmış güya masum bir kimlikle ortaya çıkmakta ve bu kimliğe bazı ‘devletler’ maalesef topraklarında barındırarak, besleyerek destek vermektedirler. Aslında meselenin özü bellidir. Bunlardan ilki, medeni dünyanın sınırlı sorumlu üniter yapısı bilgi akış hızına ayak uyduramamaktadır. Diğeri, dünyanın her tarafındaki insanlarca öğrenilen çılgın tüketim toplumları, konforlu ve kolay yaşama şekilleri insanları tahrik edici boyuta ulaşmıştır. Dünyanın her tarafı lüks tüketim araçları ve bunları tüketen insan grupları kaynamaktadır. Üçüncüsü, terörün en önemli beslenme kaynağı olan kavim fikirleri, sapık inançlar ve birim zamanı çalışma ile geçen insanın işini makinaların görür hale gelmesidir. Zamanı bollaşan insan kontrol edilemez bir çılgın eğlence ortamına akmakta; buralardan hadsiz hesapsız eylemler türemektedir. Uyuşturucu ve alkol bağımlılıkları bu tür ortamlarda semirmektedir. Bir diğer etken de misyonerlerdir. Haçlı dünyasının mümessilleri orta ve uzakdoğudaki yoksul coğrafyada yaşayan insanlara çok renkli fotoğraflar göstermekte, içi zehir dolu şeker ikram ederek buralardaki insanları kandırmaya çalışmaktadırlar. İşte bu tür insanlar da ‘birileri’ tarafından kullanılabilecek hale gelmekte ve bir terör malzemesi olmaktadırlar. Oysa insanlar yukarda bahsini ettiğimiz yoğun ve şeffaf bilgi akışı ile neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğrenme fırsatlarına kavuşmuştur. Sonuç olarak; turizm ya da turist ülkesi, dini, kimliği, rengi ve cinsiyeti önemli olmayan bütün insanların dünyanın her tarafını ‘ortak kullanan’ olabilme hareketliliği ve statüsüdür. Buradaki global nitelemenin tam zıddı ‘terör’ denilen lanet illegaliteliktir. Terörden kurtulmanın tek yolu da terörün beslenme kaynaklarını tespit ederek onları işlemez hale getirmektir. Bu işlemlerin ilkini ‘Paylaşım’ almalı ve varlıklı ülkeler yoksul ülkelere, onları yoksulluktan kurtaracak kadar iş/aş imkânı aktarmalıdır. Hiçbir insan diğerini, hiçbir ülke başkasını kendinden küçük görmemeli, ‘egemen’ tavırlar terkedilmelidir. Yoksa, sanıyorum bu gidiş devletlerin acziyetine ve ilerde holdingler ve kavimler yapılanmasına kadar uzar. Bu da dünyanın orta çağlardaki ilkel kavimler ve beylikler dönemine geçmesine yol açar. İstanbul’dan Paris’e 130 euroya uçun! Türkiye’den Paris’e 8 Ağustos 2005 tarihine kadar seyahat edecek yolcular için Türk Hava Yolları (THY) özel ücret tarifesi başlattı. Paris’e İstanbul, Ankara ve İzmir’den 130 Euro, diğer noktalardan 175 Euro alınacak. Gidiş-dönüş için ise İstanbul, Ankara ve İzmir’den Paris’e 239 Euro, diğer yerlerden 324 Euro alınacak. Ayrıca; Paris’ten Türkiye’ye 9 Ağustos 2005 tarihine kadar seyahat edecek yolcular için de; gidiş-dönüş Paris’ten İstanbul, Ankara ve İzmir’e 329 Euro seviyelerinde özel ücret uygulanacak. Hükümet programlarında İSTANBUL Türkiye nüfusunun beşte birini barındıran İstanbul, hükümetlerin programlarında ayrı bir yer edinmiş. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın, “Önümüzdeki 10 yıl içinde 40 milyon turist bekliyoruz” dediği İstanbul’un ve ulaşım konusunun programlara nasıl yansıdığını araştırdık. Dönemler itibarı ile ilginç paragrafları da işlediğimiz incelememiz bu hafta Birinci Menderes Hükümeti dönemine kadar yer aldı... I. İnönü Hükümeti (30.10.1923-06.03.1924): “Arkadaşlar, takip edeceğimiz hareket, hudut-u esasiyesi itibariyle bütün dünyaca malumdur.” II. İnönü Hükümeti (06.03.1924-22.11.1924): Bu hükümetin programı yoktu. Okyar Hükümeti (22.11.1924-03.03.1925): Programda İstanbul ile ilgili özel bir vurgulama yoktur. Ancak, ilginç olduğu için Ankara ile ilgili cümle programda aşağıdaki şekilde yer almaktadır: “Devletimizin makarrı idaresi olan Ankara şehrinin hâlen ihtiyacat-ı acileyi ve atiyen medeni ihtiyacatı tatmin edecek bir memuriyete isali için yapılacak mali fedakârlıkların bihâkkın mahalline masruf ve Türk Cumhuriyeti’nin, Türk milletinin şerefiyle mütenâsip olacağı kanâatindeyiz.” III. İnönü Hükümeti (03.03.1925-01.11.1927): Bu hükümet programı gayet kısa tutulmuş, içeriğinde İstanbul’la ilgili özel bir atıf bulunmamaktadır. IV. İnönü Hükümeti (01.11.1927-27.09.1930): Programdan ilginç bir detay; o vakitte Türkiye geneli, şimdi sadece İstanbul’un nüfusu aynı rakamlara isabet ediyor: “Türkiye nüfusunun 14 milyona yakın olduğunu ilân etmeğe...” V. İnönü Hükümeti (27.09.1930-04.05.1931): “Başlıca İstanbul ve İzmir limanlarında tatbik olunan ve galat olarak vasi manâlı bir tabir ile liman inhisarı denilen Milli Tahmil ve Tahliye şirketlerinin, bu işlerin serbest zannedildiği zamanlara nispetle bir terakki ve tekamül temin ettikleri sabittir. Liman hizmetlerini biz, serbest işler zümresinde değil, amme hizmetlerinden telâkki ediyoruz.” VI. İnönü Hükümeti (04.05.1931-01.03.1935): Bu programda da İstanbul yer almamaktadır. VII. İnönü Hükümeti (01.03.1935-01.11.1937): “Büyük ulusun sayın vekilleri, hükümet şimdeye kadar olduğu gibi, sade bir program sahibidir... Deniz nakliyemizi ıslâh etmek ve yenilemek ve umumiyetle tarifeler üzerinde ucuzluğa ve kolaylığa gitmek yolumuzdur... Demiryollarının, rıhtımların ve limanların devlet elinde bulunmasının faydaları her gün daha ziyade anlaşılmaktadır. Nakliyede ucuz işletmeyi iltizâm ediyoruz.” I. Bayar Hükümeti (01.11.1937-11.11.1938): “Bizim gibi parti hükümetlerinin kendilerine mahsus bir programı yoktur... İstanbul’dan başlanarak coğrafi mevkii ve tabii güzelliği seyyah celbine müsaid şehirlerimizi bir plan dahilinde ve bu maksatlarla imarına devlet bütçesinden yardım edilecek... Bildiğiniz gibi ilk beş yıllık sanayileşme planımız 1934’de neşredilmiştir... Bundan başka İstanbul’da Sirkeci ve Haydarpaşa istasyonları arasında feribot yolu ile doğru tren rabıtası tesisini tahakkuk ettirmek kararındayız. Bunun muhtelif bakımlardan menfâati aşikardır... Devletin havayollarını iç şehirlerimiz ve dış hava istasyonları ile bir an evvel devamlı irtibat tesis edecek hale getirilmesi ve havacılığın inkişafı üzerine pekçok dikkat ve ihtimamızı celbedecek başlıca mevzulardan biri olacaktır... Dünyada havacılık o kadar ilerlemiştir ki, hava yollarında kazalar ve riskler demiryollarındaki kadar azalmıştır. Türk Hava Yolları her türlü ve en mütekamil emniyet tedbirleriyle memleketin en emin, en çabuk, en rahat vasıtasıdır ve vasıtası kalacaktır.” II. Bayar Hükümeti (11.11.1938-25.01.1939): Bu hükümet programında daha çok Atatürk’ün ölümü, bu münasebetle ortaya çıkan derin üzüntü ve bunlara bağlı olarak da gelişen iç ve dış ilişkiler üzerinde duruluyor. I. Saydam Hükümeti (25.01.1939-03.04.1939): Türk demokrasi tarihinin önemli basamaklarından ‘tek partili’ idare döneminin ilgi çeken bir programı daha: “Kabinenin programı, şimdiye kadar olduğu gibi, mensub olduğumuz Cumhuriyet Halk Partisi’nin programını tahakkuk ettirmek gayesine dayanmaktadır... Ankara ve İstanbul Üniversiteleri ile diğer yüksek tahsil mekteplerinin inkişafları yakından takib edilecektir. Türk çocuğunun ahlakı temiz, ruhça ve bedence sağlam milletine vatanına Cumhuriyete ve inkılâba sadık yetiştirmek mâarifimizin başlıca hedefidir... Demiryollarımızın iktisadi ve teknik esaslar dahilinde inkişafı için başlamış olan harekete kuvvetle devam olunacaktır.” II. Saydam Hükümeti (03.04.1939-09.07.1942): Bu hükümet programında ulaşım ve özellikle İstanbul meselesi ele alınmamıştır. I. Saraçoğlu Hükümeti (09.07.1942-09.03.1943): Dönem itibarı ile zor günler geçirmekte olduğumuzdan bu durum programlara da yansımış. II. Saraçoğlu Hükümeti (09.03.1943-07.08.1946): Bu dönemlerde Türkiye gerçekten tam bir yokuş tırmanmaktadır: “Bundan maada İstanbul, İzmir, Ankara, Zonguldak şehirlerine de orta fiyattan hububat ve ekmek vermekte devam ediyoruz... Bugünkü neticeyi bir taraftan aldığımız tedbirlerdeki isabete diğer taraftan da devam etmekte olan İngiliz ve Amerikan yardımına borçluyuz.” Peker Hükümeti (07.08.1946-10.09.1947): Bu hükümet programında İstanbul ele alınmamıştır. I. Saka Hükümeti (10.09.1947-10.06.1948): “Milli ekonomide bir taraftan yolların, diğer taraftan limanların ehemmiyeti meydandadır. Bunun içindir ki, memleketin her tarafını birbirine bağlayan ana demiryol şebekesini tamamlamaya ve yolların müntehi olduğu limanları bir an evvel yapmağa çalışacağız.... Yol şebekemizin en yeni usullerle ve makineli vasıtalarla yapılmasını ve sistemli bir bakım altına alınmasını esas tutuyoruz.” II. Saka Hükümeti (10.06.1948-16.01.1949): “İkinci Cihan Harbi’nin sona ermesiyle ve karanlık bir sürünceme devresine girmiş bulunan dünya ufuklarında herhangi bir iyileşme alâmeti henüz belirmemiştir... Bu arada, Basın Kanunu’nu, memleket basınına düşen yüksek görevin değerini takdir ederek, bir taraftan Anayasamızın sağladığı hürriyetlerin sınırı içinde en geniş tenkid hakkını tanıyan diğer taraftan, en medeni memleketlerde olduğu kadar ferdin şeref ve haysiyetini koruyan bir şekle koymanın lüzumuna inanmış bulunuyoruz... Ekonomik kalkınmamızı biran önce gerçekleştirmek için, dış krediye ihtiyacımız aşikârdır. Bu teşebbüsler müsbet neticelere ulaşmak üzeredir.” Günaltay Hükümeti (16.01.1949-22.05.1950): “Avrupa kalkınması için Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti’nin girişmiş olduğu büyük ölçüde yardım hareketinden gereği gibi faydalanabilmeye azami derecede dikkât göstermek kararındayız. Hükümetimiz, bu yardımı kalkınma ve istihâli çoğaltma işlerinde başlıca destek saymaktadır. Birleşik Devletler’in gösterdiği bu dostane anlayış hem ekonomik kalkınmamızı sağlamaya, hem de bu sayede Avrupa Ekonomik İşbirliği Teşkilâtı’nda faydalı bir unsur olmaya çalışacağız. Bunun için lazım gelen teşkilâtı kurmak yolundayız.” Çok partili dönem I. Menderes Hükümeti (22.05.1950-09.03.1951): “Mayıs seçimleriyle en muvaffakiyetli surette sona ermiş ve artık memleketimizde normal siyâsi hayat başlamıştır. Şüphe yok ki; 14 Mayıs, bir devre son veren ve yeni bir devir açan müstesna ehemmiyette tarihi bir gün olarak daima anılacaktır... Filhakika asırlarca geri kalmış bir memlekette... Devlet imalâtçılığı gibi devlet nakliyeciliği de bu memlekete çok pahalıya mal olmaktadır... Borçlar yekünü 2.5 milyara yaklaşmış... Harp yıllarının doğurduğu zaruretler neticesinde 214 tona yükselen altın stoku şimdi 130 ton civarına düşmüş ve döviz stokları da tamamen eriyerek açık bir duruma girilmiştir...” Marshall Planı “Bilindiği gibi 1950 yılı bütçesinde görülen 174 milyon liralık açığın 155 milyon lirası Marshall Planı yardımından ve 19 küsur milyon lirası da iç istikrazdan kapatılacaktır. Marshall Planı’ndan temin olunacak 155 milyon liralık miktar için özel anlaşmalar gereğince taraflar arasında mutabakata varılması icab etmekteydi. Halbuki bu mutabakat bütçenin tasdikinden önce temin edilmediği gibi bütçenin tasdikinden sonra iktidarın devir alındığı güne kadar da aynı vaziyet devam etmiştir. Bu suretle sabık iktidar bu çok mühim bir meseleyi zamanında halletmeden mesuliyet mevkiinden ayrılmıştır. Bundan başka, bugün 137 tona düşmüş olan altın stokunun 4 tonu daha döviz tedarik etmek için yine eski iktidarca bir ecnebi bankaya terhin edilmiştir ki, bu 4 ton altının dahi elden çıkarılması bugün bir emrivaki halini almış bulunuyor... Nüfusumuzun yüzde 80’i zirâatle meşgul bulunmakta... Kanunlarımızda itiyatlarımızda ve telâkkilerimizde tek parti devrinden arta kalan ne varsa tam olarak tasfiye edeceğiz!” > DEVAM EDECEK...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT