BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Büyük mutasavvıf Muhammed Sıddîk

Büyük mutasavvıf Muhammed Sıddîk

Büyük velîlerden olan Muhammed Sıddîk Bedahşî, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin sohbet ve hizmetine kavuşmuştur. Hanımı da sâlihâ olup, çok ibâdet ederdi...



Muhammed Sıddîk Bedahşî, Hindistan’da yetişen büyük velîlerdendir. Doğum târihi bilinmemektedir. Küçük iken, Hân-ı Hânân Abdürrahîm’in sohbetinde bulundu. Bunun vâsıtası ile Hâce Bâkî-billah hazretlerinin sohbeti ile şereflendi. Bu hocasının vefâtından sonra, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin sohbet ve hizmetine kavuştu. Evliyâlıkta, “Vilâyet-i hâssa” ismi verilen en yüksek makamlara kavuşmakla şereflendi. 1622 (H.1032) senesinde, izin alarak hacca gitti. 1640 (H.1050) senesinde vefât etti... İmam-ı Rabbânî hazretlerinin Mektubât’ında Muhammed Sıddîk’a yazılmış mektublar vardır. Onlardan birinde özetle şöyle buyuruluyor: “ÖYLE YAŞAMALIDIR Kİ...” “Allahü teâlâya hamd olsun! Onun seçtiği kullarına selâm olsun! Hadis-i şerifte, (Bir kimsenin iyi Müslüman olduğu, lüzûmlu şeylerle uğraşıp, faydasız şeylerden uzaklaşması ile belli olur) buyuruldu. Bunun için, zamanları kıymetlendirmek lâzımdır. Böylece, faydasız, boş yere vakit öldürmekten kurtulmuş olursunuz... Arkadaşların toplanmaları, bâtının dağılmaması içindir. Öteden beriden konuşmak için değildir. Bunun için, bir köşeye çekilmeyip, birlikte bulunmayı beğenmişlerdir. Bâtının toparlanmasını, toplulukta aramışlardır. Gönül topluluğunu bozan toplantılardan kaçınmak lâzımdır. Bâtının topluluğunu bozmayan her şey mübârektir. Bozanlar ise, uğursuz ve bereketsizdirler. Öyle yaşamalıdır ki, yanında bulunanların bâtınları toparlansın. Onları gönül dağınıklığına düşürmemelidir. Kendini toparlamalı, konuşmamalıdır. Nutuk çekecek, dedikodu yapacak zaman değildir...” (1. cild 176) “ÖLÜM, HAKİKATİN AYNASIDIR” Muhammed Sıddîk hazretleri, 1640 (H.1050) senesi şevval ayında vefât etti. Kabri, Delhi’de, hazret-i Hâce Bâkî-billah hazretlerinin bulunduğu kabristandadır. Hanımı da sâlihâ olup, çok ibâdet ederdi. Vefatı esnasında buyurdu ki: “Gerçekten sonsuz hayat, ölüme bağlıdır. Ölüm, ebedî hayatın süsleyicisi, donatıcısıdır. Hayır, belki âb-ı hayâttır, yâni hayat bahşeden, hiç öldürmeyen sudur. Ölüm, dostluğun kuvvetlendiricisidir. Ölüm, mâsivâ binâsını ateşe vericidir. Ölüm, üzüntü perdelerinin yakıcısıdır. Ölüm, hakikâtın aynasıdır. Ölüm, görünmeyen güzelin yüzünden perdeyi kaldırıcıdır. Gönlümün, gelmesinden hoşlandığı, beklediği şey ölümdür. Dağınıklıkları toplayan ölümdür. Ölüm seveni sevdiğine kavuşturucudur...”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT