BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Dünyâ hayâtı, rüyâ gibidir

Dünyâ hayâtı, rüyâ gibidir

Dünyâ hayâtı, rüyâ gibidir. Ölüm, insânı uyandırınca rüyâ bitecek ve hakiki hayât başlayacaktır. İmân ile ölenler için ölüm, hayâttır, hem de, sonsuz hayât!..



Bu dünyâ, geçici bir konaktır ve âhirete göre zindân gibidir. Dünyânın bu geçici varlığı, bir görünüştür, herhangi bir şeyin gölgesi gibi, yavaş yavaş çekilmekte ve geçip gitmektedir. Hadîs-i şerîfte; (İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar) buyuruldu. Dünyâ hayâtı, rüyâ gibidir. Ölüm, insânı uyandırınca rüyâ bitecek ve hakiki hayât başlayacaktır. İmân ile ölenler için ölüm, hayâttır, hem de, sonsuz hayât! IŞIĞA DÖNMEK LAZIM... İnsanlar, dünyâya meylettikçe sıkıntıdan kurtulamaz, çünkü dünyâ, sıkıntı kaynağıdır. Bu sıkıntıdan kurtulmak için, mutlaka âhirete, ışığa dönmek lâzımdır. Eğer insân ışığa dönerse, gölgesi arkada kalır ve peşinden gelir. Işığa arkasını çevirirse, karanlığa dönmüş olur, işleri karanlık olur ve hiçbir zaman gölgesine de yetişemez. İnsân, yönünü dünyâya çevirirse insânlarla çarpışır, kavga eder ve huzûrsuz olur. Eğer insân yüzünü âhirete çevirirse, kendisi huzûrlu olduğu gibi etrafına da huzûr dağıtır ve insânlar onun gibi olmak için yarışır. Vaktiyle Abbasi halifelerinden Harun Reşîd, kendi zamanında yaşayan ve meczub evliyâdan diye bilinen Behlül Dânâ hazretleriyle görüşmek, hikmetli sözlerini duymak ister ve adamlarına onu bulup getirmelerini söyler. Halifenin adamları, Behlül Dânâ hazretlerini bir mezarlıkta uyur halde bulurlar ve uykusundan uyandırırlar. Uykudan uyanan Behlül Dânâ hazretleri, halifenin adamlarına; -Siz ne yaptınız! Beni hükümdârlık makamından indirdiniz. Şimdi ben ne yapacağım? diye dövünmeye başlar. Görevliler, bu hâle bir anlam veremezler, gidip gördüklerini ve bu sözleri Halifeye aktarırlar. Halife de, bu sözlere bir mânâ veremez ve Behlül Dânâ hazretlerini huzûruna çağırıp; -Ey Behlül! Bu ne iştir? Sen hangi hükümdârlıktan indirildin ki diye sorar. O da; -Ey Halife, ben rüyâmda ne güzel hükümdârdım. Saraylarım, ordularım vardı. Saltanat ve ihtişâm içindeydim. Lâkin senin adamların beni uyandırdı ve ben tahtımdan oldum, cevabını verir. Bu sözlere hayret eden halife Harun Reşîd; -İyi ama ey Behlül, rüyâdaki hükümdarlığa hiç itibar olunur mu? Bak, uyanıp gözünü açınca her şeyin bittiğini sen de gördün der. Bunun üzerine Behlül Dânâ hazretleri; -Ey halife, benim hükümdarlığım, uykudan uyanıp gözümü açınca bitti. Senin hükümdarlığın ise, gözünü kapatınca yani ölünce bitecek. Bu iki hükümdarlık arasında ne fark var? Üstelik ben, uyanıp gözlerimi açınca hayat buldum. Sen ise gözlerini kapatınca yani ölünce, saltanatından olacaksın ve pişmanlığın başlayacak, sorgu suâle çekileceksin. O hâlde söyler misin, hangimizin hükümdârlığına itibar edilir? buyurur. Behlül Dânâ hazretlerinin bu sözlerine, halife Harun Reşid söyleyecek söz bulamaz... İŞ İŞTEN GEÇMEDEN... İnsân rüyâda çok zengin olabilir, yüksek mevki makam sahibi olabilir, çok işler yapabilir, ama uyanınca hepsi biter. Uyanınca; “Benim şu mallarım vardı, şöyle mevki makamım vardı” demesinin ne kıymeti olur ki? Bunun gibi, insânlar da ölünce, malı mülkü, serveti, evlâdı, hanımı, hepsi dünyâda kalır. İnsanlar ölüp uyandıklarında; “Biz nereye geldik, burası neresidir? Bizim mallarımız, mevki ve makamlarımız vardı, eş dostlarımız vardı, nerede bunlar?” deseler de, hiç kıymeti olmayacak. Din büyükleri; “İnsanlar sarhoştur, ölünce ayılırlar” buyurmuşlardır. Yani sarhoşluk, ölünce biter. Mal sarhoşudur, rütbe sarhoşudur, mevki sarhoşudur, ama ölünce her şey biter. Gerçekler anlaşılır, ama iş işten geçmiş olur. Peygamber efendimiz; (Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz öyle diriltilirsiniz) buyuruyor. Netice olarak insân, bu dünyâda, rüyâ ile, hayâl ile oyalanmaktadır. Halbuki dünyâ, âhiretin tarlasıdır ve tohum ekecek zamândır. Burada tohumlarını ekmeyip yiyenler, böylece bir tohumdan kat kat meyve kazanmaktan mahrûm kalanlar, dünyâda da, âhirette de zarardadırlar ve sonunda pişmân olacaklardır. Akıllı kimse, bu dünyâyı fırsat bilerek ve Allahü teâlânın beğendiği hayırlı işleri yaparak, âhıret için hazırlık yapandır.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT