BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir ülke batar mı?

Bir ülke batar mı?

Devletlerin iktisadi olarak batabildiklerini Rusya krizinde ve Arjantin’de görmüştük. Ödemeler dengesi çöken kamu maliyesi, borçlarını ödeyemez hale gelebiliyor, moratoryum (devletin iflası diyebiliriz) ilan edebiliyor.



Devletlerin iktisadi olarak batabildiklerini Rusya krizinde ve Arjantin’de görmüştük. Ödemeler dengesi çöken kamu maliyesi, borçlarını ödeyemez hale gelebiliyor, moratoryum (devletin iflası diyebiliriz) ilan edebiliyor. “Batmaz” denilen muazzam büyüklükteki bankaların birbiri ardına nasıl çökebildiklerini de içinden geçtiğimiz kriz bize öğretiyor. Bu krizde bir şey daha öğrendik: Ülkeler de batabiliyor. İzlanda bu “yeni nesil batış” gerçeğinin ilk -ve şu ana kadar tek- örneği... Okyanusun kuzeyindeki bu küçük adada kamu maliyesinde bariz bir tehlike olmamakla birlikte, İzlanda bankaları “boylarını çok aşan” riskli pozisyonları itibariyle ülkeyi fiilen batırmış durumdalar. Öyle ki, başbakan “ülke olarak iflas etmek üzereyiz” diyor. *** 300 bin nüfuslu bir ülke, 19 milyar dolar milli gelir... İzlanda bankalarının taşıdığı finansal riskler ise bunun 10 katı... Mekanizma çok basit aslında: Ucuz borç bulup başka ülkelere borç veya sermaye olarak vermek. Sıcak para ticareti veya “carry trade” denilen finansal cambazlığın “ülkesel” uygulaması... Üretimi temsil eden milli gelir rakamının 10 katı finansal risk taşıyan bir ülkenin, rüzgâr tersten estiğinde “ülke olarak” batması da kaçınılmaz oluyor. *** İzlanda’nın batışı bugünkü krizin muazzam boyutları yanında önemli olmayabilir. Ama bu batış “finansal mühendisliğin parlak zekâlarının” unutturduğu bir şeyi hatırlatıyor: Aslolan üretimdir ve üretime dayanmayan hiçbir büyüme “gerçek” değildir. Üretim biçimleri değişebilir, “ürün” kavramı çeşitlenebilir; lakin iktisadi gelişim ve refahın var olabilmesi, ancak bir katma değer (kitabi tabirle artık değer) üretilmesine bağlıdır. İktisaden teyid edilemeyen “değer artışları”nın bir illüzyondan ibaret olduğu, “çayın taşıyla dağın kuşunu avlamanın” hayalden ibaret olduğunu dünya bu krizle öğreniyor. Biz mi? Biz 2001’de “duvara toslayarak” öğrenmiştik zaten... Öğrenmiştik değil mi?
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT