BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çocuğunuza sorumluluk bilinci verin

Çocuğunuza sorumluluk bilinci verin

Çocuğunuzun sorumluluk sahibi olmasını istiyorsanız “Sen çocuksun, yorulma bırak, yapamazsın, odanı ben toplayayım” düşüncesinden vazgeçmelisiniz.



> Gökhan Ergür - PSİKOLOg Her ne hikmetse komşunun çocuğu hep daha başarılıdır sizden, onun akademik seviyesi asla düşmez, asla yaramazlık yapmaz, ailesini ve öğretmenlerini üzmez, sorumluluklarının farkındadır. Bu kıyaslamanın olumlu sonuçlar doğurduğunu görmedim hiç. Anne veyahut baba kafasındaki ideal çocuk modelini kızgın ve kırgın bir ses tonuyla ifade eder, çocuk da o esnada başını öne eğip halının motiflerini ilk kez görmüş gibi gözleriyle süzer. Sonuçta ne ebeveyn mutlu olur ne de komşu çocuğuna içten içe öfkelenen sorumsuz çocuk. Ebeveynin çocuğundan beklediği en önemli özelliklerden biridir sorumluluk bilinci. Bu bilinç uzun bir sürecin ürünüdür ve küçük yaşlarda ailenin bu bilinci çocuğa kazandırması gerekmektedir. Muhakkak ki çocuk belirli bir sorumluluk bilinciyle doğmuyor; çevrenin etkisi, ailenin yaşantısı, çocuğa davranışı (çocuğa yaşına uygun görevler vermek gibi) ve eğitim hayatı bu süreci etkiliyor. Çocuğun yetişkinlik döneminde başarılı, huzurlu ve mutlu olması bir bakıma bu eğitime bağlıdır. Peki sorumluluk ne demektir? Sorumluluk; kurallara uymak, tercihlerinin ve seçimlerinin sonuçlarına katlanmak, başka insanlara ve o insanların haklarına saygı göstermek bağlamında tanımlanabilir. Her söyleneni yapmak da sorumluluk değildir. Bundan kastım söz dinlememezlik ya da ebeveyne karşı itaatsizlik değil. Örneğin akşam eve altıda giden bir öğrenciyi arkadaşları dışarı çağırıyor ve öğrenci, arkadaşlarının söylediğini yapmak için yemek bile yemeden bahçeye top oynamaya koşuyorsa buna sorumluluk diyemeyiz. Evet, çocuk arkadaşlarını kırmıyor ama yarınki ders için de hazırlığını yapmaya yorgunluktan fırsat bulamıyor, okula ve ailesine karşı sorumluluğunu yerine getiremiyor. Kişilik gelişimine engel olmayın Ruhun garip bir yanı vardır, tek ve özeldir. Misal, grip olsak belli başlı ilaçlar vardır, bütün dünya insanları için bu ilaçlar standart hâle gelmiştir; içersin, iyileşirsin. Arada yan etkileri olabilir ama bu fiziksel gerçekliği değiştirmez. Ruh böyle değildir; onun filmini çekemezsin, onu muayene edip ona kesin bir şekilde tanı koyamazsın ve bireye özgü tedavi metotları geliştirmen gerekir. Her davranış aynı sonucu vermeyebilir. Sorumluluk bilinci kazandırma hususu da böyledir, kişiye göre farklılık gösterir. Ama kaba hatlarıyla inceleyecek olursak sorumluluk bilinci kazandırmanın temel hususları vardır. > Bilgilendirme: Çocuktan beklediğimiz davranış değişikliğini ona açıklamalıyız. Nedenlerimizi ona iyice aktarmalıyız ve çocuğun bu değişimi bir ihtiyaç olarak görmesini sağlamalıyız. Çocuk eğer neyi niçin yaptığını kavrarsa daha başarılı olur ve kendisinden beklenen şeyleri gönül rahatlığıyla seve seve yapar. > Takip: Unutmamak gerekir ki karşımızda hayat karşısında henüz acemi bireyler var. Neyi ne zaman yapacaklarının ayrımına varamayabilirler. Bu yüzden onlara bir süre tanımalıyız ve bu süre içinde davranışlarının değişip değişmediğinin takibini yapmalıyız. > Geri Bildirim: Geçen bu süreden sonra çocuklarla yaşanan süreci konuşmalıyız. Eğer olumlu yönde bir değişim varsa bu durum ödüllerle pekiştirilebilir. Şayet olumsuz bir gidiş gözlenmişse bu olumsuzluğun sebepleri üzerine detaylıca konuşulmalı, gerekli uyarılar yapılmalıdır. > Hatırlatma: Eğer çocuk ona verdiğimiz sorumluluğu yerine getirmiyorsa bu aşamada kendisinden beklentilerimizi ve sorumluluğunu hatırlatmamız gerekmektedir. Bu sayede davranışlarda bir iyileşme görülebilir. Eğer çocuğunuzun sorumluluk sahibi olmasını istiyorsanız ona sorumluluk vermeye istekli olmanız gerekmektedir. Klasik tutumlardandır “Aman! Çocuğum sen yorulma, bırak, yapamazsın; çoraplarını ben giydireyim, odanı ben toplayayım, yemeğini ayağına getireyim.” Bu şekilde çocuğun kişilik gelişimine engel olan sözler söylenebiliyor. Bu rahat tutum ileriki yaşantısında çocuğa zarar verecektir. Her zaman yanlarında siz olmayacaksınız, bırakın ayakta dursunlar, zorluklarla kendi başlarına da mücadele edebileceklerini öğrensinler. PENCERELER Ahmet Rasim Akdağ ahmetrasim.akdag@ihlaskoleji.com Şeker, 2000 yıl önce Hindistan’da kullanıldı Şeker ilk olarak şeker kamışından elde edilmiştir. On yedinci yüzyılın ortalarında şeker bütün dünyada tanınmıştı. Şekerin, kahve ve kakaoyla pişirilerek içilmesi modası Avrupa’nın zengin sınıfları arasında çok yayılmıştı. Fakat şeker hem çok işçilik isteyen bir imalât yoluyla elde edildiğinden hem de çok uzak ülkelerden getirtildiğinden, halk kitlelerinin faydalanabileceği kadar ucuza satılmıyordu. Bu yüzden yüzyıllar boyunca bir lüks olarak kalmış, ancak endüstri devri açıldıktan sonra, bütün halk kitleleri tarafından tüketilebilen bir madde hâline gelmiştir. Avrupa, şekeri doğudaki kolonilerinden alıyordu. Fakat I. Napolyon şeker yollarını kapatınca yeni şeker kaynakları arama yoluna gitmek mecburiyetinde kaldılar. Hindistan’da insanlar en az 2000 yıldır şeker kamışından elde ettikleri şekeri kristalleştiriyor. Büyük İskender’in askerleri oraya ayak bastıklarında arısız bal üreten bu insanlar karşısında şaşkınlığa kapılmışlardı. > Türkiye’de ilk şeker fabrikası Nûri Şeker adlı bir vatandaşın teşebbüsüyle 1926’da Alpullu’da üretime başladı. Şeker tüketiminin azaltılması, derinin yeniden esnekliğe kavuşmasına yardımcı oluyor. Uzmanlar, şeker tüketimine karşı dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu. Örneğin “Lugduname” adlı madde, sofra şekerinden 200.000 kat daha tatlı! Peki, bir oturuşta tam 16 kesme şekeri midenize indirdiğinizi düşünebiliyor musunuz? Oysa bu miktar 20 cl’lik bir şişe kola içtiğinizde tükettiğiniz şekerin biraz altında. > Şeker, hayatımızda o kadar yer edinmiştir ki insanımız bayramlara da şekerin ismini vermiştir. Kurban Bayramı’nda et, Ramazan Bayramı’nda -bayram namazından önce hurma, şeker gibi herhangi bir tatlı yemek müstehaptır- daha çok şeker ikram edildiği için Ramazan Bayramı’na “Şeker Bayramı” da denmiştir. KARMA SÖZLÜK -?Sözlüklerden seçmeler... Kişinin 17 yaşındaki hâline vereceği öğütler > Mimarlık yaz, hukuk yaz, bilemedin öğretmenlik yaz ama uluslararası ilişkiler yazma. (irimaniege) > Şu matematiğe biraz daha eğil. Zor değilmiş, bunu anlamak için senelerce beklemek zorunda kalacaksın yoksa. Ayrıca git fizik filan oku. En azından güzel şeylerle oyalanmış olursun gelecekte. (sefilmudur) > Bugün o yanında gezdiğin dostların dediklerin yarın yanında olmayacak o yüzden serseri gibi gezme de otur bari İngilizce çalış bir dil öğren sonra çok zorlanırsın haa! (arcee) > Elindeki jöleyi yere bırak. (hayt deli oğlan) > Lisedeki arkadaşlarınla son sınıfta fazla sosyalleşme, üniversiteyi kazanınca zaten tekrar göreceksin onları. Dersle eğlenceyi dengele. (armitage) > Az kafanı eğ göremiyorum. (rakutin) > Zannettiğin kadar büyük değilsin o yüzden yaşının tadını çıkar. (bur krl) EĞİTİM?AJANDASI ITRÎ ve dönemine disiplinlerarası bakış > İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), ölümünün 300. yılında UNESCO’nun 2012’yi “Itrî Yılı” ilan etmesi sebebiyle, Itrî üzerine uluslararası bir sempozyum düzenleyecek. “ITRÎ ve Dönemine Disiplinlerarası Bakışlar” başlıklı sempozyum, 3 Aralık Pazartesi günü İstanbul Üniversitesi Rektörlük Binası’nda bulunan Doktora Salonu’nda gerçekleştirilecek. tweetçi twitter.com/AhmedRAkdag ceriLevis Bazı insanlar pazartesi gibi. Nefret de etsen görüşmek zorunda kalıyorsun. Bazıları ise cumartesi gibi “hiç çıkmasa hayatımdan” diyorsun. SozYazdimUlan ”Neyse yarın çalışırım” diye bi cümle var ki tüm okul hayatımızı özetliyor. Fatih Yeşil Anneme anneler gününde terlik almam! İnsan kendine atılacak cephaneyi eliyle verir mi? RMB? O kızı üzersen karşında beni bulursun! Güldürürsen sağında, şaşırtırsan solunda olurum. Tavrına göre yer değiştirir, aklını alırım. Acaibim. Elif Erkmen Bir lafa bakarım laf mı diye, bir söyleyene bakarım adam mı diye, sonra tekrar lafa bakarım laf mı diye sonra karşıya geçerim. HamiŞ? Acaba beni de ‘bay bay yap’maya zorladılar mı? bu soru beni yiyip bitiriyor, günlük hayatıma adapte olamıyorum. Selin Alan Market kasasında poşeti açana kadar senden sonraki kişinin işi yavaş bitsin diye dua ediyosan sen eşittir ben demektir. İhlas Koleji’nden mektup Hami Koç - hami.koc@tg.com.tr e-BEVEYN olmak Bir cadde düşünün. Bu caddenin bir tarafında kitapçılar, kafeler, sinemalar, okullar, dershaneler var. Diğer tarafında ise kumarhaneler, uyuşturucu satıcıları, müstehcen film oynatan sinemalar dizili yan yana. Hırpani kılıklı yankesiciler, hapçılar kol geziyor. Ağzına kadar dolu atari salonlarından dışarıya silah sesleri taşıyor. Çocuğunuzla bu caddenin başında duruyorsunuz. Ve biricik çocuğunuz tek başına bu caddede kitap almak, alışveriş yapmak veya sinemaya gitmek için sizden izin istiyor. İzin vermiyorsunuz. “Ama bütün arkadaşlarım orada!” diyor eliyle göstererek. Bakıyorsunuz, hakikaten bütün okul arkadaşları orada. Bir kaçı kitapçıdan kitap alıyor, bazıları kütüphanede kitap okumaya dalmış. Kimi de kafede oturmuş muhabbet ediyor. Batakhanelerin olduğu taraf karanlık olduğu için net gözükmüyor. Kimlerin olup olmadığını göremiyorsunuz. Çocuğunuza güvendiğiniz için ve bütün arkadaşlarının da caddede olduğunu düşünerek izin vermek istiyorsunuz. “Aman çocuğum, caddenin diğer tarafına geçme sakın!” diye kulağına fısıldıyorsunuz. Çocuğunuz tam gitmek üzereyken birden gözünüz bir şeye takılıyor. O da ne? Kitapçının yanında küçük bir gazete bayisi var ve tezgâhta bir sürü müstehcen dergi duruyor. Dershane kapısının yakınlarında da bir adam oturmuş kapağına bakmaktan utanacağınız filmler satıyor. Dışarıdan çok güvenli gözüken kafenin içinde yüzlerine çocuk maskeleri takmış koca koca adamlar fark ediyorsunuz. Çocuk caddenin sağ tarafından ayrılmasa bile içiniz rahat değil. Ama izin vermezseniz de çocuğunuzun bunalıma girmesi an meselesi. Hem okuldan verilen ödev için mutlaka bir kitap alması lazım. Bu durumda tek bir çözüm kalıyor geriye. Çocuğunuzun elinden tutup caddenin güvenli tarafında birlikte gezmek... Çocuğunuz el tutma yaşını geçmişse, en azından onun bir adım arkasından yürümek ve onu boş bırakmamak. İnternet öyle dünya ki iyiyle kötü yan yana duruyor. Balla zehir aynı raflarda... Sünger Bob seyrederken, sayfanın sağ tarafında beliren müstehcen reklamlar bu yolun ne kadar tehlikeli olduğunun en büyük göstergesi. Sohbet odalarında 14 yaşındaki Ece olarak konuşan sanal kişinin 50 yaşında bir adam olma ihtimali çok yüksek. Vitrinde ödev konuları var diye giriyorsunuz, içeride rezalet son perde... Ne diyeyim? İşimiz zor... Ebeveyn olmak dünya tarihinde hiç bu kadar zor olmamıştı herhalde. Bu çetrefilli yolda bütün mesul yetişkinlere başarılar diliyorum değerli okuyucularım.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 106926
    % -0.06
  • 3.6758
    % -0.01
  • 4.3265
    % 0.16
  • 4.846
    % 0.22
  • 151.398
    % -0.04
 
 
 
 
 
KAPAT