BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Davulun sesi

Davulun sesi

Siz hiç, yılın 300 günü güneşi vücudunuzda hissettiniz mi? Siz hiç, bir ayağınızı Akdeniz’e, diğerini Ege’ye sokup, maviliklerde hayaller kurdunuz mu?



Siz hiç, yılın 300 günü güneşi vücudunuzda hissettiniz mi? Siz hiç, bir ayağınızı Akdeniz’e, diğerini Ege’ye sokup, maviliklerde hayaller kurdunuz mu? Siz hiç, hangi taşı kaldırsanız, altından tarihi fışkırttınız mı? Siz hiç, nem oranı sıfır, oksijeni müthiş, havayı ciğerlerinize doldurdunuz mu? Siz hiç, romatizma, kalp, tansiyon şikâyetlerinize aynı anda deva buldunuz mu? Siz hiç, fosforu, demiri, kalsiyumu, çinkoyu içine depolamış, bademi, mis gibi kekik kokan balı, onlarca çeşit balığı tattınız mı? Siz hiç, denizin çakıllarını tek tek saydınız mı? Siz hiç, yeşilin, maviyle kol kola girdiği, tabiatın insanı kucakladığı, kollarını insanlığa açtığı bir yerde konakladınız mı? Öyleyse buyurun DATÇA’ya... Hem de koşa koşa, coşa coşa buyurun... *** “Tanrı, yarattığı kulunun uzun ömürlü olmasını istiyorsa Datça Yarımadası’na bırakır” diyen Strabon hiç de boşuna konuşmamış... Ünlü şair Can Yücel, gönül verdiği DATÇA için “Dünyanın en büyük Açıkhava tımarhanesi” demiş... Onun yaşadığı, taş evlerin bol olduğu yörede, o büyük şair, DATÇA’ya doyamamanın acısını hissetmiş her defasında... Hatta bir şiirinde şöyle demiş Can Yücel: Beni kuzum Datça’ya gömün Geçin Ankara’yı, İstanbul’u... Oralar ağzına kadar dolu... Alabildiğince de pahalı... ... Burada, ortada kalma tehlikesi yok... Hayır dua da istemez... Dediğim gibi beni Datça’ya gömün... Şu deniz gören mezarlığın oraya... Gömü sanıp, deşerlerse, karışmam ama!” ** İşte taa uzaklardan, böyle güzelliklerden, İstanbul’un futbol yoğurdunu yemeğe çalışıyoruz... Ama üfleye üfleye... Perspektif açımızın, bol oksijen, güneş ve tabiat güzellikleri açısından daha geniş olduğu Datça’dan neler görüyoruz, neler duyuyoruz... F.Bahçe’nin Şampiyonlar Ligi maçında Dinamo Kiev karşısında beceriksiz ve kayıp kapadığı bir 90 dakika sonrasında yaşananlar üzüyor insanı... “Yönetim istifa!..” Yok ya!.. Bu kadar da ucuz mu bu işler? Gecesini gündüzüyle karıştıran bir Aziz Yıldırım’a bir çırpıda “Defol git” deme cesaretini gösterebilenler, gerçek F.Bahçeliler mi, yoksa bilet rantları elinden alınan bir avuç amigo bozuntusu mu? Sen, Avrupa’nın şampiyon hocasını getir, İspanya’nın gol kralına sarı-lacivertli formayı giydir, sonra da “teşekkür” beklerken “kapı dışına davetiye” çıkarılsın... Yoo, bu işler bu kadar basit değil... Aziz Yıldırım’ın Emre, Burak ve Josico transferlerine biz de karşıyız ama bu yanlışlıklar bile Yıldırım’ı bir çırpıda “İşi bilmeyen adam” görüntüsüne sokamaz... *** Aurelio kaybının dışında, fazla bir eksiği bulunmayan F.Bahçe’de işler bu kadar kötü gidiyorsa, bunun yarısı şanssızlık, yarısı da uyum sorununun gecikmesidir... Aragones’in, Emre ile Alex gerçeğini süzeceği, Deniz’e forma vereceği, Semih’in en yakın zamanda sahalara döneceği gerçeğini yakaladığı anda, Türkiye’de ve Avrupa’da büyük işlere imza atacağı şüphesizdir... Ama “Padişahım çok yaşa” gibi alaycı, “Yönetim istifa” gibi de aşağılık ve kadir kıymet bilmez insanların çatlak sesleri, şimdilik yerini sessizliğe terk etmelidir... Çünkü sessizlik de bir protestodur... Eğer güzellikler yakalanmak isteniyorsa, iç kavgaların ve tribün bölünmelerinin önü kesilmelidir... Bu da, kolluk kuvvetlerle değil, yüreklerden gelen vicdan muhasebesi ile olur... Davulun sesi uzaktan, bize, böyle geliyor işte...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 104123
    % 0.12
  • 3.4906
    % -0.5
  • 4.1771
    % -0.29
  • 4.7234
    % -0.71
  • 145.551
    % 0.08
 
 
 
 
 
KAPAT