BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Evet; biz duygusalız...

Evet; biz duygusalız...

Maç, çocuklarla, erkekler arasında oynandı” Bu söz, Hırvatistan hezimetinden sonra söylendi...



Maç, çocuklarla, erkekler arasında oynandı” Bu söz, Hırvatistan hezimetinden sonra söylendi... Tahmin edin bakalım... Kim söylemiş olabilir? Türkiye‘yi; bırakın Azerbaycan, Kazakistan, Belçika, Avusturya ve Almanya‘nın bulunduğu grupta; 9 grubun bile toplamında “En kötü ikinci” yapan patron Hiddink‘e ait bu sözler... Hani İstanbul‘u özleyip, ayda bir kere turist gibi gelenlerle aynı kefeye koyduğumuz Hiddink... Milli takıma oyuncu seçme işini bizzat kendisi değil, yardımcılarına bırakarak, mesuliyeti üzerinden atmanın yollarını arayan Hiddink‘e ait bu sözler... 2008 Avrupa Şampiyonası‘nda “İlk dörde girme apoletini” omuzlarına takan ve hâlâ daha o apoletleri gururla taşıyan bir takımı , EURO 2012 grup elemelerinde rezil rüsva eden birisi, “Maç, çocuklarla erkekler arasında oynandı” derken neyi kastetti acaba? Erkekler Hırvat, çocuklar biz miydik? Tam tersini söyleseydi, sonunda “Erkekler, çocuklara nakavt oldu” anlamı mı çıkacaktı? Hiddink, kavgada bile söylenmeyecek sözleri, aklına geldiği gibi, nereye gideceğini hesap etmeden Türkiye‘yi duygusallıkla suçlayarak(!) gündeme oturtup, farklılığını mı gösteriyor? Eğer böyle farklılık peşindeyse “Dünya 3.sü bir takımı” ele güne rezil etmez, en azından 2012‘nin hayalini gönüllerimizden silmezdi... Ne oldu şimdi... Biz de bittik, Hiddink de... Bile bile lades... Konu milli takım olduğunda, sanki cenderede sıkılıyormuş gibi canımız yanıyor... Transfer döneminde 3 milyon eurodan başka bir rakamı ağzına almayan futbolcularımız, eleştiri oklarının kendilerine yöneldiğini hissettikleri anda, sahadaki rakip yerine bizlere aslan, kaplan kesiliyor... Kimisi Emre gibi “Milli takımı bırakma zamanım geldi” diye en hayati maç öncesi en söylenmeyecek sözü ediyor... Ve yine o Emre, sarı kart sınırında olduğunu bile bile, Arena‘da hezimete uğramış bir takımın kaptanı olarak, Zagreb‘teki rövanş öncesi cezalı duruma düşüyor... Ya Arda’ya ne demeli? Baktı ki Hırvatistan rövanşı için ümit yok, o da, lüzumsuz yere sarı kart görüp, kendini cezalandırıyor... Milli Takım değil, sanki “uyanıkspor” futbolcuları ya bunlar... Emre‘nin de, Arda‘nın da, sahada cinlik yaparak, takımını rövanşta “ne halin varsa gör” gibisinden yalnız bırakmaya hakları yok ki... O forma sayesinde Arda oldular, Emre oldular... Milli görevden bilerek kaçmak kimsenin haddi değildir... Bu Emre de olsa böyledir; Arda da olsa böyledir... Çok önemli iş yaptılar sanki... Hadi gidin işinize yahu... Ne demiş Mevlana: “Körler çarşısında ayna satma... Sağırlar çarşısında gazel atma!” Gelelim neticeye Bugün bir büyük sürpriz gerçekleşmezse bizim defterimizin dürüldüğü gün olacaktır... Ve biz, Hollandalı hocayı hedef tahtası yapacağız hemen... Yani “Hiddink’le bu kadar” diyerek işin içinden sıyrılma kolaylığına gideceğiz... Oysa bu, sadece sivrisinekleri tek tek öldürmeye benzer... Geride bir bataklık var, ne olacak peki? O bataklığın kurumamasına kalkan olanlar duracak mı yerinde? Bizim yeni sayfaya ihtiyacımız var... Bu sayfada Hiddink‘e elbette yer yok... Ama onunla birlikte tüm teknik kadroya da ihtiyacımız yok... Başta milli davadan kaçmak adına, bile bile cezalı duruma düşenler; kulüp futbolculuğunu ne kadar iyi yaparlarsa yapsınlar, asla milli formaya yakışmayanlar; hakemle, rakip teknik adamlarla, futbolcularla “it dalaşına” girenler; seyirciyle “küfür düellosu” yapanlar, yolunuz açık olsun... Düşün yakamızdan... Ay -yıldızlı formayı “prim madeni” olarak görmeyecek, nice arzulu genç nesil var gözlerimizin önünde... Şimdi nöbet zamanı... Fırsatı kaçıranlara, nöbette uyuyanlara artık güvenimiz kalmamıştır... Öyleyse, size marş marş... Çünkü sizin hedefiniz, bizim hedefimiz değildir... Karıncaya sormuşlar: “Nereye gidiyorsun?” “Hacca” demiş... “Bu bacaklarla nasıl olacak?” demişler... Karınca “Olsun, varmasam da uğruna ölürüm” demiş... “Kaçarım” dememiş, boş vermemiş, pes etmemiş... Çünkü “Hayat hoştur, gerisi boştur” deseler de; o hayat, ileriye doğru yaşanır, geriye doğru anlaşılır her zaman...
Reklamı Geç
KAPAT