BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çatalın hikâyesi!

Çatalın hikâyesi!

Bugünkü hayatın sofra kültüründe dört dişli çatal, modernliği simgeleyen bir alet. Avrupa’da 13. yüzyıldan itibaren asillerin kullandığı bir sofra malzemesi idi. Şimdi sofra dizaynında bıçak ve kaşığın yanında yerini aldı. Hatta artık birçok çeşidi bile var...



Türk Dil Kurumu’nun “Türkçe Sözlük”te çatal tarifi: “Yemek yerken kullanılan iki-üç veya dört dişli, çoğunlukla metal araç”... Tarımda ya da çeşitli sanayi kollarında teknik manada kullanılıyor. Ancak bizim burada bahsedeceğimiz çatalın sofralarımızdaki yeri. Gümüş, metal, plastik, tahta yapıldığı malzeme ne olursa olsun, bu ufacık alet hayatımıza nasıl girmiş ve nasıl vazgeçilmez bir yer edinmiş. Merak ettiniz mi? İşte hikâyesi: Dünya tarihinde ilk çatalın iki dişli olduğu, ilk defa eski Mısır’da kazanlarda kaynayan sıcak et parçalarını almak için kullanıldığını biliyoruz. Aynı şekilde eski Yunan ve Roma medeniyetlerinde de çatalın yalnızca mutfaklarda etleri pişirmekte ya da ateş üzerinde çevirmekte kullanıldığını görüyoruz. İnsanlar asırlarca elleriyle yemek yediler. Tarih kayıtlarına göre, ilk çatal Bizans imparatorluğu zamanında bulunmuş, Avrupa’ya 13. asırda gelmiş. İlk kez Venedik’te Domenico Silvio adlı asilzadenin, Yunan asıllı bir prenses eşi tarafından verilen yemekte kullanıldı. İki dişli, altın bir çataldı ve skandal bir haber olmuştu. ŞEYTANIN ALETİ DENİLDİ! Daha sonra, 1328 yılında Macar kraliçesi Clemans’ın çeyizinde saklanmış altın kaşık ve çatallar görüyoruz. Toplu yerlerde açık olarak kullanılması 17. yüzyıla rastlıyor. 13 ila 17 yy arasında şeytanın kullandığı bir alet olarak görülmüş, çok kimse çatalı evine bile sokmamıştı. Fransa’ya III. Henri’ tarafından bir Polonya seyahati sonrası getirilmiş, sarayda hemen benimsenmiştir. Paris’te ilk çatal, bugün bile gurme dünyasındaki şöhretini aynı şekilde koruyan “Tour d’Argent” da kullanıldı. Avrupalı asilzadeler, çatallarının saplarına kendi isimlerinin baş harflerini işletiyorlardı. Ziyafetlerde, bu harflerin gözükmesi için çatallar tabağın yanına baş aşağı yerleştiriliyordu. OSMANLIYA TANZİMATLA GELDİ Bizim tarihimizde kaşığın çok eskilerden beri kullanıldığını, çatalın ise tanzimat yenilikleriyle birlikte geldiğini öğreniyoruz. İstanbul İngiliz Elçisi Fawkener, 1740’da devrin sadrazamı tarafından verilen ziyafeti anlattığı hatıralarında: “Yerde alçak bir ayak üzerine oturtulmuş geniş gümüş tepsiler üzerinde yemek yeniliyordu. Konuklardan bazıları parmaklarıyla yerken, bazıları kaşık kullanıyordu. Yemekten önce davetlilere ellerini silmeleri için ufak peçeteler dağıtıldı.” Bu davette elçiye üzeri kıymetli taşlarla süslü altın bir çatal, bir kaşık ve bir bıçak veriliyor. Kaşık, Osmanlı zengin sofralarında, saraylarda çok eskiden beri mevcut. Bugün Topkapı müzesinde sergilenenlerin hepsi birer sanat eseri gümüş, bağa, fildişi kaşıklar saraydan kalan servis takımlarının bir parçası. Çatal çok sonraları geliyor, genel olarak sert metalden yapılıyor. Gümüş ya da altın. Avrupa’da çok değil, üç asır önce çatalla yemek yiyenler belirli bir kesimdi. BİLMEYEN ÜLKELER VAR 1624 yılında, Avusturya İmparatoru adına, ordu subaylarına verilen bir ziyafetten önce dağıtılan talimat biraz abartılı gelse de günümüzde bile bazı sofralarda geçerli olabilir. Avusturyalı subaylara verilen talimatlar şöyle: > Altes kralın karşısına temiz çıkılacak, davete sarhoş gidilmeyecek, ağır başlı davranılacak. > Masada iken iskemle üzerinde yalpalanılmayacak ve bacaklar dümdüz ileriye uzatılmayacak. > Kemikler arkaya veya masanın altına atılmayacaktır > Parmaklar yalanmayacak, tabağın içine tükürülmeyecek ve örtüye sümkürülmeyecektir. Medeniyet simgesi olarak gördüğümüz çatal, kaşık, bıçak kullanılsa bile, insanoğlu belli terbiye kaidelerine zor alışmış. Yemeklerini asırlardır, “baget” denilen iki çubukla yiyen, ellerini kullanmak mecburiyetinde kaldıklarında sıcak, sabunlu peçetelere silen Çinliler pek çok konuda olduğu gibi sofrada da medeniyete batılılardan önce yakınlaşmadılar mı? Günümüzde çatal bazı doğu ülkelerinde, özellikle Afrika’da hâlâ bilinmiyor ve kullanılmıyor. Ülkemizde de kırsal kesimde çatal kullanmadan, elle yemek yiyenler var. Dilimizde “parmaklarını yemek” tabiri de buradan kaynaklanıyor olsa gerek. Ağzımıza attığımız lokmanın bütün lezzeti metal bir aracı olmadan parmaklarımızdan geçip damağımıza ulaşıyor olabilir. Yine de çatal medeni anlamda hayatımıza girmiş durumda. Hatta öylesine ki, yemek çatalı, pasta çatalı, servis çatalı gibi çeşitleri bile var.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT