BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kirli işlere bulaşmıştı...

Kirli işlere bulaşmıştı...

Ağlamaya başlamıştı. Hıçkırıkları omuzlarını sarsıyordu.



Ağlamaya başlamıştı. Hıçkırıkları omuzlarını sarsıyordu. Zaten hassas bir kadın olan Müzeyyen hanım da sarsıldı hıçkırıklarla. Nafiz bey elini kaldırdı: - Durun bakalım yahu, ne oluyorsunuz? Susun bir hele... Dudaklarını şaplattı karısına bakarak: - Hele bir çay koy bakalım Müzeyyen. Sonra Seher’e döndü: - Bak kızım, anlaşılan kirli işlere batmış senin çocuk, dilerim bulursun onu başı belaya girmeden. Kim bilir mafyanın eline mi düştü, ne oldu... Neyse, tabii bu önemli bir mesele ama asıl şimdi düşünmemiz gereken sana bir iş bulmak, bir yer edinmek. Param var diyorsun, ne kadar paran var ki? Hemen elini koynundaki cüzdana attı Seher, arkasını dönüp belindeki kuşağı çözdü. Onun içindeki tomarları çıkartıp samimiyetle koydu adamın önüne: - İşte Nafiz dayı, gecekonduyu sattıktan sonra aldığım para bu, içinden yirmi milyonunu rahmetlinin borcuna verdim, Otobüs bileti aldım, buraya gelirken taksiye verdim. Gerisi hepsi duruyor. - Yahu, ne çıkarttın bunları ortaya, ben öylesine sormuştum. Bana kalırsa gidelim bu parayı bir bankaya yatıralım. Daha emniyetli olur, lazım oldukça çekersin. Bir de bizim Nuri’ye uğrayalım, belki bir bildiği yer vardır, hani şöyle tek oda falan... Satın almak mümkün değil de kira olarak. Seher heyecanlanarak başını salladı. Müzeyyen hanımın getirdiği çaydan bir yudum aldı. - Kız seninle kalsın abla, uyuyor zaten, sarsıldı yavrucak. Nafiz bey yavaşça kalktı yerinden, odasına doğru yürürken seslendi: - Ben giyineyim geleyim, çıkarız hemen Seher kızım. Hazır ol! * * * Bankadan çıktıktan sonra Nafiz bey elindeki cüzdanı Seher’e uzattı: - Al bakalım, şimdi paranın yerine geçen bu cüzdan, bunu sakla gözün gibi. İhtiyacın olduğunda bu cüzdanla geleceksin bu bankaya, hüviyetinle birlikte istediğin kadarını alacaksın paranın. Yoksa o kadar parayı beline falan bağlamakla olmaz bu işler. Kadın başını sallayarak aldı cüzdanı. Hemen koynuna soktu. - Allah razı olsun senden dayı.... Ne iyi insansınız siz. Fahri de eksik olmasın Reşat öldükten sonra çok yardım etti bize. Sana benzemiş demek ki yeğenin... Güldü nafiz başını eğerek: - İyidir kerata, iyidir, kadir kıymet bilir yeğenim. Bir müddet yürüdüler. Seher ilk defa gördüğü bu şehrin bu mahallelerinin kendi yaşadığı yerlerden pek de farklı olmadığını görüyor, hayret ediyordu. Sadece daha çok insan vardı. İstanbul’a göç eden Anadolu insanı küçük küçük şehirler oluşturmuşlardı yerleştikleri yerlerde. Kendi geleneklerini, alışkanlıklarını, törelerini de beraberlerinde getirip gelmişler, sadece mekan değiştirmişlerdi. İstanbul minyatür bir Türkiye’ydi adeta. Nafiz bey bir kıraathanenin önünde durdu: - Sen hele şurada bekle beni, ben içeriye bir bakayım. Hemen kenara çekildi Seher. Dar bir caddeydi bulundukları yer. İki araba zor geçiyordu. Yol boyunca bakkal, market, berber, mobilyacı, elektrikçi, her çeşit esnaf dizilmişti sanki. Üst katlardan insanlar tertemiz yıkadıkları çamaşırları sallamışlar, kimisi halı asıyor, kimisi karşı apartmandaki komşusuyla bağırarak konuşuyordu. Duvara dayandı Seher, dua ediyordu işinin rast gitmesi için. Nafiz bey içeriye girince hemen masalara göz gezdirdi. Bir sürü adam yeşil örtüler serili masalarda ya okey oynuyorlardı, ya da iskambil. Duman doluydu içerisi. Aradığı adamı en dipteki masalardan birinde gördü yaşlı adam. Hemen o tarafa doğru hareketlendi: - Merhaba Nuri, nasılsın? DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT