BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kurban düşünceleri

Kurban düşünceleri

Kurban Bayramı geliyor. Kurban Bayramı’nı bir çeşit vahşet bayramı, kan gölü günleri gibi değerlendirmeye başladık. Neredeyse kurban kesenler zalim, kesmeyenler merhametli kabul edilecek. “Evvel yoğidi işbu rivayet yeni çıktı.”



Kurban Bayramı geliyor. Kurban Bayramı’nı bir çeşit vahşet bayramı, kan gölü günleri gibi değerlendirmeye başladık. Neredeyse kurban kesenler zalim, kesmeyenler merhametli kabul edilecek. “Evvel yoğidi işbu rivayet yeni çıktı.” Vahşet, hayvanlara acımasızlık, sadizm gibi kelimelerin bu bahiste yeri yoktur. Dinî inancımızdan kaynaklanan, “cümle yaradılmışa bir göz ile bakan” bir kültürümüz vardır bizim. Bırakın hayvanları, bitkilere, taşa, toprağa bile şefkatle yanaşan bir inancın insanlarıyız biz. Bu kültürün insanları arasında katiller, zalimler çıkmamış mı? Elbette çıkmıştır. Çıkacaktır. Eğer toplumumuzda merhamet duygularının gitgide körelmekte olduğunu düşünüyorsak bunun sebeplerini araştıralım. Bizim tasavvuf kültürümüz, elinde paketlerle evinin kapısına geldiğinde eşikteki taşı ayağıyla itip içeri girdikten sonra paketleri koyup dışarı çıkarak ittiği taşı eline alıp özür dilercesine, okşar gibi duvarın kıyısına koyacak tıynette insanlar yetiştirmiştir. Ama o insanlar da kurban kesmiştir. Eğer o insanları yoğuran mayayı kaybettiysek onu bulmaya çalışalım. Kurban kesmek bir ibadettir. Yılda bir defadır bu. Dinimizin vâcip kıldığı kurban senede bir defadır. Her hafta, her ay değil! Her gün, her hafta et yiyenler yılda bir defa, Allah rızası için kesilip fakir fukaraya dağıtılan kurbanı neden dile doluyorlar? Bütün sene et yiyemeyenlerin yılda bir kere et yemelerini çok görmeyelim. Et yemek de bir ihtiyaçtır. İnsanoğlu hem ot yiyen hem et yiyen bir canlı olarak halk edilmiştir. “Biz hayvanlara olan sevgimizden dolayı memleket dahilinde bundan böyle hayvan kesimini yasaklıyoruz, topyekûn vejetaryen olacağız” diyorsanız, bu karar bile kurbana karşı durmaktan daha mantıklıdır. Fakat 360 gün hayvanları kesip yiyip 4 günlük kurban bayramında “Olmaaz!” demek nasıl izah edilecek? Kümes hayvanlarını kesiyoruz, ava çıkıp kuşları, tavşanları avlıyoruz, balığa çıkıp balıkları oltanın ucunda sallandırıyoruz, hele yengeç ve ıstakozlara ettiklerimiz?! Ama sıra kurban kesmeye gelince... “Olmaz!” Dünya yüzünde eti tanımadan büyüyen çocuklar var. Memleketimizde mutfağına aylarca et girmeyen, et yemeğini kurban bayramından kurban bayramına yiyen binlerce aile var. Yılda bir defalık kurban bayramı bu gerçekler üzerine, yoksulun et ihtiyacını karşılamak üzere getirilmiş bir ilâhî düzenlemedir. Bırakın o mutfaklarda da yılda bir defa, birkaç gün kavurma kokusu olsun! O aileler de et kokusuna imrenip durmaktan kurtulsun! Yüzbinlerce çocuğumuz vardır, vitrinlerde dönüp duran döner kebaplara bakıp durup yutkunurlar. Onlar yutkunurken içerdeki masalara oturup kebaplarını âfiyetle yiyenlerimiz hem damak zevklerini tatmin eder, karınlarını doyurur, hem protein ihtiyaçlarını giderirler. Kebap kokusunun o çocuğun burnuna nasıl geldiğini düşünürler mi hiç? Onun bünyesinin de sağlıklı olmak için bir parça ete ihtiyaç duyduğunu düşünürler mi? Bu ne çeşit bir şefkattir? Bu ne biçim bir toplum dengesidir? Doğru, her gün et yiyebilecek durumda olanların, et yemek için bir sene bekleyenlerin halini anlaması zordur. Tabaklarındaki et de birkaç gün önce canlı hayvandı. Yerken nasıl kesildiğini akıllarına getiriyorlar mı? Hayır! Bu mesele hayvan haklarını koruyacağız, hayvan dostuyuz diyerek sokaklarımızı yüzbinlerce başıboş, sahipsiz ve hastalıklı köpekle doldurup onların yaşama hakkından söz ederken insanlarımızın kuduz olup ölüp gitmesine göz yummaya benzedi. “Cümle yaradılmış” bir yaşama hakkı sıralamasına tabi tutulacak olursa herhalde ilk sıraya insanı koymak gerekir. Kurban kesmek sosyal sonuçları olan bir ibadettir ve hali vakti yerinde olanların, olmayanların et ihtiyacını yılda bir defa olsun karşılayarak toplumdaki dayanışmaya, dengeye, eşitliğe katkıda bulundukları bir ibadettir. Eğer kurbanın ibadet olarak makbul olması için gereken şartları yerine getirmeyenler varsa onları aydınlatalım. Bir kör bıçak lâfıdır gidiyor. Yani bizim memleketimizin evlerinde hiç keskin bıçak yok mu, yoksa insanlarınız mahsus keskin bıçağı bırakıp hayvana eziyet olsun diye kör bıçağa mı davranıyorlar? Ben çok iyi biliyorum ki kurban bayramı yaklaşırken bıçak bileyiciler fazla mesai yapar, hatta köşebaşlarında seyyar bıçak bileyiciler peyda olur. Halk bayram günü kullanacağı bıçakları biletir. Nereden çıktı kör bıçak lâfı? Kör bıçak kullanan yok mudur? Vardır ama kör bıçakla insanı doğrayanlar da var. Böyle vahşî olayları bir dinî vecibenin yerine getirilmemesi için delil gösteremeyiz. Peki, halkın büyük çoğunluğunun kurban kestiği bayram günlerinde nâhoş manzaralar görülmüyor mu? Görülüyor. Gelin onların sebepleri üzerinde düşünelim. Şehirlerimizi bir karış toprağı, bahçesi olmayan sırt sırta apartmanlarla doldurduk. Köyler boşalıp büyük şehirlere taşındı. Su giderleri, kanalizasyonları yeterli olmayan, belki suyu da olmayan mahalleler kuruldu. Kaldırımın kenarında koyun kesenleri ben de gördüm, çok üzüldüm ama kurbanı değil, şehirleşme vaziyetimizi sorguladım. Bu gerçekleri görüp bunların ıslahı için kafa yoralım. Kimse banyosunda yahut kaldırımın kenarında kurban kesmeye meraklı değildir. Meselâ, her mahallede küçük, kapalı, modern -kapısında bıçak bileyicisi de olan- bir et kesim yeri kuralım; hayırseverlerimize bunun tıpkı cami gibi dinî bir ihtiyaç olduğunu, yaptırmanın sevap olacağını anlatalım. Bu arada da bırakalım, bir sene boyunca bu bayramı bekleyenler nasiplensinler. Bunları yazan ben sanmayın ki et düşkünü biriyim, benim hayatım ot yiyerek geçer. Tanıyanlar kurban bayramlarında aç kaldığımı bilirler. Okuyucularımıza hayırlı bayramlar diliyorum.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT