BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İnsanlardan toplu helâklerin kaldırılması -1-

İnsanlardan toplu helâklerin kaldırılması -1-

Cenâb-ı Hak, insanlara çok büyük bir ihsân olarak gönderdiği “Peygamber”leri vâsıtasıyla kullarına ebedî saâdet yollarını göstermiştir...



Hemen makâlemizin başında belirtelim ki, nice hikmetlere mebnî, Cennet’ten dünyâya gönderilen ilk insan ve ilk Peygamber Hazret-i Âdem aleyhisselâmdan itibâren, bu gezegenimize pekçok Peygamber gönderilmiştir. Bazı coğrafî bölgelere, bazı kavimlere, bazı zaman dilimlerine mahsûs, mevziî peygamberler gönderildiği gibi, âlem-şümûl, cihân-şümûl ya’ni evrensel Peygamber de [ya’nî Sevgili Peygamberimiz de] gönderilmiştir. Bu peygamberler, insanlara, Allahü teâlânın bütün emir ve yasaklarını, eksiksiz bir sûrette teblîğ etmişler, onlara yaratılış gâyelerini, insanlık, ahlâk, fazîlet, ilim, irfân, adâlet, hakkâniyet, insan hakları ve medeniyeti öğretmişlerdir. Asırlar boyunca Peygamberlere inanan, tâbi ve teslîm olan insanlar, dünyâda huzûr ve sükûn içerisinde yaşamışlar, âhirette de ebedî saâdete kavuşacaklardır. EBEDÎ SAADETİN YOLU Cenâb-ı Hak, insanlara çok büyük bir ihsân olarak gönderdiği “Peygamber”leri vâsıtasıyla kullarına ebedî saâdet yollarını göstermiş, kendilerine lâzım olan her şeyi öğretmiştir. Bu Peygamberlerin hepsinin de hedefi, insanların dünyâda huzûr içerisinde yaşamaları, âhirette de seâdet-i ebediyyeye kavuşmaları olduğu gibi, Peygamberlerin vârisleri olan İslâm âlimleri ve Evliyâ-yı kirâmın da hedefleri bu olmuştur. Ya’nî Allahü teâlânın bütün iyi ve temiz kulları, hep gıdâ gibi, bütün insanlara lâzım olan iyi fertler, iyi âileler ve iyi cemiyetler teşkîl etmek için uğraşmışlardır. Cenab-ı Hakk, insanlara muhtâc oldukları her türlü ni’meti de lutfetmiştir. Yüce Allah’ın, kullarına verdiği ni’metleri o kadar çoktur ki, hem de sayılamayacak kadar, ya’nî sonsuzdur. İbrâhîm sûresinin 34. âyetinde bu husûs şöyle ifâde edilmektedir: “Allah, istediğiniz şeylerin hepsinden size verdi. Eğer Allah’ın bunca ni’met[ler]ini teker teker saymaya kalkışsanız, sayacak olsanız, onu kısım kısım bile sayamazsınız. Gerçekten insan çok zâlim, çok nankördür.“ Bu konuda, İbrâhîm sûre-i celîlesinin 7. âyet-i kerîmesi çok dikkat çekicidir: “Düşünün ki, Rabbiniz şunu bildirdi: Andolsun, eğer şükrederseniz, elbette size [ni’met(ler)imi] artırırım ve eğer küfrân-ı ni’mette bulunur, nankörlük ederseniz, haberiniz olsun ki, gerçekten azâbım çok şiddetlidir.” Nisâ sûresinin 147. âyet-i kerîmesinde ise, meâlen şöyle buyurulmuştur: “Eğer siz, Allah’ın ni’metlerine şükreder ve îmân ederseniz, Allah size niye azâb etsin? Allah, şükredenlerin mükâfâtını verici, yaptıklarını bilicidir.” Tekâsür sûresinin 8. âyet-i kerîmesinde de, âhırette, kullara ihsân edilen ni’metlerin hesâbının sorulacağı şu şekilde açıklanmaktadır: “Sonra andolsun, o gün (kıyâmette) ni’metin şükründen muhakkak sorulacaksınız.“ “BİLİNMEK İSTEDİM!..” Bilindiği gibi, yaratılanların en şereflisi olan insanoğlunun dünyâya gönderiliş gâyesi, Allah’ı bilip tanımak, O’na şükretmek ve kulluk yapmaktır. Kur’ân-ı kerîmde Zâriyât sûresinin 56. âyet-i kerîmesinde: “Ben, cinnîleri ve insanları ancak (beni bilsinler, tanısınlar ve) bana kulluk etsinler diye yarattım” buyurulmaktadır. Bu husûs, büyük Türk müfessiri, muhaddisi ve mutasavvıfı İsmâîl Hakkı Bursevî’nin “Kenz-i Mahfî“ isimli eserinde yazdığı bir hadîs-i kudsîde ise: “Ben gizli bir hazîne idim; bilinmek istedim, bunun üzerine mahlûkâtı yarattım“ şeklinde ifâde edilmektedir. Hayât ve ölümün yaratılmasında da imtihân maksadı vardır. Nitekim Mülk sûresinin 2. âyet-i kerîmesinde Allahü teâlâ: “Amelce hanginiz daha güzeldir diye sizi imtihân etmek için hem ölümü, hem de hayâtı yaratan O’dur. O, azîzdir (her şeye gâliptir), gafûrdur (çok bağışlayandır)” buyurmuştur. Bakara sûresinin 155. âyet-i kerîmesinde de bu imtihân gâyesi şöyle açıklanır: “(Ey mü’minler, itâatkârı âsî olandan ayırt etmek için) and olsun, sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve mahsûllerden yana eksiltme ile imtihân edeceğiz. (Ey habîbim), sabredenlere (lütûf ve ihsânlarımı) müjdele.” [İnşâallah yarın bu mevzûa devâm edelim.]
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT