BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ayrılık korkusu kâbus olmasın

Ayrılık korkusu kâbus olmasın

Çocuklar özellikle okula yeni başladıkları dönemde ayrılık korkusu yaşar. Bu durumda anne babalar birbirlerini suçlamamalı ve onun bunu koz olarak kullanmasına izin vermemeli.



Öğrencilerin ve velilerin özellikle okulların açıldığı ilk dönemlerde yaşadığı en büyük problemlerden biri şu: “Ayrılık kaygısı bozukluğu ve okul reddi”. Okula yeni başlayan çocuklarda ayrılık kaygısı bozukluğu ve bunun doğurduğu okul reddi sık sık karşımıza çıkar. Çocuğu okula götüremiyoruz, sürekli ağlıyor, sınıfta durmak istemiyor. Ne yapabiliriz? Nedir bu ayrılık kaygısı bozukluğu? Çocuktaki belirtileri nelerdir, sade bir dille anlatmaya çalışayım. * Evden ya da bağlandığı başlıca kişilerden ayrıldığında ya da böyle bir ayrılık beklediğinde tekrarlayıcı biçimde sıkıntıya kapılma. * Bağlandığı kişileri kaybedeceğine ya da onların başına bir iş geleceğine ilişkin sürekli ve aşırı bir şekilde kaygı duyma. * Kötü bir olayın, bağlandığı kişiden onu ayıracağına dair sürekli ve aşırı bir kaygı duymak. * Ayrılma korkusundan dolayı, sürekli olarak, okula ya da başka bir yere gitmek istememe ya da gitmeyi reddetme. * Tek başına ya da evde bağlandığı başlıca kişiler olmaksızın kalma, kendisi için önemli erişkin insanlar olmadan farklı ortamlarda bulunma konusunda isteksizlik gösterme, bu konuda sürekli korku duyma. * Bağlandığı kişi yanında olmadan ya da farklı bir yerde uyuma konusunda sıkıntılar yaşama, uyumayı reddetme. * Ayrılma konusuyla alakalı sürekli kabus görme. * Bağlandığı kişilerden ayrıldığında ya da böyle bir ayrılık beklediğinde yineleyici bir biçimde fiziksel yakınmalar oluşması. (karın ağrıları, baş ağrıları, bulantı ya da kusma). Peki aileler ne yapmalı? Aile bireyleri çocuklarındaki problemle ilgili kendilerini ya da birbirlerini suçlamamalı. Bu şekilde sağlıklı bir çözüme gidilmeyeceğinin farkına varılmalıdır. * Bu korkular normal kabul edilecek gelişimsel korkulardır ve korkuların türleri yaşlara göre değişir. * Ayrılık kaygısı bozukluğunun belirtileri dikkatlice okunmalı. * Doğuştan gelen mizaç özellikleri, genetik yatkınlıklar ve çocukların anneye bağlanma stili bu kaygı bozukluğunda değişken bir faktör konumundadır. * Çocuğun bunu bir koz olarak kullanmasına izin verilmemelidir. Ağladığında kucağa alınan bebek her kucağa alınmayı istediğinde ağlayacak ve kucağa alınmayı bekleyecek. Bu şekilde davranışını kurnazca pekiştirecek. * Çocuğu aşırı korumak ve kontrol altında tutmak çocuğu güvensiz ve mutsuz yapar. Bu tip çocuklar ileride sorumluluk almaktan korkar ve kaygılı bir yapıya sahip olabilir. * Çocuğu dinleyin, onun duygularını görmeye ve anlamaya çalışın, onların bu kaygılarıyla asla dalga geçmeyin. Onu muhakkak bir uzmana götürün. >>> ENDİŞENİN BELİRTİLERİ Ayrılık kaygısı bozukluğu olan çocuklarda gözlenebilecek bazı belirtiler Davranış belirtileri: Anneden ayrılmak istememe. Yalnız kalmak istememe. Yalnız uyumak istememe. Okula gitmek istememe. Kabuslar görme, bununla beraber gelen uyku problemleri. Konsantre olamama, ağlama, tırnak yeme, arkadaşlarından kaçma, sosyal becerilerde düşüş. Fiziki belirtiler: Karın ve baş ağrıları, mide bulantısı, kusma, kısa süreli nefes alma, titreme, terleme, bayılma. Duygusal belirtiler: Sürekli, korku ve endişe, sinirlilik, hırçınlık, huzursuzluk, rahatsızlık, çekingenlik, utangaçlık. Ruhi belirtiler: Annemi bir daha göremeyeceğim düşüncesi. Kaybolacağım, kaçırılacağım vb. düşünceler. Ya beni almayı unuturlarsa ve hep burada kalırsam vb. düşünceler. >>> EĞİTİM AJANDASI > Kalkınma konferansı * Sürdürülebilir kalkınma için eğitim alanında ulusal ve uluslararası süreç, tüm paydaşların uygulama alanlarına yönelik örnek çalışmalar, kavramın ulusal olarak hayata geçirilmesi için atılması gereken adımlar Bölgesel Çevre Merkezi tarafından Millî Eğitim Bakanlığı ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı destekleri, Bosch Ev Aletleri’nin sponsorluğu ile 15 Kasım 2012’de, Birinci Ulusal Sürdürülebilir Kalkınma için Eğitim Konferansı’nda tartışılacak. Konferansta, yeni bir kavram olan “Sürdürülebilir Kalkınma için Eğitim” konusunu tartışmak adına karar vericilerin bir araya gelmesi hedefleniyor. ------------ >>> Hami Koç İhlas Koleji’nden mektup hami.koc@tg.com.tr * Ölüm en iyi nasihattir İnsan dünya telaşına çok fazla kapıldığında tehlikeli bir girdabın içine giriyor. Hayati ehemmiyet arz eden meseleler geri plana itilirken üzerinden hemen atlanıp geçilmesi gereken basit konular listenin zirvesine yerleşebiliyor. Günümüzün yoğun temposu arasında tefekkür edebilene ne mutlu... Yorgun argın yatağına uzandığında günün muhasebesini yapabilen; hastalanmadan sağlığın, yaşlanmadan gençliğin kıymetini bilebilenler ne kadar şanslı... Niçin yaratıldığımızı, bu hayata geliş gayemizi düşünmek için biraz mola vermek lazım. Nefes nefese koşarken niye koştuğunu düşünmek için düşmeyi beklememeli insan... Yaşadığımız çağın belki de en büyük problemi, eylemlerin düşünceyi kuşatmış olması. Teknoloji, modern hayat ve rekabet birleşince ortaya çıkan manzara ürkütücü... İnsana hakikati unutturan sürekli meşguliyet neticesinde, en ufak boşlukları bile bir şeylerle doldurmaya çalışıyor insan... Hâlbuki hayattaki bütün boşlukları, yine boşluklarla doldurmaya çalışma gayreti ne kadar enteresan! Pul biriktir, model uçak yap, maç seyret... Ama bu uğraşlar öncelik hâline gelirse tehlike başlıyor. Mücevher dolu sandıklar bir kenarda dururken çer çöple uğraşmak, bir de üstüne bu uğraşla gurur duymak ne fena! İnsan hayatında öyle boşluklar var ki ne pulla ne maçla dolmuyor. Ve insan hayatında öyle anlar var ki bizzat yaşamadan anlaşılmıyor. Geçtiğimiz hafta kardeşim Müsenna Koç’un kızı, yeğenim Zişan’ı toprağa verdik. En son konuşmamızda tatlı yeğenime “Bir arzun var mı?” diye sormuştum. “Sadece dua!” demişti. 7 yaşındaydı. Tertemizdi. Günahsız bir şekilde bu dünyadan ayrıldı. Cenazeyi, hastaneden camiye getirirken yol boyu düşündüm. “O kurtuldu!” dedim içimden. “Günaha, dedikoduya, riyaya, kibre, gıybete bulaşmadan kurtuldu. Bembeyaz bir sayfa gibi uçtu, gitti.” Şimdi biz düşünelim. Son nefesimizde ne hâlde olacağımızı, bugün peşinden koşturduğumuz işlerin yüzde kaçının ölümden sonra bize fayda getireceğini biz düşünelim. Bilvesile siz aziz okuyucularıma ve sevdiklerinize sıhhat ve afiyetle uzun ömürler diliyorum efendim. -------------- >>> Ahmet Rasim Akdağ PENCERELER ahmetrasim.akdag@ihlaskoleji.com * Hakkında bilmediğiniz 3 şey: Cam bardak * Günlük hayatımızın birçok yerinde kullandığımız cam bardaklar soda maddeleri, kireç ve kum karışımlarından ortaya çıkmaktadır. Bu üç madde aşırı derecedeki yüksek sıcaklıklarda ısınmanın etkisiyle macun şeklini almaktadır. Fırının içine konulan kilden bir kabın içinde kum, soda ve kireç karışımları 1500 dereceye kadar ısıtılır. Isıtıldıktan sonra yumuşak ve akıcı bir hâle gelen bu karışım, fırından çıkartıldıktan sonra istenilen şekli alabilecek kıvama gelir. Cam sanatında “pipo” ismi verilen kamışlar ile nefes yolu ile üflenerek istenilen şekil verilir. Bu işlemin ardından soğumaya bırakılan karışım, soğuduktan sonra cam hâline gelir. * Bardak, tedavi amaçlı da kullanılır. Tedavi amaçlı yapılan işleme “bardak çekme” yöntemi denir. Anadolu’da da kullanılan yöntemin Çin ve Moğolistan bölgesinde bulunan Uygur Türkleri tarafından ilk defa kullanıldığı bilinmektedir. Bardak içindeki oksijenin tüketilmesi esasına dayanan yöntem için eskiden Anadolu’da kâğıt ya da alkollü pamuk kullanılmıştır. Günümüzde pompa ile içindeki havanın alınması esasına dayanan aletler yapılmıştır. * Kalın bir bardağın içine çok sıcak su koyduğumuzda içi genişler, yani bardak genleşir. Bardağın iç kısmı böylece dış kısmını iter. Dış kısmı ise genişleyecek zaman bulamaz ve bu yüzden çatlar. Cam, sıcağı pek sevmez. Bardağın, ani ısı değişikliklerinin etkisinde kalan iç kısmı, dış kısmına göre daha hızlı genişler. Bu durumda oluşan çatlaklar kırılmaya yol açar. Bu nedenle soğuk meşrubat içilmiş veya soğuk ortamdan çıkarılmış bardağa sıcak su koymamak gerekir. > KARMA SÖZLÜK -?Sözlüklerden seçmeler... > Çocukluğa götüren şeyler * Sobanın ilk yandığında çıkardığı keskin kömür kokusu ve kızarmış ekmek kokusu. (aporrhais pespelicani) * Beslenme çantasında zamanla beliren o değişik -kötü olmayan- koku. (balikuv desem yeridir) * Son kullanım tarihinde içilmiş ayran bunlardan biridir. Kesinlikle ilkokulda veya orta okulda kantinden alınan ‘simit + ayran’dakini hatırlatır size. (jorge campos) * ‘Eti puf’un ambalajı ve havada uçan sineğin aniden yakınınıza konması. * Sonrası mı, sabahlar olmasın. (bazardaki artis) * Üfleyince tüyleri uçuşan beyaz kafalı çiçek. (morina) * Üç tekerlekli bisiklet. Ne zaman görsem bir tur versene diyesim geliyor. (nina simone) * İstisnasız her seferinde kek yaparken artan kek hamurunu yemek ve tencereden çikolatalı puding sıyırmak. (sadece okuyucuyum) >>> tweetçi twitter.com/AhmedRAkdag Metrobüs: Metrobüs kapıları açılınca içerdeki yer kapma savaşı > Dandanakan + Miryakefelon + Malazgirt + Star Wars + Orta sahadaki top kapma savaşı. yeşil maske “Metrobüste Yer Kapma” olimpiyatlarına hoşgeldiniz. Selin Ağca Oturduktan sonraki adım kulaklık çözmektir ve her sabah en az on metrobüs insanıyla bu işi senkronize yürütüyoruz çok başarılı ibrahim: Metrobüs değil kavimler göçü o. Şirz@t: Metrobüs yağun, yapışkan, akıcı! Hakan Ozel Mecidiyeköy metrobüs durağında sırf kalabalık oluşturmak için bekleme yapan 25 kişilik şebeke çökertildi...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT