BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kimsenin yaptığı yanına kalmaz!

Kimsenin yaptığı yanına kalmaz!

Mazlumun, zâlim için yaptığı beddua reddedilmez, mutlaka hedefini bulur. Çünkü hadis-i şerifte (Ananın, babanın çocuğuna olan ve mazlûmun, zâlime olan bedduâları red olunmaz) buyurulmuştur...



Hiç kimsenin yaptığı yanına kalmaz, zulüm pâyidâr olamaz çünkü; eden bulur... İyilik eden iyilik, kötülük eden de kötülük bulur. Zira Câsiye sûresinin 15. âyetinde meâlen; (Sâlih, iyi amel eden kendine, kötülük eden de kendine etmiş olur) buyurulmuştur. Ayrıca Zilzal sûresinin 7. ve 8. âyetlerinde de meâlen; (Zerre kadar iyilik eden onun mükâfâtını görecek; zerre miktârı kötülük işleyen de, onun cezâsını görecektir) buyrulmaktadır. Allahü teâlâ, zâlime imhâl eder yani mühlet verir fakat ihmâl etmez. Zâlim kendini güçlü hissettiği an yıkılır. Peygamber efendimiz: (Allahü teâlâ buyuruyor ki: "Ben âlemlerin Rabbiyim. İzzet ve celâlim hakkı için zâlimlerden intikam alırım. Bir kimse bir zâlimin elinde bir mazlûmun zulme uğradığını görse, buna mâni olmaya gücü yetip de, o mazlûma yardım etmezse, ondan intikam alırım) buyurmuştur. İmâm-ı Takî hazretleri buyurdu ki: "Zulüm yapan, zâlime yardım eden ve bu zulme râzı olan, bu zulme ortaktır. Zâlimin adâletle geçen günü, kendisine, mazlumun zulüm gördüğü günden daha ağır gelir." Mazlumun, zâlim için yaptığı beddua da reddedilmez, mutlaka hedefini bulur. Çünkü hadis-i şerifte; (Ananın, babanın çocuğuna olan ve mazlûmun, zâlime olan bedduâları, red olunmaz) buyurulmuştur. Balıkçının bedduası... Amr bin Dînâr hazretleri şöyle anlatır: "Önceki ümmetlerden birisi, bir deniz sâhiline gider ve orada yüksek sesle: "Beni gören kimse bir başkasına aslâ zulmetmeyecek!" diye bağıran bir kimse görür. Yanına yaklaşır ve; "Ey Allah'ın kulu! Senin bu sözün nedir, ne demek istiyorsun?" diye sorar. Yüksek sesle bağıran kimse başından geçenleri şöyle anlatır: "Ben bir zamanlar, o zamanın emniyet mensuplarından birisi idim. Bir gün bu deniz sâhiline geldim ve ağı ile balık tutan birini gördüm. Tuttuğu balığı bana hediye etmesini söyledim, râzı olmadı. Satmasını istedim yine kabûl etmedi. Benim de canım sıkıldı, kızdım ve kırbacımla başına vurmaya başladım ve balığı zorla aldım. Balık canlı idi. Elimde sallayarak eve gitmek için yola koyuldum. Eve yaklaştığım bir sırada balık parmağımı kaptı. Parmağımı kurtarmak için yere atmak istedim, fakat bırakmadı. Hemen acele eve girip içeridekilerden yardım istedim. Onlar da uzunca bir zaman uğraştılar. Netîcede zorlukla parmağımı kurtardık. Lakin parmak şişti. Balığın dişlerinin izleri göz göz açıldı. Bunun üzerine iyi bir tabibe gittim. Parmağımı görünce; "Bu kangren olmuş, eğer kesilmezse, helâk olursun" dedi ve parmağımı kesti. Bu defâ hastalık elime sıçradı. Tekrar gittiğimde; "Eğer elini kesmezsek helâk olursun" diyerek rızâm üzerine elimi de kesti. Bu defâ hastalık koluma geçmişti. Yine tabîbe koştum. Hastalığın kola yayılmış olduğunu söyleyip kolumu da kesti. Hastalık bu defâ pazuma çıkmıştı. Korku ve şaşkınlıkla evimden çıktım. Deli gibi koşuyor ve hayvanlar gibi bağırıyordum. Oralarda büyük bir ağacın gölgesine sığındım. Dalları arasında uyudum kaldım. Rüyâmda birisinin benim yanıma geldiğini gördüm. Bana; "Senin uzuvların kaç kere kesildi ve parça parça atıldı. Hakkını sâhibine götür ver. O zaman kurtulursun" dedi. Uyandığımda aklım başıma geldi. Hak sâhibini hatırladım. Bu bana Allahü teâlâdan gelen bir cezâ idi. Hemen deniz kenarına gittim. Balık avcısını buldum. Ağını denize atmıştı. Onu çekinceye kadar bekledim. Çok balıklar çıkardı. O zaman balıkçıya seslenip; "Efendim ben senin kölenim!" dedim. Bana dönüp; "Sen kimsin?" dedi. Ben de; "Efendim falan zaman sizi dövüp zorla balığınızı gasbeden kimseyim" dedim. Sonra ona kolumu gösterdim. Onu görünce böyle belâdan Allahü teâlâya sığındı. "Sen şimdi serbestsin gidebilirsin" dedi. Ayrılmak istedim. Bana; "Dur" dedi. Sonra; "Bir balık için sana bedduâda bulunmuştum. Kolunu geri veremem amma..." diyerek beni elimden tutarak evine götürdü. Oğlunu çağırıp bahçedeki bir yeri gösterip, orasını kazmasını söyledi. Oğlu orasını kazınca içinde otuz bin dirhem olan bir kese çıktı. On bin dirhemini bana verip; "Bunlarla ihtiyâcını gider" dedi. Sonra yine bir on bin dirhem daha verip; "Bunları da komşularına ve akrabâna dağıt!" dedi. Zâlimin zulmü varsa... Ben ayrılmak istediğimde ona; "Allah için bana söyle nasıl bedduâ ettin?" dedim. O da bana şöyle dedi: "Sen bana vurup balığı aldığında, çok gücüme gitmişti ve acizliğimden ağlamıştım. Sonra da yâ Rabbî! Onu da beni de sen yarattın. Onu kuvvetli, beni zayıf kıldın. Sonra onu bana musallat eyledin. Onun zulmünü benden geri çevirmedin. Beni de onun zulmüne mâni olmaya kuvvetli kılmadın. Kudretin hakkı için onu âleme ibret olacak hâle koy! dedim." Netice olarak; "Zâlimin zulmü varsa, mazlûmun da Allahı var!" sözünü unutmamalıdır. Herkes ne ekerse onu biçer ve ettiğini bulur.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT