BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Tehran’dan gelıreeem!

Tehran’dan gelıreeem!

İran, tarih boyunca, bizim en önemli komşularımızdan biri. Yüzölçümü bakımından, Türkiye’den bir misli daha büyük bir ülke.



İran, tarih boyunca, bizim en önemli komşularımızdan biri. Yüzölçümü bakımından, Türkiye’den bir misli daha büyük bir ülke. ( 1.088.000 kilometrekare) 1788 yılından beri, İran’ın başkenti Tahran! Halkın dilinde bu 224 yıllık başkentin telaffuzu hep Tehran şeklinde. Tehran’da 28 Mart 2012 tarihinde Yunus Emre Türk Kültür Merkezi açıldı. Bu münasebetle Türkiye’den İran’a giden 35 kişilik heyet içerisinde ben de vardım. Kendimi bildim bileli, İran benim hep ilgi alanım oldu. İran’ı görmeyi, İran’ı bir kitap hacminde yazmayı çok istedim. İran’ın nüfusu 75 milyon. Bu nüfusun 30 milyonu bizim soyumuzun, bizim dilimizin, dinimizin ve kültürümüzün insanları. Arta kalan 45 milyon Fars’ın atalarıyla da biz, asırlarca birlikte yaşadık. İran dilinin, İran edebiyatının, İran güzel sanatlarının üzerimizdeki güzel nakışlarını kim inkâr edebilir. Bizim de İran tarihinde silinmez izlerimiz var. İran coğrafyasını güçlendiren kavimler arasında, karşımıza önce Avşarlar çıkıyor. Kaşgarlı Mahmud’un Divan-ü lügat-it Türk eserinde belirtildiği gibi, 24 büyük Oğuz boyunun altıncısı, Avşarlardır. Safevî devletinin kuruluşunda Şah İsmail Safevî, Avşarların çok cesur askerî güçlerinden istifade etmişti. Annesi, Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan’ın kızı idi. Türk boylarından; Kaşgarlar, Afşarlar, Türkmenler, Azeriler, Karapapaklar, Karadağlılar, Kengerlüler, Hamse Türkleri, Horasaniler, Boçakçiler... İran bölgesinde etkili oldular. Bu süre, bizim tarihlerimize göre 850 veya 900 yıldır. Bu 900 yılın 130 yılı Kaçar Hanedanlığına ait! Türk Kaçar Hanedanlığı İran’da 1795-1925 yılları arasında hükümran oldu. İran’la, bizim çok kuvvetli dostluk münasebetleri kurmamızın büyük faydaları olacak... Bir takım büyük devletler, şu veya bu sebeblerle İran’la aramızı açmaya çalışıyorlar. İran’la geçimsizlik ne bizim ne de İran’ın lehine bir fayda doğurur. O bakımdan bizim İran’la kültür münasebetleri içinde bulunmamızın büyük güzellikleri ortaya çıkacaktır. Başta Firdevsi’nin 60.000 beyitlik Şehnamesi, Şirazlı Şadi’nin o çok meşhur Gülistan ve Bostan isimli eserleri Hz. Mevlâna’nın 6 ciltlik Mesnevisi ve diğerleri, bizim ülkemizde okunmalı, okutulmalıdır. Başta Yunus Emre olduğu halde Türk edebiyatının seçkin isimleri ve eserleri de İran’da okunmalı, sevilmeli, sevdirilmelidirler. Bunun sayılamayacak kadar faydaları olacaktır. Bizim dilimizde Farsça’dan 1.600 civarında kelime var. Onlardan bir tekini bile dilimizden çıkarıp atmamalıyız. Artırk o kelimeler de bizim öz dilimizin kelimeleri olmuşlardır. Mesela Gül kelimesi Farsçadır. Gül kelimesini Farsçadır diye bir tarafa itemeyiz. Çünkü biz, Gül kelimesinden 130 civarında kız ve erkek isimleri üretmişizdir (Gül, Gülay, Güldal, Gülhanım, Güler, Gülben, Gülten, Gülşen, Gülbeden, Gülçehre vs...) Peygamber kelimesi de, Bahçe, Aş, Asya, Azar, Bağ Vefa, Bahşiş, Çanta, Çarşamba, Derd, Dil, Düğme... gibi daha yüzlerce kelime de Farsça olmalarına rağmen tamamen Türkçeleşmişlerdir. Onları dilimizden nasıl silebiliriz? 28 Mart Çarşamba günü Tahran’da Yunus Emre Türk Kültür Merkezi, törenle açıldı. Törende Yunus Emre Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Ali Fuat Bilkan ile Dışişleri Bakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu konuştular. Onların konuşmalarından anladım ki yeni iktidar döneminde İran’la birlikte 20 ülkede Yunus Emre Kültür Merkezleri açılmıştır. Bana göre, 1923 yılından bu yana, Cumhuriyet hükümetlerimizin en önemli, en hayırlı kültür faaliyetlerinden biri de, bu yeni Yunus Emre Kültür Merkezleridir. Bu kültür merkezlerinin kuruluşuna yardımcı olanlar Yunus Emre gibi güzel insanlardır. Onları bütün gönlümle alkışlıyorum. “Tehran’dan gelireeem”, ifadesi “Tahran’dan geliyorum” cümlemizin karşılığıdır. Tehran’dan daha söyleyeceklerim var...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT