BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İçinin acıdığını hissetti...

İçinin acıdığını hissetti...

Sonunda dayanamadı Şehnaz, sordu: - Anne, ne oldu? Ne arıyorsun?



Sonunda dayanamadı Şehnaz, sordu: - Anne, ne oldu? Ne arıyorsun? Cevap vermedi kadın. Nihayet aradığını bulmuştu. Bu gecekonduyu rahmetli kocasıyla birlikte yaptıktan sonra belediyeden aldıkları vesikaydı. Tapu almamışlardı ama bu kağıdı vermişti belediye. Elinde salladı kağıdı: - Satacağım burayı. Bu evi satıp İstanbul’a gideceğim. Bulacağım Cengiz’i. Şehnaz duyduklarına inanamıyordu. İstanbul’a gitmek!.. hayallerinde yaşattığı bir rüyaydı bu. Ellerini çırptı gayriihtiyari: - Sahi mi? İstanbul’a ha? Seher hayretle dikti gözlerini kızına. Yaşananların zerresinden bile etkilenmemiş bir tavırla seviniyordu. İçinin acıdığını hissetti. Bir şey söylemedi. Böylesine duygusuz çocuklar yetiştirdiği için kızıyordu kendine. Kendini suçlu hissetti. - Evet, İstanbul’a. O haylaz İstanbul’a gitmiş. Bulacağım onu. - Ne zaman gideriz anne? Hemen gider miyiz? Öfkeyle çevirdi başını. İçi o kadar doluydu ki bir şey söylemek, Hiddetini açığa vurmak istemiyordu. Hızla çıktı odadan, pardösüsünü yeniden giydi. Doğruca mahallenin muhtarına gitti. - Kolay gelsin Salih Efendi. Bir işim düştü sana. - Buyur Seher hanım, gel, yardımcı olalım neyse derdin. Hele otur bakalım. Kadın muhtarın gösterdiği sandalyeye oturdu. Cebinden biraz önce şiltelerin altından bulduğu vesikaları çıkarttı: - Benim gecekonduyu satacağım muhtar. Yardım et bana. Yaşlı muhtar gözlerini açtı. Hayretle baktı kadına: - Satacak mısın? Yahu, olur mu hiç, nerede oturacaksın sonra, para sıkıntın varsa sana kart çıkaralım. Kafasını kaldırdı. İki yana salladı başını, kararlı görünüyordu: - Yok, paradan değil, gideceğim buradan, İstanbul’a gideceğim. Muhtar yutkundu. Başını eğdi. Küçük ofisinde bir tek masa, bir kendisini, bir de gelen kişinin oturduğu sandalye vardı. Penceresi olmayan ofis sıcaktan kaynıyordu. Buruşuk elleriyle alnında biriken terleri sildi. Yaklaşık yirmi senedir muhtardı. Hep yeniden seçilir, görevinin başına her seçim döneminden sonra yeniden gelirdi. Artık muhtar Salih bir gelenekti sanki; - Ne yaparsın sen İstanbul’da, kadın başınla, kolay mı sanıyorsun sen orada yaşamayı? - Kararım kati Salih efendi. Gideceğim, hem de hemen. Ben bulurum orada yapacak şey, yaşarım. Gitmem şart. Salih gözlüklerini düzeltip öne doğru eğildi: - Bilmediğimiz şeyler mi var? Rahmetli Reşat ara sıra gelir otururdu, dertleşirdik. Sen de anlat, dertleşelim. Ağlamaklı olmuştu Seher. Dolu dolu olan gözlerini sildi titreyen parmaklarının ucuyla: - Cengiz gitti Salih efendi. Bırakıp gitti bizi. Onun peşinden gideceğim İstanbul’a. Bulacağım onu. Muhtar ses çıkartmadı, üzülmüştü. Senelerdir oturuyordu Reşat ve ailesi bu mahallede. Onların en ufak bir kötü halini görmemişti. Hep saygılı, hatırşinas olmuşlardı çevrelerine karşı. Yardım etmek isteğiyle yandı içi. Birkaç saniye süren sessizlikten sonra gürültülü bir şekilde boğazını temizleyerek konuştu: - Madem karar vermişsin, öyle olsun, yine de düşün derim. Bak aşağıda bir arkadaş var. Sizin ev gibi bir yer arıyordu geçende, gidip ona söyleyeyim yarın. Olursa, gelir bakarız. Seher bağırdı tiz bir sesle: - Yarın olmaz Salih efendi, şimdi, hemen söyle, yürü beraber gidelim, hemen. Onun heyecanı karşısında ürktü muhtar. Hemen fırladı yerinden. Ofisi kapattı koca bir kilitle. Adımlarını heyecandan neredeyse koşarak giden Seher’e uydurmaya çalışarak ilerledi. Caddeye çıktılar. Karşıya geçip ilk sokaktan kıvrıldılar. Sarı badanalı bir evin kapısını çaldı Muhtar Salih. Bir kadının kafası gözüktü ikinci kattan: - Remzi orada mı kızım? DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT